DOST VE DOSTLUK

YAZAR : Hadi ÖNAL hadional23@gmail.com

Korku, şüphe ve endişelerin kol gezdiği günümüz dünyasında, sadece insanlar için değil milletler için de dostluk; ekmek gibi, su gibi hayatî bir ihtiyaçtır. Onun içindir ki devletler ve milletler arası dostluklar kurmayı, akıllı ve geleceğine emin olarak bakma endişesinde olan her devlet; millî bir ülkü ve politik gaye hâline getirmek mecburiyetindedir. Bir ülke, yer yuvarlağında sağlam dostluklar kurabildiği ölçüde söz sahibi olur ve geleceğe emin adımlarla yürür.

Dostluklar; ülkeler arasında olduğu kadar ülke sınırları içerisinde tarihi, kültürü, kaderi, kederi, sevinci bir olan insanlar için de çok önemlidir. Elbette ki aynı ülke içerisinde yaşayanların aralarında tesis edecekleri dostluklar; birliği, dirliği ve diriliği sağlar. Toprağı, bayrağı, kültürü ve ülküsü bir olan insanların dostluğu; emniyeti, huzuru, güveni, disiplini ve âhengi de beraberinde getirir. İster kardeşlik olarak yorumlayın, ister barış deyin adına, eğer bir ülke insanları arasında dostluk köprüleri kurulamamışsa veya mevcut dostluklar kaybolmaya yüz tutmuşsa; o ülkeye endişe, korku, kuşku, karmaşa hâkim olur ki bu durum; millî birlik ve bütünlüğü tehdit eden en büyük âmil olarak karşımıza çıkar.

Peki, bu kadar önemli olan dostluk nedir?

Kimdir dost?

Onu tesis etmenin yol ve yöntemleri var mıdır?

Nasıl kurulur, niçin bozulur?

Dostluk; birbirinin iyiliğini isteyen, birbirini yürekten seven, güvenen, inanan insanların arasında kurdukları; ayakları samimiyet, güven ve sevgi olan gönül köprüsüdür. Bu köprüde kucaklaşıp kol kola girerek yürüyen insanlara da dost denir. Dost; kimi zaman sevgili, mâşuk, mahbûbe; kimi zaman da gam deminde insanın sırtını yaslayacağı çınar olur. Dost, ana dizi bilip başımızı koyarak ağladığımız yârdır. Dost, rûhumuzun bütün çıplaklığı ile huzuruna çıkabileceğimiz diğer yarımızdır. Allah Teâlâ; yarattığı, akıl ve irade nimetiyle donattığı insanlara, birbirlerine dost olmalarını öğütlemiştir.

Dost; hayatımıza renk katan, doğruya ve güzele birlikte yürüdüğümüz kişidir. İnsan, onunla huzur bulur. Hayat, onunla güzelleşir; değer ve anlam kazanır. Kazanılması güç, kaybedilmesi kolay olan bu kıymete değer biçilmez. Onun varlığı ve sıcaklığı insana huzur verir.

“Kendisine dost olmayanlar, gayrıya dost olmazlar. Kendileri ile barışa varamayanlar, gayri ile barışa varamazlar. Kaldı ki, savaş yoktur. Dünya, dostluk üzere halk edilmiştir.” diyen Anadolu’nun gönül erlerinden Fethi GEMUHLUOĞLU bakın gerçek dostluğu nasıl örneklendiriyor:

“Size, remzî de olsa bazı dostluk hikâyeleri anlatmak isterim. Bu hikâyeler hakikatin ta kendisidir. Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gār’dır. Kucağında, mübârek bir emânet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebûbekir’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.”

Şairlere ilham, romanlara konu olan dostu ve dostluğu; insanlar arasında oluşan sevgi ve samimiyetle de sınırlayamayız. İnsanın her şeyden önce kendi kendisi ile dost olması gerekir. Kendisine emanet edilen vücudunu musibet ve hastalıklardan korumak, rûhunu kinden, kirden, kötülüklerden arındırmak; elbette vücuduna ve rûhuna dost olan insanın birinci önceliği olmalıdır. Sonra da anaya, babaya, kardeşe eşe, çocuğa dost olmalı insan. Akrabaları ile komşuları ile mensubu olduğu milleti ile dindaşı ile dost olmalı. Yaşadığı coğrafyaya, vatanına, tarihine, millî ve mânevî değerlerine, nihayetinde bütün insanlara ve yüce Allâh’ın yarattığı mahlûkata dost olmalı. Bütün bunlara dost olunursa, yaşanılan dünya cennete döner.

Her şeyin sahtesi olduğu gibi dostlukların da çıkara dayalı olanı vardır elbette. Sahte dostlukların insan rûhu üzerindeki tahribatı korkunçtur. Bir bakın atasözlerine, özdeyişlere… Bu konudaki yakınmaların büyük bir kısmı, gerçek değil de dost görünenlerin üzerinedir. Dostluklar basit çıkar hesaplarına dayandırılmamalıdır. Kolay kolay da insan vazgeçmemelidir dostlarından. Hata yapmaz mı dost? Yapar elbette. Hata insan içindir. Bir hata yaptı diye yılların dostluğunu bir kalemde silip atanlar, gerçek anlamda dost olamamışlardır. Mevlânâ; “Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.” diyor. O sebeple dostlarımızı ve dostluklarımızı değerlendirirken fedâkârlığı elden bırakmamalıyız. Sadece kendimiz için değil, dost edindiklerimiz için de yaşamayı bilmeliyiz. Dostu; «ayrı bedenlerde yaşayan tek ruh olarak» görmeliyiz. Dostluk, öylesine yüce bir duygu ki onu anlatmak gerçekten güç… En iyisi bu yüce duyguyu bir şiirime misafir edeyim:
***

Dost dediğin; dost yüreğin sesini,
Uzaklardan hissederek, gelmeli.
Dost dediğin; dost kokan nefesini,
Canda açan gül kokusu bilmeli.

Dost dediğin; dağ olmalı ânında,
Duruşuyla sana güven vermeli.
Dost dediğin; dar gününde yanında,
Seni kendi bilip kendi görmeli.

Dost dediğin; kederini, yaşını,
Mendil olup sildirmeli, silmeli.
Dost dediğin; sıkışınca başını
Okşamalı, güldürmeli, gülmeli.

Dost dediğin; hem sırdaştır hem yoldaş,
İlmik ilmik cana huzur örmeli.
Dost dediğin; dal ucunda olsa aş,
Omuzlayıp derdirmeli, dermeli…

Dost dediğin; cana candır, cânandır,
Onun için tâ yürekten sevmeli.
Dost dediğin; onmaz derde, dermandır,
İnanmalı, yüceltmeli, övmeli.

Dost dediğin; çıkmazlarda, boşlukta,
Sabır ile yola halı sermeli.
Dost dediğin; sıkıntıda, yoklukta,
Ekmek bulup katığını sürmeli…

Dost dediğin; gelecektir, umuttur,
Gönül gözü ona «yarın» görmeli.
Dost dediğin; ufukta son huduttur,
Varlığıyla can huzura ermeli.

Hadi, yeter! Dost tanır dost olanı.
Dost dediğin; yaşatmayı bilmeli.
Dost aynadır, ayna bilmez yalanı.
Dost dediğin; dostu için ölmeli.