Dağlarda Şehid Düşen Mücâhide MAKBULE HANIM

Can ALPGÜVENÇ alpguvenc@gmail.com

15 Mayıs 1919’da İzmir’de başlayan Yunan işgali, sonraki günlerde; Aydın, Ödemiş, Akhisar ve Çine’yi de içine aldı. Yunanlılar 1920 Haziran’ından itibaren yeni bir taarruz daha başlattılar. Saldırılar o kadar hızlı gelişti ki, Balıkesir ve Sındırgı’dan başlayan işgal, 8 Temmuz’a kadar Bandırma ve Bursa’yı içine alarak İzmit’e kadar genişledi. Yunanlılar, işgal ettiği her yerde katliama girişiyor, insanlar bir yana hayvanları bile öldürüyor, meyve ağaçlarını dahî kesiyor, bu işkence ve eziyetten herkes payına düşeni alıyordu. Bu zulüm kâbusu üzerine yer yer başlayan direnişler, millî bir mücadeleye dönüşmüş, bölgelerde Kuvâ-yı Milliye teşkilâtları kurulmaya başlamıştı. Kadın, yaşlı ve çocuk demeden herkes mücadeleye koşuyor, silâhını kapan, akıncı müfrezelerine katılıyor, canlarını ve vatanlarını korumak amacıyla kurulan bu teşkilâtlara yazılıyordu.

***

Sındırgı’nın işgali üzerine, bölge halkından pek çok insan da akıncı müfrezelerine katıldı. Bölgedeki akıncı müfrezelerinin kumandanı Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey’di. 1889’da dünyaya gelen İbrahim Ethem Bey, İstanbul’da Hukuk Mektebi’ni bitirmiş, Balkan Harbi dolayısıyla ailesi ile birlikte Balıkesir’e yerleşmişti. Önceleri nahiyelerde müdürlük yapmış, sonra Demirci kaymakamlığına tayin edilmiş, İzmir’in işgali üzerine Balıkesir Kuvâ-yı Milliyesini kurmuştu. Parti Pehlivan’la Usturumcalı Halil Efe’nin kuvvetlerini vakit geçirmeden akıncı müfrezelerine dönüştürdü. Otuz kişiden meydana gelen bu akıncı müfrezelerine düşmana taarruz emri verdi. İlk hedef düşmanın harita kollarıydı. 7 Nisan 1921’de Gördes’in Kızıllar köyünde bulunan harita kolu basıldı. Daha sonra Bigadiç’teki düşman birlikleri baskına uğratılıp çok mik­tarda erzak ve cephane ele geçirildi.

Bu baskınlar sırasında akıncı müfrezelerden birinde, cesaret ve kahramanlığıyla herkesin ilgisini çeken genç bir mücâhide de bulunuyordu. Bu kadın, Gördesli Makbule’ydi. O günlerde Gördes de işgale uğramış, düşmandan pek çok zulüm görmüştü.

SİLÂHI ÖNCE O ATEŞLERDİ

Makbule Hanım 1902 Gördes doğumluydu. Kalabalık olan ailesinin küçük bir çiftliği, bir miktar da arazisi vardı. Her Gördesli kadın gibi, Makbule Hanım da at binmesini ve silâh kullanmasını küçük yaşta öğrenmişti. On iki yaşlarında iken babasını kaybeden ve ağabeylerinin himayesinde büyüyen Makbule, on dokuz yaşlarında bir genç kız iken Usturumcalı Halil Efe ile evlenmiş, iki ay sonra da kocasının müfrezesiyle birlikte dağlara çıkmıştı.

O; her zaman geniş siyah pantolon giyiyor, üzerinde dizlerine kadar uzanan uzun bir pelerinle görünüyor, ayağında sürekli çizme, başında siyah başlık bulunuyordu. Daima örtülü oluyor, yalnız gözleri görünüyordu.

Her baskında yanına, elinden hiç ayırmadığı Japon filintasını alır, düşmandan kazandığı güzel doru atına biner ve müfrezenin artçısı olarak birliğin gerisindeki yerini alırdı. Ata, mücâhidlerin çoğundan daha iyi biner, tehlike ânında silâhı herkesten önce o ateşlerdi…

Akıncı kollarıyla beraber Demirci, Gördes, Simav ve Sındırgı dağlarında dolaşan Makbule Hanım, en ümitsiz zamanlarda bile mücâhidleri cesaretlendirdi, her çarpışmada kahramanca savaştı. Kocasıyla beraber iki defa pusuya düşürüldü, fakat bâdirelerden ustaca sıyrılmasını bildi. Güvemdere Muharebesi’nin kazanılmasın­da, kahramanlığıyla büyük rol oynadı. Bozulup çekilen müfrezeleri yüreklendirip, onların düşmana yeniden taar­ruz etmelerini sağladı.

