ZALİMLERE TARİH DERSLERİ -I-

TÂLÎ (Mustafa KÜÇÜKAŞCI)

Dev aynasında yalan aksi seyreder Firavun!..
Kibirle kendine -hâşâ ki- tanrı der Firavun!..

Mısır’da Yâkub’un evlâdı per-perîşandır,
Cenâb-ı Yûsuf için böyle şükreder Firavun!..

Zaaf ve zillete düşmüş, zavallı kul-köleler…
Çalıştırır taşın altında, cebreder Firavun!..

Düşünde, düştüğü zulmün görür netîcesini,
Sinirlenir, yılan ağzıyla küfreder Firavun!..

Rüyâda gördüğü, Yâkûb oğullarındandır,
Hayâtı onlara gaddarca zehreder Firavun!..

«Dökün, doğan bütün erkek bebeklerin kanını!»
Kıpırdamaz kara vicdânı, emreder Firavun!..

Vezîri, hayrı değil ille şerri tavsiyede,
Şu kanlı kâseyi Hâman’la devreder Firavun!..

Doğar da Hazret-i Mûsâ, onun evinde büyür,
Zulümle kendine aslında cevreder Firavun!..

«Bırak inâdını!» dendikçe artırır küfrü,
Kan eyleyip Nil’i, deryâya gadreder Firavun!..

Dirilt gönlünü îmanla tevbe et, yoksa,
Cenâb-ı Hak seni ahlarla haşreder, Firavun!..

Müsâade almadan (!) îmân eden adamlarını,
Asar, keser, nice vahşetle kahreder Firavun!..

Dolunca mühleti sabrın, zuhûr edince kahır,
Sular dahî kabarır, haykırır: «Geber Firavun!..»

«İnandım, onların îmânı haklıdır!» dersin,
Fesâd akıl boğulurken mi fikreder, Firavun?!..

Ne oldu orduların, heybetin sönüp gitti,
Kibirli tâğuta bak, oldu derbeder Firavun!..

Asırlar önceki, gayyâyı boylamıştı fakat,
Bugün de zulmünü ekranda neşreder Firavun!..

Garip tecellisi Hakk’ın, ne sırlı bir sınama,
O gün zavallı olanlar bugün birer firavun!..

Bebek-kadın demiyor, ambulâns-hekim demiyor,
Füzeyle saldırıyorken diyor ki: «Taşla savun!..»

Hatırlatır sana, Tâlî, hesâbı var, bu kanın;
Bu kanlı sahneyi Hak’tan, ne setreder Firavun?!..

Adın nebîden alınmış, fakat için firavun;
Ederse fayda; devâm et, neseple-soyla avun!..

Adâletin ile Mûsâ’ya benzemezsen eğer;
Nebîler, ismini lânetle zikreder, Firavun!..
Vezni: mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün

-II-

İlmiyle ve cismiyle hükümdâr idi Tâlût…
Yalnız kaba güç azgını, cebbâr idi Câlût…

Tâlût bir avuç orduya hükmetse de mü’min;
Câlût koca orduyla, küfür önderi, tâğût…

Tâlût’ta fetih arzusu, tebliğ heyecânı,
Câlût ise işgalci, tecâvüzcü ve haydut…

Tâlût’ta Halil dîni ve Mûsâ’nın asâsı,
Câlût’ta modeldir, Firavunlar ile Nemrut!

Tâlût’ta talep; «Hakkı tutup kaldırabilmek»,
Câlût’ta kasıt; haklıya, mazlûma tasallut…

Câlût’ta ölüm korkusu kalkanlara saklı;
Tâlût’ta şehâdet için omzundaki tâbût…

«Kem min fietin» sırrına ihlâsla inanmış,
Tâlût’un asîl üç yüz on üç askeri mevcut…

Yalvardılar Allâh’a: «Sabır ver bize yâ Rab!
Sarsılmasın îmânımız, uğrunda, metin tut!»

Câlût’u alevlendiren ırkî asabiyyet,
Etmek idi Tâlût’ta hedef, Rabbini hoşnut…

Tâlût’a, Hudâ, aşk eri Dâvûd’u verirken,
Câlût’a gurur pompalıyor boş yere kaç put!..

Dâvut’ta sapandır silâh, oklar ise üç taş;
Câlût’un ağır serveti, elmâs ile yâkut…

Dâvûd’a zarar vermedi Câlut’taki kof güç,
Bir taş ile Câlût’u harâb eyledi Dâvut!..

Düşmanda silâh çok, diyerek kesme ümîdi,
Bir taş da yeter, zulmü bitirmek ise maksut!..

Îmân iledir soyla değil va’d-i ilâhî,
Dünyâ ile ukbâ iyilik ehline mev’ut!

Dünyâya da sâlihleri vâris ediyor, Hak;
Ey zâlim, inan hükme, Zebûr’unda da mazbut!

Va’detmedi Hak, zâlime bir tek karış, aslā!
Yutturma cihan halkına, sen ister isen yut!

Câlût gibi inkârdasın, işgaldesin alçak!
Sonsuz değil azgınlığının mühleti, mahdut!

Ölmek bana nîmet ise bin bir silâhın hiç!
Sökmez inanan kullara, sen gölgeni korkut!

Sessiz duruyor Avrupa, alkışta Washington,
Söyler misin insâf ile kimden yana Mâbut?!.

Tâlî, ya şu dersler ile vazgeçmeli zâlim;
Bir mazlum elinden yine kahrolmalı yâhut!

Vezni: mef’ûlü / mefâîlü / mefâîlü / feûlün