Medine’de İç ve Dış Yapılanma Açısından İLK GAZVELER

Âdem SARAÇ vardisarac@yahoo.com.tr 

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın; ilk vahiyden başlamak üzere, bütün risâlet hayatı boyunca, sürekli mücâhede ve mücadele hâlinde olduğunu önceki bölümde ifade etmiştik.

 

Yine aynı şekilde «üsve-i hasene» olan Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın, «Rahmet Peygamberi» olmakla birlikte; O’nun aynı zamanda «Savaş ve Barış Peygamberi» olarak da vazifelendirildiğini anlatmıştık.

 

Peygamberimiz -aleyhisselâm-; Risâlet vazifesinin yanında, devlet başkanı olduğu için, nerede, ne zaman ve ne yapılması gerekiyorsa, onu hem takip ediyor ve hem de yapıyordu. Her konuda olduğu gibi, savaş ve barış mevzularında da en güzel örnek, hiç şüphesiz ki Rasûlullah -aleyhisselâm-’dır. Bundan önceki bölümde, O’nun vazifelendirdiği ilk seriyyeleri görmüştük. Burada da ilk gazvelerini verdikten sonra; ilerleyen konularda Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın o müstesnâ hayatı içinde, savaş ve barış yönünü de anlamış olacağız inşâallah.

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın bizzat yönetip komuta ettiği sefer ve savaşlara gazve,1 bizzat katılmayıp, sahâbîler arasından vazifelendirdiği komutanlarla sevk ve idare ettiği sefer ve savaşlara da seriyye dendiğini hepimiz biliyoruz. Seriyye konusunu önceki bölümde görmekle beraber; gazvelerle olan münasebetinden dolayı, önemine binâen bazı kısa tekrarlar da yapacağız.

 

Harekât plânları, asker sayısı ve operasyon biçimleri açısından gazve ile seriyye arasında fark varsa da bu iki terimin birbirinden ayrılmasında en önemli belirleyici unsur, Hazret-i Peygamber’in bizzat kumanda edip etmemesidir. Bununla birlikte Bi’r-i Maûne, Zâtü’s-Selâsil ve Mûte gibi bazı seriyyelere kelimenin sözlük anlamından hareketle «gazve» ya da çokça bilinen «savaş» adının verildiğini görüyoruz. Ayrıca bu durumun askerî harekâtın büyüklüğü ve özellikleriyle de ilgili olduğu söylenebilir. Öte yandan gazve ile aynı kökten türeyen ve «savaş, savaş yeri, savaş ânı» anlamlarını taşıyan «megzâ»nın, çoğulu olan «megāzî» de yine Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın gazve ve seriyyelerinin tamamını içeren bir terim olarak kullanılmış, bu konuda yazılan eserlere de «Kitâbu’l-Megāzî» denmiştir.

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın savaşlarını değerlendiren bazı ilk dönem İslâm tarihi kaynaklarının; O’nun bizzat katılmadığı bazı seferlere «savaş» deyiminin yanında, «gazve» adını verdiklerini ifade etmiştik.2

 

Medine ve çevresinde emniyet ve istikrârı sağlamayla beraber; bunun sürdürülebilir olması, belde ve çevresinin gelişmesi için, diğer birçok icraatla beraber, iç ve dışta askerî hareketler de kaçınılmaz olmuştu tabiî.

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın, ilk gazvelerden başlayıp, vefât edinceye kadar bizzat komuta ettiği gazaların sayısı 27 olup; bunların bir kısmında sıcak temas ile beraber şiddetli çarpışma olmuş, kimisinde sıcak temas olsa da çarpışma olmamıştır.3

 

Gazve ve seriyyeler; İslâm’ın doğru bir şekilde öğrenilip yaşanması için yapılan çalışmaların karşısına çıkan engelleri, bertaraf etmek temeline dayanıyordu.

 

Seriyyeler bölümünde vermekle birlikte, aynı önem ve önceliğe sahip olduğu için, yine aynı şekilde ilk seriyye ve gazvelerin, en temelde beş hedefe yönelik olduğunu tekrarlayacağız:

 

1. Mekke-Şam ticaret yolu başta olmak üzere; kritik yol güzergâhlarını tutup, kontrol ve denetim altında almak… 

 

2. Mekke müşrikleri başta olmak üzere, çevredeki bütün müşrik kabîlelere gözdağı vermek… 

 

3. Müslümanların sürekli teyakkuz hâlinde olduklarını açıkça belirtmek maksadıyla, her an karşılarına çıkabilecek bir güce sahip olduklarını ortaya koymak… 

 

4. Müslümanlar için; Mekkelilerin ve çevre kabîlelerin aleyhte neler düşünüp plânladıklarını sürekli takip edip, ona göre strateji geliştirmek… 

 

5. İslâm’ın sadece savunma dîni değil; yeri geldiğinde savaş açıp, askerî hareketlerle varlığını kabul ettirme gibi çok yönlü bir sistem olduğunu, bütün her tarafa ilân etmek!4

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın ilk gazveleri, kaynaklara şu şekilde geçmiştir:

 

1. Ebvâ Gazvesi

 

2. Buvât Gazvesi

 

3. Sefevân Gazvesi

 

