Peygamberlikten Sonra En Yüce Makam ŞEHÂDET

YAZAR : Yard. Doç. Dr. Mustafa KARABACAK karabacakm67@hotmail.com

m_karabacak-sayı120

Şehâdet kelimesi sözlükte; «şahitlik etmek, huzurda bulunmak, idrak etmek, haber vermek, muttalî olmak ve bilmek» anlamlarına gelir. Dînî ıstılahta ise; «Allâh’ın dînini en yüce tutmak için bu uğurda mücadele etmek sonucunda ulaşılacak makam» diye tanımlanmıştır.

Şehâdet mertebesine ulaşan kimselere ise şehid denilmektedir. Allah Teâlâ onlara ölü dememizi istememektedir:

“Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin, zira onlar diridirler.” (el-Bakara, 2/154) Sahâbe, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bu âyet hakkında sorunca şöyle cevap verir:

“Onların (şehidlerin) ruhları yeşil kuşların içindedir. Bu kuşların Arş’ta asılı kandilleri vardır. Cennete uçup istedikleri gibi gezip dolaşırlar, sonra geri dönüp kandillerine konarlar. Rableri onlara bir bakış bakar ve şöyle buyurur:

«–Bir şey arzuluyor musunuz?»

Şehidler;

«–Daha ne isteyeceğiz; cennette istediğimizi yiyip, gezip tozuyoruz, çok güzel bir hayat sürdürüyoruz.» derler…” (Müslim, İmâret, 121)

Cennete giren herkes; oradaki yerinden memnun olarak hayatlarını sürdürürken sadece şehidler tekrar dünyaya gelip tekrar şehid olmak isterler:

“Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez. Yeryüzünde bulunan her şey orada da vardır. Ancak şehid, şehidlik mertebesinin yüksekliğini gördüğü için dünyaya on kere dönüp her seferinde öldürülüp şehid düşmeyi ister.” (Buhârî, Cihad, 21; Müslim, İmâret, 108,109)

Şehidler için belki en büyük pâye makamlarının peygamberlik makamından hemen sonra gelmesidir:

“(Şehidler), peygamberlerden, sadece peygamberlik mertebesi ile farklı olur.” (Dârimî, Cihad, 20)

Şehid olmayı cân u gönülden isteyen kimse, yatağında ölse dahi şehiddir:

“Kim hâlis niyetle Allah’tan şehid olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehidler mertebesine ulaştırır.” (Dârimî, Cihad, 16)

Kimler şehiddir:

1. Hakikî şehid yani dünya ve âhiret hükümleri bakımından şehid olanlar:

Allâh’ın dîninin yüce olması için ve vatanını savunurken ölen müslümanlardır. Bu kimseler; yıkanmazlar, kefenlenmezler ve namazları kılınarak elbiseleri ile defnedilirler.

2. Dünya hükümleri bakımından şehid olanlar:

Müslümanların safında savaşırken ölen münafıklardır. Bunlar da hakikî şehid gibi yıkanıp kefenlenmeden namazları kılınarak elbiseleri ile defnedilirler. Bunlar müslüman olmadıkları için âhirette şehidlik sevabı alamazlar. Çünkü şehidlik müslümanlara mahsustur.

3. Hükmî şehid yani sadece âhiret hükümleri bakımından şehid olanlar:

Hakîki şehidin şartlarından birisini taşımaması sebebiyle yıkanıp kefenlenen, âhiret itibarıyla şehid olanlardır. Bunlar; dîni, canı, malı, namusu uğrunda ölenler (Ebû Dâvûd, Sünne, 29; Tirmizî, Diyât, 21); salgın hastalıktan, karın ağrısından, boğularak ve göçük altında ölen kimseler (Buhârî, Cihâd, 30, Tıb, 30; Müslim, İmâre, 164-165); yanarak ölenler (Mâlik, Cenâiz, 36); hamile iken ölen, lohusa iken ölen, haksız yere öldürülenlerdir. (Nesâî, Cenâiz, 14, 112, Tahrîmu’d-Dem, 25)

Şehidlik Sevabına Denk Başka Ameller Var mıdır?

