Yaklaşan İki Bahar…

Mustafa KÜÇÜKAŞCI

Önümüzde iki mevsim var. Biri kamerî takvimimizin, mübarek Ramazan’ı… Diğeri güneş takviminin hazanı… İkisini de özledik. Ramazan’ı, onun rahmet iklimini niçin özlediğimiz belli; fakat hazanın nesini özledik? Cevap hazan kadar hazin:

Bu yaz, çorak, bereketsiz… Cihânı inletiyor;
Değil bahârı o hattâ hazânı özletiyor!

Ramazan ve hazan…

Biri ilâhî rahmetin coştuğu mevsim, biri tabiatın bir hüzün manzarası… Zahirde zıt gibi görünseler de aslında çok ortak noktaları var.

Ramazan kelimesinin menşeinde aşırı sıcaklık mânâsı bulunduğundan, Ramazan’ın «günahları yakıp yok eden» demek olduğu belirtilir. Sonbahar da rüzgârıyla yaprakları dökmesiyle meşhurdur. İki hususu birleştiren Enderunlu Vâsıf, Ramazâniyesinde bunu şöyle işler:

Meyvesi bende-i mukbil, şeceri sâimler
Ravza-i mağfiret-i Hazret-i Hak’dur Ramazân

Biz o bâğ içre nihâl-i güneh-âlûdeleriz
Rahmet u afv-ı ilâhî n’ola etse cereyân

Bâd-ı gufrân-ı Hudâ kim seherî estikçe
Gûyiyâ berg-i maâsî dökülür şekl-i hazân

“Ramazan, Hak Teâlâ’nın mağfiret bahçesidir. Bu bahçenin ağaçları, oruçlular; meyveleri, Allâh’a yönelen kullardır. Biz ise o bağda günaha bulaşmış fidanlarız. Ne olur ilâhî af ve rahmet esiverse! Allâh’ın mağfiret rüzgârı seher vaktinde estikçe, günah yaprakları âdeta hazan gibi dökülecektir.”*

Bunun pek sade bir başka ifadesini Süleyman Çelebi söylemiştir:

Bir kez Allah dese aşk ile lisân,
Dökülür cümle günah misli hazân!

Faruk Nafiz de ömrün hazanıyla Ramazan arasında irtibat kurmuştur:

Biz ki dünyâyı getirdik yaşanılmaz hâle,
Yaşanır bir yer ümîdindeyiz istikbâle,
Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan
Ve hazân ömrümüzün günleri olsun Ramazan,
Her zaman Rabbimizin nâmını tesbîh edelim,
Ve bu ikrâr ile beş vakti teravîh edelim… (…)
Tâ ki bâlâdan ümîd ettiğimiz ses gelsin:
«İşlenen seyyieler mazhar-ı gufrân oldu.»

Bâlâ: Yukarı; Seyyie: Günah, kötülük.

Hakikaten geleneklerine bağlı milletimizin kāhir ekseriyeti nasıl bir gençlik geçirirse geçirsin, âhir ömründe böyle bir uyanışla, her vakti teravih, her geceyi kadir, her geçeni Hızır bilme temayülüne girer, cami kuşu olur.

İnsanoğlu kendine çekidüzen verme işini hep erteler. Ramazan hilâli insana uhrevî kararı alma zamanını her yıl anlatan bir işarettir. O sebeple bu yüzleşmeyi hep erteleyen ehl-i işret Ramazan’dan, hazandan kaçar gibi kaçar:

Tiryâkiye nâ-geh Ramazan geldi denilse,
Lâ havle-künan der eleminden ne zamandır.

Tedkîk-i nazar eyle şu takvîme birâder,
Üftâde-i havf etme bizi belki yalandır!

(Enderunlu Vâsıf)

Fakat zamanında gerekli kararı alıp, ömrün baharını, yazını lüzumlu şekilde değerlendirmeyenin, ömrün sonunda söyleyeceği hüzzam şarkı şudur:

Bahâra ermedi mevsim hazân olup gidiyor (…)
Yazık yazık ki şu ömrüm ziyân olup gidiyor

(Hikmet Münir EBCİOĞLU)

Aslında bahar, yaz gelmiştir de, farkına bile varılmamış, mânen kupkuru bir hazan gibi geçirilmiştir.

Necip Fazıl da sonbaharı, geçmiş yıllarına ağlayan bahçedeki ihtiyarın ayaklarında ağlatır:

Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Nurlu ihtiyarın yanaklarında;
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında. (Necip Fazıl)

Hâlbuki sonbahar gelip kurutucu bâd-ı hazân esmeye başlamadan önce, tâ bahardan, yazdan yatırımlar yapanlar için hazanda ağlanacak, hayıflanacak çok bir şey yoktur:

O kim mâ-sivâdan yuma çeşmini
Berâberdir âna bahâr u hazân

(Şeyhülislâm Yahyâ)

Şair Mecnûn ise, «bahâra ermedi mevsim, hazân olup gidiyor» ağıtının tam tersine, daha hazan gelirken, sır bir bahâra ermiştir:

Bir sonbahar gelirken, gönlün visaldi derdi,
Mecnûn’a güldü mevsim, sır bir bahâra erdi.

