BİZİM

NİYAZKÂR (Köksal CENGİZ)

İyiye söyledik kötü aldılar,
Kimseye geçmedi sözümüz bizim.
Taşları bağlayıp iti saldılar.
Boşa telef oldu kuzumuz bizim.

Dosta değil yaban ele güvendik,
Tefrika dümenli sallara bindik,
Azala azala birlere indik,
Düşmanla bir oldu bâzımız bizim.

Arkamı verdiğim dağlar düz oldu,
Bağlarım kurudu, bahar güz oldu.
Evlât arsız oldu, eşler yoz oldu,
Yere bakar oldu yüzümüz bizim.

Tâkatim yetmedi hızlı koşmaya,
Tabip bulamadım yaram deşmeye,
Türkülerim vardı hazla coşmaya,
Telleri pas tutmuş sazımız bizim.

Sanma kartallarım böyle nâçardı,
Alperenim at üstünde uçardı.
Elif, Ayşe göz kırpınca kaçardı,
N’oldu şahinimiz, «baz»ımız bizim.

Dedem Korkut nice destan açardı,
Ağam, paşam hep hayırlar saçardı,
Hânım, beyim buyruğunu seçerdi,
Atasız kayboldu izimiz bizim.

Devlet üzre nice devlet kurardık,
İlme ve san’ata kafa yorardık,
Mazlum görsek yarasını sarardık,
Heyhât zâlim seçmez gözümüz bizim.

Efelerim dağlarda kol gezerdi,
Gakkoşlarım her hileyi sezerdi,
Dadaşlarım düşman başı ezerdi,
Birlikti Kürdümüz, Lâzımız bizim.

Asırlardır yücedeydi hilâlim,
Beş vakitte bizimleydi Bilâl’im.
Hem canandı, hem anaydı helâlim,
Neylim bir hoş olmuş, kızımız bizim.

İtikat bozulmuş, «nas» olmuş, «töre»,
İtimat kalmamış büyüğe, ere,
Her şeyimiz vardı tam bize göre;
Şimdi dinmez olmuş sızımız bizim.

Hiç ummasın bizi koyan bu hâle,
Alışık değildir Türk izmihlâle.
Niyazkâr tevhîdim «Gül» ile «Lâle»
Bozulmasın ebed özümüz bizim.