Adları Gibi Hasletler de Unutuluyor mu? MÜRÜVVETSİZ KULLUK OLMAZ

Mustafa KÜÇÜKAŞCI
tali@yuzaki.com

Vefası, sadâkati, tevazuu, cesareti ve kanaatiyle tam bir İstanbul beyefendisi olan Mehmed Âkif;

Şehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlıktır

diyor. Şehâmet nedir? Yine Âkif, Seyfi Baba adlı şiirini:

Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!

diye bitirir. Hamiyet ne demektir?

Bazı hasletler çekiliyor dünyamızdan. Son temsilcileriyle beraber incelikler, güzellikler kaybolmaya yüz tutuyor. Kayboluşlarının işareti, kendilerine delâlet eden kelimelerin kaybedilmesi oluyor. Sözlükler «eskimiş» levhası dikiveriyorlar o kelimelerin başına, hazır betondan birer mezar taşı gibi.

Çünkü her şeyin başı olan söz, bu çekilip gitmede de en son durak oluyor. Yaşamadığımız, bilmediğimiz, tanımadığımız hasletlerin etiketlerini de zihnimizde taşımayı yüksünüyoruz. Böyle azalıyor, böyle zayıflıyoruz.

Dergimizin 21. sayısında «Ah Mürüvvet!» adlı temsilî bir hikâyemiz yayımlanmıştı. Hikâyede cemiyeti temsil eden Mürüvvet Apartmanı’nın, sakinlerinin ihmali neticesinde yıkılmaya mahkûm oluşu işleniyordu. Apartman için seçtiğimiz isim üzerinde sorulara muhatap olmuş veya dolaylı şekilde duymuştum.

Mürüvvet de ne demekti?

Anlaşılıyordu ki mürüvvet kelimesi de dünyamızdan çekilip giden, lügatlerde başına «eskimiş» yaftası yapıştırılan kelimeler arasına eklenmişti. Geriye bir kadın adı, bir de «evlâdının mürüvvetini görmek» deyimi kalmıştı. Bu deyimden dolayı, mürüvveti «evlilik» mânâsında zannedenler de çıkmıştı.

Mürüvveti tek kelimeyle karşılamak çok zor; insaniyet, adamlık, mertlik, erlik, cömertlik, iyilik… gibi pek çok hasleti hep birden ifade ediyor mürüvvet.

Günlük hayatta insanlar hakkında şöyle hükümler duyarız: “Filân dindar, namazında-abdestinde biri ama insanlarla geçimi hiç iyi değil!”

Bazı kişiler hakkında ise; “Filân kişinin pek ibadetle, namazla-niyazla alâkası yok, fakat adam çok insaniyetli…” denildiği çokça vâkîdir. Hâlbuki arzu edilen iki hâlin bir arada bulunmasıdır.

İşte mürüvvet, dinin zarafetle, nezaketle, rikkatle kısaca güzel ahlâkla, cemiyetin hüsnükabul gösterdiği ölçülerle bütünleşmesidir. Dinî vecibelerini titizlikle yerine getirdiği hâlde, cehenneme girse donduracak soğukluktaki kaba sofuluk önündeki engeldir.

Dâvûd-i Tâî, hizmetini gören şahsa yüklüce bir miktar vermesini yadırgayanlara: “Mürüvvetsiz ibadet olmaz.” demiştir.

Mürüvvetsizlik, ibadetin yani Allâh’a kulluğun da kemalini engeller. Âyetlerde, hadislerde Hak ile halk arasında bu münasebet hep kurulmaz mı? «Merhamet ediniz ki merhamet bulasınız.» «Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe mü’min olamaz.» «Ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.» gibi hadîs-i şerifler hep bu hususu vurgular.

Yine hasedin, ateşin odunu yaktığı gibi hasenatı yok ettiği gerçeği de, muâmelâta, insanî ilişkilere ait durumlar ve ibadetleri de etkilemektedir. Bu sebeple Manastırlı Rif’at kalbi yakan yaman bir kıvılcım olan haset ateşini, mürüvvet suyuyla söndürmeye çağırır:

Nâr-ı hasedi âb-ı mürüvvetle et itfâ,
Kim nâr-ı hased kalbi yakar özge şererdir.