Bazı ibâdetler vardır ki; onlara Allah yolunda savaşanların sevabı, bu yolda ölürse de şehid sevabı getirecek davranışlar vardır:

“Hayırlı bir şeyi öğrenmek veya öğretmekten başka hiçbir maksadı olmayarak benim mescidime gelen kimse, Allah yolunda savaşan mücâhidin mertebesindedir. Bundan başka bir niyetle (mescidime) gelen kimse de başkasına ait bir eşyaya bakan kimse mesabesindedir.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 17) Hadiste; ilim öğrenen ve öğretene verilen sevabın, savaşta mücâhidin alacağı sevap gibi değerlendirilmesi ona teşvik ve iyi niyetle alâkalıdır. Çünkü;

“Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır.” (Beyhakî, Şuabu’l-İmân, IX, 176)

Yine niyetle alâkalı olarak; can u gönülden şehid olmak isteyen, yatağında ölse bile şehiddir:

“Kim samimî bir şekilde Allah’tan şehid olmayı isterse, Allah ona yatağında ölse bile şehidlik mertebesini verir.” (Müslim, İmâre, 157)

Ayrıca:

“Ümmetimin fesâdı zamanında kim sünnetime sarılırsa, ona yüz şehid sevabı vardır.” (Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ, VIII, 200)

Allah Teâlâ topyekûn bir seferberlik hariç, müslümanların hepsinin savaşa çıkmasını uygun bulmamaktadır:

“Mü’minlerin hepsi topyekûn savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, birtakım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dînî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.” (et-Tevbe, 9/122)

Mü’minlerin savaşa katılacak orduları oldukları sürece; savaştan geri kalanlar, mesleklerini icra etmelidirler. Doktorsa doktorluğunu, öğretmense öğretmenliğini, öğrenci ise öğrenciliğini, esnafsa esnaflığına, çiftçi ise çiftçiliğine devam etmelidir. Herkes mesleğini en iyi bir şekilde yapar, niyeti de müslümanlara hizmet edip Allâh’ın rızâsına ulaşmak olursa; bu yaptığının hem dünyasına hem de âhiretine faydası olacaktır. Böyle olan toplumların fertleri de mutlu olur. Bu toplumun ilerlememesi için de hiçbir sebep yoktur. Hattâ yine bununla bağlantılı olarak; herhangi bir okula devam eden bir öğrencinin niyeti, ailesinin geçimini sağlamak, vatanına milletine, dînine hizmet etmek olursa bu öğrenci de sırf iyi niyetinden dolayı ders çalıştığı sürede ibâdet etmiş sevabı alır, demek yanlış olmaz zannederim. Hattâ bu uğurda ölürse şehid sevabı da -inşâallah- alır.

Şehidlere Va‘dedilenler

Allah Teâlâ; kendi rızâsı uğrunda mücadele eden, gayret eden kullarına nimetlerin en güzelini hazırlamıştır. Onların Allah katındaki dereceleri peygamberler ve sıddîklarla beraberdir. (Bkz. en-Nisâ, 4/69)

“Allah yolunda öldürülenlere gelince; Allah, onların amelini zâyî etmez… Allah onları kendilerine tanıtmış olduğu cennete koyacaktır.” (Muhammed, 47/4-6)

“Sakın Allah yolunda öldürülenlerin ölü olduklarını sanma! Onlar diridir ve Rableri katında rızıklara mazhar olmaktadır.” (Âl-i İmrân, 3/169)

“Ben; erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zâyî etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda eziyete uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki; Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmrân, 3/195)

Yapılması gereken; elbirliğiyle kendimizi ideal insan, neslimizi ideal nesil, toplumumuzu ideal topluma dönüştürme gayretiyle çalışmaktır. Bu da ancak bizlerin olmamız gerektiği şekilde olmamızla gerçekleşir.

Selâm ve duâ ile…