ALLAH İÇİN CANDAN GEÇMEK

YAZAR : Yard. Doç. Dr. Mustafa CANLI canli20@hotmail.com

m_canli-SAYI121

 

BİR HADİS:

أَنَّ سَهْلَ بْنَ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ حَدَّثَهُ
عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:
« مَنْ سَأَلَ اللّٰهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللّٰهُ
مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ »

Sehl bin Ebû Ümâme bin Sehl bin Huneyf’in, babası aracılığıyla dedesinden rivâyet ettiğine göre, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Kim samimiyetle Allah’tan şehid olmayı dilerse, yatağında bile ölse Allah onu şehidlerin makamlarına ulaştırır.” (Müslim, İmâre, 157)

BİR MESAJ: Allah yolunda şehid olma arzusunu daima gönlünde diri tut!

ALLAH İÇİN CANDAN GEÇMEK

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.(Mehmed Âkif ERSOY)

Arap dilinde şehid kelimesi, «şahid olan» anlamına da gelir. Sanki o, daha dünyadayken, Allah için akıttığı kanı kurumadan; cennetteki makamına şahid olur, bu makam kendisine gösterilir. Kur’ân ifadesiyle zaten ona, «ölü» denmez, bilâkis o diridir. (el-Bakara, 2/154)

Evet; Allah yolunda, millî ve mânevî değerler uğrunda canlarını fedâ eden şehidlerin mertebeleri ne yücedir. Bu yüce mertebelerinden dolayı, Allah yolunda akıttıkları kanları, onların abdest suları; üzerlerindeki kanlı elbiseleri de kefenleridir. Zira Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; şöyle buyurmaktadır:

“Onları kanlarıyla sarıp defnedin. Çünkü Allah yolunda yaralanan her bir yaralı, muhakkak kıyâmet gününde yarası kanayarak gelir. Kanı kan rengi, kokusu ise misk kokusudur.” (Nesâî, Cihâd, 27)

Şehidliğin derecesi o kadar yüksektir ki Allah yolunda canını fedâ eden şehidler; yüce Rabbimiz’in kendileri için hazırladığı nimetleri görünce yeniden bir kez daha, bir kez daha şehid olmayı arzu ederler. Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu durumu şöyle ifade etmektedir:

“Ölüp de Allah katında hayırlı bir mertebeye erişen kullar içinde, şehidden başka hiç kimse kendisine içindekilerle birlikte dünya verilecek olsa bile yeniden dünyaya gelmek istemez. Şehid, şehidliğin ne kadar üstün bir mertebe olduğunu gördüğü için, dünyaya dönüp bir kez daha şehid olmayı arzular.” (Buhârî, Cihâd, 6)

Güzeller Güzeli Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kendisi de, Allah yolunda canını verme arzusunu şu sözleriyle dile getiriyor:

“Canım elinde bulunan Allâh’a yemin ederim! İsterdim ki Allah yolunda savaşıp öldürüleyim sonra diriltileyim, sonra öldürülüp tekrar diriltileyim, sonra öldürülüp tekrar diriltileyim, daha sonra tekrar öldürüleyim ve diriltileyim!” (Buhârî, Temennî, 1)

Yine bir sözünde şöyle buyurur:

“Canım elinde bulunan Allâh’a yemin olsun ki; mü’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem, Allah yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım.” (Buhârî, Cihâd, 7)

Yüce dînimiz İslâm’da niyetin çok önemli bir yeri vardır. Zâhirde ortaya konan söz ve davranışların Allah katındaki değeri, niyete göre şekil alır. Hesap günü geldiğinde de hepimiz amellerimizle değil, o amellerimizdeki niyetlere göre muhakeme olunacağız. Bu bakımdan kalbimizden geçirdiğimiz niyetler önem arz eder.

İşte bir mü’min, savaş hâlinde de barış hâlinde de; Allah yolunda canını fedâ etme, şehid olma arzusunu gönlünde daima canlı ve diri tutmalı, Allah için canını fedâ etmenin lezzetini yüreğinde hissetmelidir. Serlevha hadîsimizde, Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; şehid olma arzusuyla yaşayan birinin, yatağında ölse bile şehid hükmünde olacağını haber veriyor.

Tıpkı Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh- gibi. Onlarca savaşa iştirak ettikten sonra yatağında ölmek o kadar zoruna gidiyordu ki… Şöyle diyordu:

“Ah Hâlid! Şehid olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi. Şehidlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücudumda bir karış yer yoktur ki; ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın. Ömrü, Dîn-i İslâm’ı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehid olarak beklerdim.”

Daha sonra Hâlid bin Velid Hazretleri, arkadaşlarından kendisini ayağa kaldırmalarını istedi ve;

“Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın.” diyerek kılıcına dayandı. Bundan sonra;

“Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım.” dedi ve yatağına düşüp kelime-i şahâdet getirerek vefat etti.

Öyleyse mü’min, tıpkı Hâlid bin Velid Hazretleri gibi; Allah yolunda savaşmayı, canını seve seve vermeyi, şehid olmayı gönülden arzu etmeli, bu düşünceyi gönlünde daima canlı tutmalıdır. Aksi takdirde mü’minin, -Allah korusun- nifak alâmeti ile karşı karşıya kalması söz konusu olabilir. Zira Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“Allah yolunda savaşmadan yahut da bunu (en azından) gönlünden geçirmeden ölen kimse, bir çeşit münafıklık üzere ölür.” buyurmaktadır. (Müslim, İmâre, 158)

Mü’min; Allah yolunda olmayı, Allah yolunda ölmeyi her şeyden daha çok sevmeli ve arzu etmeli, hep bu düşüncede bir hayat sürmelidir. Çünkü Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle onun nazarında;

“Sabah ya da akşam, Allah yolunda (yapılacak) bir sefer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Müslim, İmâre, 112) Yine;

“Kelime-i tevhîdi en yüce kılmak için savaşan kimse Allah yolundadır.” (Müslim, İmâre, 149)

Yüce Rabbimiz şehidleri ve şehid olma düşüncesini taşıyanları şu ifadeleriyle methetmiştir:

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki Allâh’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiş şehid olmuştur. Kimi de (şehidliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (verdikleri sözü) değiştirmemişlerdir.” (el-Ahzâb, 33/23)

Cenâb-ı Hak; rızâsı doğrultusunda bir hayat yaşamayı, yolunda olmayı ve yolunda ölmeyi cümlemize nasip eylesin. Allah için şehid olma düşünce ve duygusunu kalplerimize lutfetsin.

Âmîn…