NASIL YÜRÜMELİ?

SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)

Yollar ömründen uzun, tenle değil, canla yürü,

Câna rehber ebedî Hazret-i Cânan’la yürü!

 

Kılavuzsuz varamazsın, bilemezsin rotayı,

Sakın ayrılma peşinden yüz ağartanla yürü! 

 

Bir ziyâ olmasa her şey kara, her yer zifiri,

Şu karanlıkta gönül lâmbası, burhanla yürü!

 

Her tuzak, her pusu, her tehlike, her zor, iç içe,

Tek gidilmez yiğidim, bir ulu kervanla yürü!

 

Sayısız zik-zağı görmez, çözemezsin düğümü

Kendi aklınla değil, Hazret-i Kur’an’la yürü!

 

Ağza, kum rüzgârı, toz dolduruyor, çöller çok,

Hepsi gülşen ola, Peygamber-i Zîşan’la yürü!

 

Dik ve sarp engebeler, seddi aşılmaz kayalar,

Bir de bağ çelmesi var, dağ gibi îmanla yürü!

 

Tek geçit mahşere dünyâ denilen köprü, çetin,

Ne kadar ince ve keskin, bunu tam anla yürü!

 

İmtihanlar yürütür kâr ve zarar çarşısını,

Sen ticârette sağ omzundaki cüzdanla yürü!

 

Bak şu sol omzu taşarken nice iflâs edene,

İbret al, orda değil burdaki pişmanla yürü!

 

Zevke dalmış kuduran kahkaha erbâbını geç,

Ölmeden; sel kesilen gözleri ummanla yürü!

 

Keyfe yormak şu ağır gurbeti, ahmaklıktır,

Ayrılık mâtemi bir caddede hicranla yürü!

 

Gökte söz dinlemedin, yerlere düştün, artık;

Dinle her emrini Hakk’ın, edep erkânla yürü!

 

Düşme tekrar şu mezarlıkta, kibirden sıyrıl,

Mütevâzî yaşa, son zirveye harmanla yürü!

 

Kanma hiç nefsine, girdapta boğar rûhunu o,

Sen, pis iblîsi defet, tertemiz insanla yürü!

 

Ya fakirsin ya da zengin, bu büyük bir takdir,

Ehl-i isyânı bırak, hâl-i garîbanla yürü!

 

Ur derin, ağrı hazin, hisse kayıp, yeryüzü kan,

Beşerin derdi yığın; aç, oku, dermanla yürü!

 

Zâlimin kin ve cefâ kustuğu bir anda hele,

Durma, şefkat ve adâletteki vicdanla yürü!

 

Gāyeden çelmek için, uğraşadursun düşman,

Sen de ceddin gibi Allah deyu destanla yürü!

 

Yine gök kubbeyi bir tatlı sedâ, doldursun,

Kötü bir namla değil, en iyi bir şanla yürü!

 

Yine vuslat günü yâdıyla sabâh et bu gece,

Sarılıp tevbeye rahmet dolu gufranla yürü!

 

Yine Fâtih dedemin dipdiri azmiyle bugün,

Küflü zincirleri kır, aynı küheylânla yürü!

 

Yine sen ol, şerefin, şahsiyetin âbidesi,

Mayasız tıynete; «Lâ!» çek, göğe kurbanla yürü!

 

Bin ilâc ol, yine mikropları alt etmek için,

Yine bir hamlede; «Yâ Hak!» diye kalkanla yürü!

 

Yine dünyâda yücelt aşk ile Allah sözünü,

Öz budur; bir eli can, bir eli tûfanla yürü!

 

Haydi, boş kaldı ufuklar, seni bekler, nicedir,

Taç senindir; yaşı on beş, başı doksanla yürü!

 

Köklenip tâze fidanlar çınar olsun yeniden,

Her tomurcukta doğan meyve-i irfanla yürü!

 

Arş’a kol kol, yine bağrında kanatlar takılı,

Ay ve yıldız gibi gündüz gece devranla yürü

 

Yine olsun yiğidim, her gidişin doğru yöne,

Ulu mâbedle, minâreyle, şadırvanla yürü!

 

Ey civan, kaymasın âlemde sebatkâr ayağın,

«Doğru ol!» emrine uy, en yüce fermanla yürü!

 

Koru insanlığı her dem, cadı zâlimlerden,

Fethinin bayrağı coşsun yine mîzanla yürü!

 

Bu kadar sırla yürürsen, sanadır her müjde, 

Erdiğin, cennet olur, secde-i şükranla yürü!

 

İstikāmet, o uzun, en kısa yol, ey Seyrî,

Başta seyret sonu, Allâh’a bu seyranla yürü!

 

vezni: feilâtün (fâilâtün) / feilâtün / feilâtün / feilün (fa’lün)                         

26 Şubat 2016                    Akmescid  / Sancaktepe   / İSTANBUL