Ama bu işin sırrı, sonbahar mahviyetiyle yalvarmak ve gözyaşı dökmektir:

Bir sonbahar gelirken, son damla düştü gözden;
Virdimde tek duam var: Mevlâ’m, ayırma özden!

Hazanın o mahviyet hâli, Bâkî’nin de dikkatini çekmiş, bağın hırka-i tecrîde girdiğini söylemiştir. Bâkî bir tekkede çileye giren dervişlere benzetiyor. Sonbaharın o hâli istiskā duasına çıkan insanları da tedâî ettirir. Yağmur duasına giden insanlar eski elbiselerini giyer, mevcut elbiselerini ters çevirerek bir mahviyet, acz ve perişanlık arz ederler. Böylece rahmet-i ilâhiyeyi galeyana getirerek yağmur yağmasını arzu ederler. Hakikaten ağaçlar bu niyazkâr hâle bürününce güz yağmurları da başlamaz mı?

Ramazan ikliminde de oruç mahmurluğu içinde insanın aczini idraki değil midir günahları döken?

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de dualarında şöyle buyururlar: «Yâ Rabbi, yağmur ile dolu ile kar ile günahlarımı temizle!» (Buhârî-Müslim)

Efendimiz birçok hadislerinde günahların dökülüşünü, yaprakların dökülmesine teşbih buyurmuşlardır. Güz mevsiminde ağaçların, soğuk rüzgâr ve yağışlar ile eğilip, bükülmesi gibi, insanlar da hayatın safahatında çeşitli musibetlerle imtihan olurlar. Bu Rahmânî ikazlara karşı kaskatı, pür-inat duran inkârcıları Peygamberimiz çam ağacına benzetir. Onlar, sabırlı, inançlı kişilerin misali olan başaklar gibi, ikazlar karşısında eğilip, mahviyet ve tevazu ile ahvalden ders almaz, eğilmeyeceğim derken kökten kırılır, giderler.

Diğer yandan bir başka nebevî misalde, mü’min, yaprağını hiç dökmeyen hurma ağacına benzetilmiştir. Hurma; sam yelleri esse, soğuk kışlar geçirse yine de kupkuru, çırılçıplak kesilmez. Mü’minin de ağzından dua, elinden hizmet hiçbir hâlde eksik olmaz. Hâle göre sabır, şükür ama hep teslimiyet içinde her mevsimde îman baharını yaşar.

Mâneviyat erleri hazanı insana hep hatırlatırlar:

Gider kalmaz bu dehrin tâc u tahtı
Hazân olur bu bostânın dırahtı. (Hüdâyî)

Hazan bir hasat mevsimidir de… Bir gün bu hayatın hasadı demek olan son sonbaharında, omzumuzda tutulan defterlerin yaprakları dökülecek önümüze… Ya altın varaklar… Ya hebâen mensûrâ! Ya altından som bir bahar… Ya tüketilmiş bir baharın geri gelmez sonu…

Ramazan’da da aynı çift ihtimallilik vardır. Ramazan ile gönlümüz şu güzel hâllere erebilir:

Başı rahmetiyle imdâd,
İçi mağfiretle âbâd,
Sonu nâr-ı Hak’tan âzâd
Bir emâna erdi gönlüm!

Günümüz oruçla mahmur,
Gecemiz namazla mâmur,
Coşuyor içimde bir nur,
Heyecâna erdi gönlüm!

Tutulur bu ayda şeytan,
Çağırır Selâm’a Reyyân,
Melekîleşince her yan,
Feyezâna erdi gönlüm!

Yazılır gönülde mahyâ,
Yaşanır derinde ihyâ,
Durulur mu hiç şu deryâ?
Deverâna erdi gönlüm!

Fakat bunlar niyetin, gayretin neticesinde olur. Bir başka ifade ile ya rahmete erilir, yahut o fırsatı da kaçırmanın büyük hüsranı, ziyanına düşülür:

Bize vuslat ihtimâli,
Bu şerefli ay İlâhî,
Ya ziyâna düştü Tâlî,
Ya rızâna erdi gönlüm!

Günahlarımızın döküleceği bir hazan, ilâhî güllerin derileceği bir Ramazan baharı niyazıyla…

* Edebiyatımızda Ramazan’ın yeri hususunda 20’nci sayımızda Prof. Dr. Nihat ÖZTOPRAK Hocamızla gerçekleştirdiğimiz mülâkatın bu vesileyle tekrar okunmasını okurlarımıza tavsiye ederiz.