Bir Başka Bakış Açısıyla Namaz

YAZAR : Dr. Naif ÖZKUL

Bir doktor meslektaşım namazda okunan bir duâ olan;

«سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ حَمِدَهُ» ifadesinin mânâsını sormuştu:

“Allah kendine hamd edeni / şükredeni duydu (işitti).” mânâsına gelir demiştim. Bu tarihten sonra beni her gördüğünde bu suâlini hatırlatır ve arkasından da; “Namazımı bunun mânâsını düşünerek kılıyorum.” der.

Bu münasebetle bendeniz de namazda geçen duâları mealleri ve tefekkürleriyle zikretmeyi düşündüm. Namazımızı erkânıyla düzgün kılmak duâsıyla diyorum ki;

Allah Rasûlü j buyurmuştur:

جُعِلَ قُرَّةُ عَيْن۪ي فِي الصَّلَاةِ

“Namaz gözümün nûru kılındı. (Namaz kılarken gözüm şenleniyor.)” (Nesâî, İşretü’n-Nisâ, 10; Ahmed, III, 128, 199)

Diğer bir hadîs-i şerifte de;

صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُون۪ي أُصَلّ۪ي

“Beni nasıl kılıyor görüyorsanız öyle namaz kılın!” (Buhârî, Ezân, 18) buyurmuştur.

Demek ki namazı Allah Rasûlü’nün kıldığı şekilde kılmamız gerekiyor mümkün mertebe… Namaz, huşû ve huzur içinde kılınmalı.

O hâlde nasıl kılacağız?!.

Onu en büyük vazife bilmeli ve öylece kılınmalıdır. Altı çizilecek bir emir ve tavsiye…

Malûm, namazın kıyam (ayakta duruş) rükû, secde ve ka‘de (oturuş) şeklinde safhaları vardır. Bunların her birinin hakkı verilmeli, meselâ kıyamda Fâtiha okurken tecvid ve kıraatine uygun, tane tane mânâsı biliniyorsa düşünerek okunmalı. Zira âyette Efendimiz’e hitaben;

وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلًا

“…Kur’ân’ı tertîl üzere oku.” (el-Müzzemmil, 4) emri veriliyordu. Tertîl üzere okumak demek, Kur’ân’ı yavaş yavaş acele etmeden, tane tane harflerin hakkını vererek okumak demektir. Rükûya vardığımızda yine rükûun hakkı olan istikrar ve itmi’nânı elde edinceye kadar duruşu sürdürürüz. Bu esnada yüce Allâh’ın;

وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ

“…Rükû edenlerle beraber rükû edin!” (el-Bakara, 43) emrini hatırlayıp en az üç defa;

سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظ۪يمِ

“Ey yüce Rabbim Sen’i bütün kusurlardan (noksan sıfatlardan) tenzih ederim (uzak tutarım.)” der sonra secdeye varırız.

Bu durum Allâh’a en yakın olduğumuz andır ki;

وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

“Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19; Secde âyetidir.) âyetini hatırlarız. Bu en mukaddes anda; en az üç defa;

سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلٰى

“Sen’i bütün büyüklüklerin sahibi zâtının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî olan Rabbim Sen’i noksan sıfatlardan tenzih ederim.” deriz.

Esasen iftitah tekbiriyle namaza girerken ilâhî yörüngeye katılmış oluyoruz. Artık bu yörüngenin nurlu izinde yola devam ediyoruz, istikrar ve itmi’nânı orada buluyoruz. Tıpkı güneşin kendi yörüngesinde istikrarı bulduğu gibi!.. Âyet-i kerîmede buyurulur:

وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۜ

Yani; güneşin istikrarını bulduğu, müstakar olduğu yolundaki (ki o yörüngesidir) hareketi gibi… (Bkz. Yâsîn, 38) Malûm, yörüngesinden çıktığı an yok olur.

Bu câzibe ile sükûnet, sekînet ve huzur dolu bir gönülle rûhî gerilimden uzak bir şekilde kılınan namaz kişiyi rûhen ve zihnen de dinlendirir. Ama hangi namaz?!. Âdâbı ve erkânıyla kılınan, Allah Rasûlü’nün tarif ettiği şekilde iftitah tekbiriyle başladığımız, kendimizin duyabileceği hafif bir ses tonuyla harflerin hakkını vererek, eğer biliyorsak mânâsını düşüne düşüne kılabildiğimiz bir namaz…

Bu ahvalde kafamıza takılan; takıntı, saplantı ve obsesyonlardan yahut beynimizi kemiren rûhî çatışmalardan (konfliktlerden) bir süre kurtulmuş oluruz. Zihnen dinleniriz, bu hâl içimize huzur verir, bizi hayata bağlar, hayatın getirdiği sıkıntılarla katılaşan kalplerimizin pasını siler. Gerilen kaslarımızı gevşetir, tıbbî tabiri ile «relax» hâle getirir. Dolayısıyla îmânımızı artırır, «sekîne»ye kavuşmamıza vesile olur;

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَانًا مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ

âyetinden nasiple “sekîne kalplerimize iner, îmânımız artar.” (Bkz. el-Feth, 3)

Namazımız, gözlerimizin nûru / şenliği olmaya başlar. Bu durum; bize namazı sevdirir, onun bize yük gibi görünmesini bertaraf eder, onu gözümüzde muazzam bir kazanç hâline getirir.

Ey Rabbimiz! Yine de Sana lâyıkıyla ibâdet edemediğimiz bir gerçek… Amelimizi niyetimize bağışlamanı umar, rahmetinle muâmeleni niyâz ederiz.

Âmîn…