4. Uşeyre Gazvesi

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın bizzat katılarak sevk ve idare ettiği ilk seferi; Ebvâ Gazvesi olurken, son seferi de Tebük Gazvesi olarak kaynaklarımıza geçmiştir.5

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-; Medine’de iç ve dış huzur ile güvenliği sağlamanın yanında, bu huzur ve güvenliğin artarak devam etmesi için, her türlü tedbiri alıyordu. Gazveler de bu tedbirlerin bir uzantısıydı.6

 

Peygamberimiz -aleyhisselâm-; Medine’ye hicret ettikten sonra, çeşitli kabîlelerle antlaşmalar yaparak, Mekke-Suriye ticaret yolunu kontrol altına almak ve böylece müşriklere ekonomik açıdan ağır bir darbe indirmek istiyordu. Ancak bunu gerçekleştirmek için, antlaşma yaptığı kabîlelerin can ve mal güvenliklerini de Mekke müşriklerinin tehdidine karşı garanti etmesi gerekiyordu.7

 

Haber ağı çok iyi çalışan ve çok güçlü bir istihbarat oluşturduğu için, müşrik hareketlerini yakından takip ediyordu. Aldığı yeni haberler üzerine, hemen harekete geçiyordu.8

 

Rasûlullah -aleyhisselâm-; yakın ya da uzak demeden, mümkün olduğunca çevredeki kabîlelerle görüşüp, onlarla antlaşmalar yapıyordu. Gazvelerin bir sebebi de buydu.9

 

İç yapılanmada aksamalar olmadığı gibi, düşman unsurları takip etmede de aksama olmuyordu. Bu anlamda; içte eğitim ve öğretim sürerken, dışta da seriyye ve gazveler devam ediyordu.

 

Peygamber Efendimiz; cihâdın önemi üzerinde durmakla beraber, her türlü cihâdı da yerinde ve zamanında yaptığı gibi, ashâbını da böyle yetiştiriyordu.

 

-Sallâllâhu aleyhi ve sellem…- 

 

_________________

 

الغزوة el-Gazve; Rasûlullah -aleyhisselâm-’ın bizzat sevk ve idare ettiği savaşlar hakkında kullanılan bir terimdir. Arapçada «gazv» masdarı; «istemek, arzu etmek, kastetmek, niyetlenmek» gibi mânâların yanı sıra «düşmanla savaşmak» anlamında da kullanılır. Bu kökten türemiş bir isim olan «gazve» ise (çoğulu «gazavât»); «akın, saldırı, din uğruna yapılan savaş» anlamına gelir. Ayrıntılı malûmat için, bakınız lütfen: Buhârî, Cihâd, 112, 156; Müslim, Cihâd, 19-20; Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 2-8; İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 4, s. 15-30; İbn-i Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, c. 2, s. 5-165; Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, c. 4, s. 288; Mes‘ûdî, Mürûcü’z-Zeheb, c. 2, s. 289; Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, c. 1, s. 400.

 

Bunların başında gelen İbn-i Hişâm, «es-Sîretü’n-Nebeviyye» adlı eserinde, Peygamber Efendimiz’in bizzat katılmayıp, ashâbını gönderdiği Mûte Seferi’ne, muhtemelen kelimenin sözlük anlamından hareketle «gazve» demiştir. (es-Sîre, c. 4, s. 15-30). Taberî de yine kelimeyi Rasûlullah -aleyhisselâm-’dan sonra yapılan bazı savaşlar için sözlük mânâsında kullanmıştır. Meselâ; 31/652 veya 34/655 yılında gerçekleşen Zâtü’s-Savârî Savaşı’na «Gazvetü’s-Savârî adını vermiştir. (Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, c. 4, s. 288)

 

Bazı kaynaklarımız, gazvelerin sayısını 26 olarak verirken, bazı kaynaklarımız da Hayber’den Vâdi’l-Kurâ yöresine dönüşü ayrı bir gazve saydıkları için, gazvelerin sayısını 27 olarak rivâyet ederler. Yaygın olup, kabul gören rivâyet, 27 rivâyetidir. İbn-i Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, c. 2, s. 5-6; Mes‘ûdî, Mürûcü’z-Zeheb, c. 2, s. 289.

 

Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 5-8; İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 176-179; İbn-i Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, c. 2, s. 5-6; Ebu’l-Fidâ İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 2, s. 363; Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, c. 1, s. 355-356; Mustafa Âsım KÖKSAL, İslâm Târihi, c. 3, s. 182-183.

 

Buhârî, Savm, 31/1, 68; İbn-i Hibbân, es-Sîretü’n-Nebeviyye ve Ahbâri’l-Hulefâ, s. 152, 157; Semhûdî, Vefâü’l-Vefâ bi Ahbâri Dâri’l-Mustafâ, c. 1, s. 274-276.

 

Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 12; İbn-i Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, c. 2, s. 9; İbn-i Esîr, el-Kâmil fi’t-Târih, c. 2, s. 112; Semhûdî, Vefâü’l-Vefâ, c. 4, s. 1218; Mustafa Âsım KÖKSAL, İslâm Târihi, c. 3, s. 197.

 

Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 12; İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, 2, s. 248; İbn-i Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, c. 2, s. 8.

 

İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 248; Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, c. 2, s. 260.

 

İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 249.