ATTIĞI HER MERMİDE KÜKRÜYORDU

Yunanlılar Sakarya Meydan Muharebesi’ni kaybettikten sonra, Afyon mevzilerine çekilmiş, yoğun bir şekilde yeni mevzilerini güçlendirmeye çalışıyordu. Fakat cephe gerilerinde huzursuzluk vardı, çünkü dağlara Türk akıncıları hâkimdi… Küçük gruplar halindeki gönüllüler, mücadeleden vazgeçmiyor, her fırsatta Yunan ikmal birliklerine baskınlar düzenliyorlardı. Cephe gerisinde kalan bu müfrezeler, bir buçuk yıl içinde düş­manla defalarca çarpışmış, bu çatışmalarda Yunanlılar bine yakın ölü vermişlerdi. Mücâhidler, telefon ve telgraf tellerini kesiyor, düşmanın haberleşme bağlantılarını yok ediyordu. Bu sayede pek çok köy ve kasaba yağma ve yakılmaktan kurtulmuştu…

Yunan birliklerinin bütün dikkati, akıncı müfrezelerinin üzerindeydi. Bunların en etkilisi ise başında Halil Efe’nin bulunduğu on ikinci müfrezeydi.

Mart’ın ortalarında Bigadiç’in Alan köyüne gelen akıncı müfrezeleri, Akdağ ve Alaçam dağlarında binlerle ifade edilen büyük bir düş­man birliği tarafından sarıldı. Bu arada Halil Efe’nin çetesi de «Gördes–Sındırgı–Akhisar» üçgeni içindeki sahada, kendilerinden çok üstün kuvvetlerle çarpışmaktaydı. Tek avantajları araziyi iyi tanımaları ve bu sûretle çabuk manevra yapabilmeleriydi. Buna rağmen, muharebeden sıyrılmalarının imkânı yoktu; cephaneleri de giderek tükeniyordu. Saatlerce devam eden çarpışma herkesin moralini bozmuştu. Fakat Makbule Hanım her zamanki gibi, silâhını her ateşlediğinde kükrüyor, gönüllülere cesaret aşılıyordu…

BALAYI SİPERLERDE GEÇTİ!

16 Mart 1922 günü durum daha da kötüleşti. Akıncılar imhâ olmamak için, çekilmek zorundaydılar. Fakat müfreze dağılmıştı, düzensiz çekiliyordu. Bunu gören Makbule Hanım düşman ateşinin durakladığı bir sırada, tüfeğini ateşleyerek yerinden fırladı ve karşı siperlere doğru hücuma geçti. Direnişçileri yüreklendirmek istiyordu; fakat bu çabası kısa sürdü. Bu genç ve cesur kadın, alnına isabet eden bir mermi ile birden kapaklanıverdi, şehid olmuştu.

***

Makbule Gelin defnedilirken çocuklar gibi ağlıyorlardı. Genç mücâhide, sekiz ay dağlarda, kar ve çamurda onlarla gezerek düşmanla savaşmış, onlarla aynı çileyi çekmişti. Kurtuluş mücadelesinin başarılacağına inanarak, büyük bir azim ve sebat göstermiş, erkekler üzerinde teşvik unsuru olmuştu. Şimdi bu kahraman savaşçıyı, kanlı elbiseleri ve çamurlu çizmeleriyle kara toprağa gömüyorlardı. Eşi Halil Efe, mezarı başında acıyla kendinden geçmiş, sel gibi gözyaşı döküyordu. Kanlı bedeniyle siperlerin birine yatırılan Makbule’nin cesedi, birkaç avuç toprakla çarçabuk örtüldü.

***

Bir sene önce evlenen Makbule Hanım’ın balayı da birçok evliler gibi düşman karşısında geçmişti. Silâha sarılan genç karı-koca, içinde bulundukları akıncı müfrezesiyle dağa çıkarak, aylarca düşmanla çarpışmıştı. Çok zaman baskın yapan, bazen da baskına uğrayan akıncı müfrezesi, bir cesaret sembolü gibi yanlarından ayrılmayan bu kadın kahramandan her zaman güç almıştı.

KIYÂMETE KADAR
HATIRLANACAK!

Şehid Makbule Hanım’ın mezarı, şehâdet yılı olan 1922’den 2000 yılı Haziran’ına kadar, tam 78 yıl hâfızalarda bir sır olarak kaldı. Tâ ki bu aziz kabir, merhum İbrahim Ethem Bey’in oğlu Burhan Cahit AKINCI’nın üstün gayretleriyle bulununcaya kadar… Nurlu mezar; Harlak deresinin Dereçatı mevkiindeydi. Bu yerin tespitinde, Kocayayla çarpışmasında bacağından yaralanan Çorlulu Mehmed Çoban’ın büyük yardımı oldu.

2000 yılında, Sındırgı Kaymakamlığı tarafından, başta Mücâhide Makbule Hanım olmak üzere bütün şehidlerimizin mezarları inşa edildi. Ayrıca kaymakamlık tarafından «Kuvâ-yı Milliye Anıt Parkı» düzenlendi.

Hem Türk kadınlığı, hem de tüm Gördesliler, bu asil kadınla ne kadar iftihar etseler azdır. Şehid Makbule’nin aziz hâtırası, kıyâmete kadar hatırlanacaktır.