Öte yandan «mürüvvetsiz ibadet olmaz» sözünü, «ibadetsiz de mürüvvet olmaz» diye tamamlamak lâzımdır. Zira «kalp temizliği», «insan sevgisi» iddialarıyla, Allâh’a kulluğu bir tarafa bırakmak da insanlık haysiyetine sığmaz. Âkif, duyguları nefs-i emmâre hizasında seyreden fakat kendilerini sûfî gösteren sözde edebiyatçı takımına şöyle çatar:

(…)

İçilir, türlü şenâ’atler olur, bî-pervâ;
Hâfız’ın ortada dîvânı kitâbü’l-fetvâ!
«Gönül incitme de keyfin neyi isterse becer!»
Urefâ mesleği; a’lâ, hem ucuz, hem de şeker!

Mürüvvetsizlik basit bir kusur değildir. Dinî ilimler sahasında ona gayet yüksek bir mevki tanınmıştır. Hadis ilminde râvî araştırmalarında kişinin adaleti, dinî vazifeleri yerine getirişi kadar, beşerî münasebetlerinde, günlük yaşantısında sergilediği tavırların ölçülülüğü, insaniyeti, iyilikseverliği demek olan mürüvvetine de bakılır.

Fıkıh ilminde de buna paralel olarak, mürüvvetsiz kişilerin şahadetlerinin kabul edilmemesi esası getirilmiştir.

Mürüvvet, insanın mecburiyetlerinin ötesinde bir ufuktur. Her kişinin değil, er kişinin kârıdır. Hazret-i Ali, mürüvveti nelerin oluşturduğunu müzakere eden bir topluluğa rastlamış ve onlara, Cuma hutbelerinden âşinâsı olduğumuz; Nahl Sûresi’nin 90. âyetini okumuş:

“Allah, adaleti ve ihsanı emreder…”

Adalet, yapılması gerekli olan kısmı; ihsan ise kişinin mürüvvetinden kopanı, insaniyetinin gereğini ifade eder diye açıklamış.

Masumu korumak zaten gereklidir. Fakat kabahatliyi affetmek; işte o mürüvvettir.

Zekâtı vermek, borcu ödemek zaten vazifedir. Ama gönülden çıkardığı gibi rahatlıkla, keseden de maddiyatı çıkarıp verivermek herkese, işte odur mürüvvet.

Hani; «İnsanlık bizde kalsın!» dedirten haslet, işte mürüvvet odur. Mürüvvet-mend olanlardan, mürüvvet ehlinden, en perişan hâle düşmüş insanlar bile çekinmezler. Şair Adlî, bir suçluluk hâli içinde, mürüvvetin Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ait olduğunu ilân ederek arzıhâl ediyor derdini:

Kimim var hazretinden gayri arz eyleyim hâlim,
Yüce zâtına âiddir mürüvvet, yâ Rasûlâllah!

Gerçekten na’tlarda Seyyid-i Kâinat Efendimiz, menba-ı mürüvvet, mürüvvet kânı, ma’din-i lutf u mürüvvet, ser-rişte-i mürüvvet vb. sıfatlarla vasfedilmiştir.

Peygamber Efendimiz’in düşmanlarını affetmesi, cömertliği, yiğitliği, mertliği, her zaman diğerkâmlık içinde ümmetini düşünmesi… en hakikî sûrette O’nu mürüvvetin kaynağı vasfına eriştiriyordu.

Ahmed Yesevî Hazretleri ise o sade ifadesiyle mürüvvetin iyilikseverlik mânâsını öne çıkararak seslenir:

Garip ile yetîme mürüvvetli Muhammed

Peygamberliğinin gayesini, ahlâkı tamamlamak olarak vasfeden Hazret-i Peygamber’in sünnetidir mürüvvet… ve Hâfız’ın dediği gibi iki dünyada huzurun yolu:

Kâfî iki haslet, iki dünyâda huzûra:
Yârâna mürüvvet ile düşmâna müdârâ! (Trc. Tâlî)

Bu sebeple, hâfızalarımızı tazelemek zorundayız. Kelime haznemizi geliştirmeliyiz. Eşanlamlı sandığımız kelimeler arasındaki ince farklılıkları hissederken o inceliklerin hayatımıza, cemiyetimize, karakterimize nasıl yansıdığına da şahit olacağız. O zaman yeniden zenginleşecek, yeniden kuvvetlenmeye başlayacağız.

Ecdadımız bu mürüvveti bekliyor bizden…