Kısmetse…

İrfan ÖZTÜRK

Vatanî görevini yapmak üzere Adapazarı’na gelen bir asker, çeşme başında gördüğü bir kıza gönlünü kaptırıp âşık olur. Asker, gece-gündüz bu aşkın tesiri ile yanıp kül olmakta ve bu kıza derdini açabilmenin, kendisine talip olduğunu iletebilmenin çarelerini aramaktadır. O güne kadar edinmiş olduğu sivil arkadaşlarından yardım isteyip, kıza haber gönderir.

Antepli olduğunu, Antep’te ticaretle meşgul olan ailenin bir tek evlâdı olduğunu, dindar bir aileye mensup bulunduğunu, kendisini görünce büyük  bir sevginin gönlünü kapladığını, gün geçtikçe bu sevginin ilerleyip dayanılamayacak dereceye doğru gittiğini, bu işte bir hikmetin olduğunu düşünerek olumlu cevap vermesini rica mahiyetinde bilgiler aktarır.

Kız ise, bütün bu söylenenleri dikkatle dinledikten sonra cevap olarak:

“–İyi ama, yeri çok uzak; ikincisi, bir askerle evlenirsem millet benim için ne der? Katiyen bu iş olmaz, söyleyin, o genç bu işi unutsun!” der.

Asker delikanlı durumu anne-babasına da bildirmiş; babası:

“–Akrabalarımızdan kızlar var, onlardan birini alırım. O kadar uzak yerden gelin alamam.” diye katî sûrette cevap vermiştir.

Bu meseleyi unutması gerektiğine inanan delikanlı âdeta yıkılır, ne yapacağını şaşırır. Fakat ne çare, mecbûren ümidini keser. Yine de gönlü vazgeçemediği için: «Kısmetse olur…» deyip kendini tesellî eder.

Nihayet askerlik vazifesi biter ve terhis olur. Aradan da epey seneler geçer. Fakat bu arada kıza hiçbir talip çıkmaz. Kızın babası ve annesi endişe etmeye başlarlar. Kızın evlilik çağı neredeyse geçmek üzeredir. Kederli anne-baba hayırlı bir kısmetin çıkması için  gece-gündüz Allâh’a dua ederler. Fakat bir türlü duaları tecellî etmez. Üzüntü içerisinde bir gün ânî bir şekilde hacca gitmeye karar verirler.

Haccın Mekke bölümünü tamamlayıp Medine’ye geçerler, sekiz gün orada kalacaklardır. Orada Beşir Efendi diye bilinen birisiyle tanışırlar. Beşir Efendi 40 sene önce Medine’ye gidip oraya yerleşen bir Türk’tür. Baba onun mâneviyat ehli olduğunu anlayınca kızıyla olan durumu Beşir Efendi’ye anlatır. Beşir Efendi şu tavsiyede bulunur:

“–Bak kardeş, burası Medine’dir. Rasûlullâh’ın nurlandırdığı bir şehirdir. Burada hâcetler Rasûllullah’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- aracılığıyla Allâh’a arzedilirse bi-iznillâh kabul olur. Şimdi, sen git hâlini Rasûlullâh’a arzet!” deyip onları Ravza-i Mutahhara’ya gönderir.

Büyük bir edeple ravzaya giden baba, hanımıyla kızını evde bırakıp ravzada Şebeke-i Rasûlullah’ta iki rekât hâcet namazı kıldıktan sonra yüzünü Rasûlullâh’a, gönlünü Allah Teâlâ’ya çevirerek dua etmeye başlar. Öylesine duaya dalar ki, âdeta kendinden geçer, farkına varmadan sesi yanındakilerin işiteceği kadar yükselir. Niyazına şöyle devam eder:

“Yâ Rabbî, evlenme çağına gelmiş, hattâ geçmekte olan bir kızım var. Bir türlü kısmeti çıkmadı. Huzurunda bulunduğum Habîbin hürmetine duamı kabul eyleyip kızıma hayırlı bir kısmet takdir eyle!..”

Yanında bulunan birisi bu duayı işitip dikkatlice dinlemeye başlar. Kişinin duası bitince, dua eden zâta dönüp der ki:

“–Allah, duanızı kabul etsin, sendeki derdin aynısı bende de var. Ben de oğluma dua etmek için gelmiştim. Senin kızın var, benim oğlum var. Ben de senelerdir oğluma bir kısmet çıkıp da bir gelin bulamadım. Senin kızına ben, oğluma almak üzere talibim!”

Beriki şaşırır ve:

“–Bunda bir hikmet var. İkimizin de aynı maksatla, aynı zamanda, aynı hâlis niyetle, aynı yerde buluşmamızda bir hayır vardır. Ben de kızımı sana verdim. Ancak, benim kızım burada, senin oğlun nerede?” der.

Diğeri heyecanla:

“Benim oğlum da burada!” deyince, ertesi günü belirledikleri bir saat ve mekânda kız ve oğlanı yakınlarıyla birlikte birbirlerine göstermeye karar verirler.

Ertesi gün; kız babası ve annesi kızlarını, oğlan babası ve annesi oğullarını getirip, kız ve oğlanı birbirlerine gösterirler. Oğlan, dikkatle kıza bakmaya başlar, bir de ne görsün! Seneler önce Adapazarı’nda çeşme başında görüp, gönlünü kaptırıp, âşık olduğu kız karşısındadır.

Hayrete düşen genç, kendini tutamayıp bayılır, kendine gelince durumu inceden inceye anlatır. Hepsi hayret içinde Allah Teâlâ’nın takdirinin bu şekilde tecellîsine çok memnun olup Allâh’a hamd ederler. Ravzada nikâhları kıyılan gençler, Medine’de evlenirler. Böylece kısmet yerini bulur. Huzurlu bir yuva kurup hayli sene Medine’de kalır ve nihayet tamamen oraya yerleşirler.*

Yol yok şu nasipten öte ey zahmetimiz,

Dert etme bulur bizleri her kısmetimiz.

Tek eyle sabır Hazret-i Allâh’a güven,

Çöllerde de gül gül açılır cennetimiz… [Seyrî]

 

*Bu şahıs, şu an 75 yaşında Medine’de yaşamakta olan Antepli İbrahim Efendi’dir. Bu hâdiseyi bizzat kendisinden dinledim.