Din, Kitap, Sünnet ve Vatan SANA EMÂNET

M. Ali E┼×MEL─░ seyri@seyri.com seyri@yuzaki.com

Gecenin a─č─▒rl─▒─č─▒ bast─▒rd─▒. Kervan bek├žisi uyudu. O ├ón─▒ kollayan bir h─▒rs─▒z geldi, kervan─▒ soydu. Yakalanmamak i├žin ├žald─▒klar─▒n─▒ da uygun bir yere g├Âmd├╝.

Sabah oldu─čunda kervandakiler uyand─▒. Bakt─▒lar ki; mallar─▒, e┼čyalar─▒, g├╝m├╝┼čleri, alt─▒nlar─▒, hatt├ó develeri, neleri varsa ├žal─▒nm─▒┼č. Hemen bek├žinin yakas─▒na yap─▒┼čt─▒lar:

ÔÇôEy kervan bek├žisi! E┼čyalar─▒m─▒z ne oldu? P─▒l─▒m─▒z p─▒rt─▒m─▒z nereye gitti?

Bek├ži kekeledi:

ÔÇôHi├ž beklenmedik bir zamanda, y├╝zleri ├Ârt├╝l├╝ h─▒rs─▒zlar geldiler. G├Âz├╝m├╝n ├Ân├╝nde ne var ne yoksa hepsini al─▒p h─▒zla buradan uzakla┼čt─▒lar.

Kervan halk─▒ ├Âfkelendi:

ÔÇôEy r├╝zg├órla savrulmaya haz─▒r kum tepesine benzeyen zay─▒f adam! H─▒rs─▒zlar e┼čyay─▒ toplarken sen ne yap─▒yordun? Sen necisin? Sen bek├ži de─čil misin?

Bek├ži kendi ay─▒b─▒n─▒ yalan dolanla kapatmaya ├žal─▒┼čt─▒:

ÔÇôBen bir ki┼či idim. Onlarsa sil├óhl─▒, g├Âsteri┼čli, cesur bir s├╝r├╝ babayi─čit!

ÔÇôMadem ├Âyle! Madem senin h─▒rs─▒zlarla ba┼ča ├ž─▒kaca─č─▒na ├╝midin yoktu, ne diye ba─č─▒rmad─▒n, niye feryat edip de bizi uyand─▒rmad─▒n?

ÔÇôBa─č─▒racakt─▒m. Fakat b─▒├žak g├Âsterdiler, k─▒l─▒├ž ├žektiler. Sesimi ├ž─▒kard─▒─č─▒m takdirde ├Âld├╝receklerini s├Âylediler. ├çaresiz kald─▒m, korkumdan ba─č─▒ramad─▒m. L├ókin ┼čimdi ba─č─▒rabilirim. O an korkumdan nefes bile alamad─▒m, ancak ┼čimdi istedi─činiz kadar feryat edebilirim.

G├╝ng├Ârm├╝┼č biri ac─▒ ac─▒ g├╝ld├╝:

ÔÇô┼×eytan insan─▒ g├╝naha s├╝r├╝kleyip bu aziz ├Âmr├╝ yok ettikten, yani i┼č i┼čten ge├žtikten sonra fery├ód─▒n ne m├ón├ós─▒ var! Olan olduktan sonra ┬źe├╗z├╝┬╗ ├žekmenin de F├ótiha okuman─▒n da tad─▒ tuzu yoktur. Ancak gaflet, daha tats─▒z ve tuzsuzdur. Bu bak─▒mdan z├óhiren bir i┼če yaramasa da hi├ž olmasa m├ónen belki i┼če yarar diyerek yine de sen g├Âzya┼č─▒ d├Âk. Ne kadar tats─▒z ve tuzsuz da olsa feryat et, s─▒zlan, yan yak─▒l; ┬źEy her ┼čeyden ├╝st├╝n olan All├óhÔÇÖ─▒m! D├╝┼čk├╝n, g├╝nahk├ór kullar─▒na bir bak!┬╗ diye yalvar.

Hazret-i Mevl├ón├óÔÇÖn─▒n anlatt─▒─č─▒ bu hik├óyenin ├Âz├╝:

Em├ónet ┼čuuru.

E─čer bek├ži, em├ónetin nas─▒l bir mesÔÇś├╗liyet oldu─čunu bilseydi, g├╝nlerce uyumam─▒┼č olsa bile g├Âz├╝ne uyku girmezdi. Ama gaflet perdesi, em├ónetin hakikatini onun ├Âz├╝nden saklad─▒─č─▒ i├žin g├Âzleri gams─▒z bir ┼čekilde uykuya dald─▒. Uyku ve gams─▒zl─▒─č─▒ y├╝z├╝nden bir de yalan s├Âyledi. ─░├žindeki b├╝y├╝k em├ónete de toz d├╝┼č├╝rd├╝. Pay─▒na, ├žaresiz bir ┼čekilde tevbe kap─▒s─▒nda feryat ve g├Âzya┼č─▒ d├╝┼čt├╝.

H├ólbuki o bek├ži, yapt─▒─č─▒ vazifeyi kendi ├╝stlenmi┼čti. ├çald─▒rd─▒─č─▒ em├ónetlerin kendi iste─čiyle muhaf─▒z─▒ olmu┼čtu. Ancak ┼čuur ve idr├óki, em├ónet bahsinde perdeli h├óle gelince olan oldu.

Cenâb-ı Hak buyurur:

ÔÇťBiz em├óneti g├Âklere, yere ve da─člara arz ettik; onlar onu y├╝klenmekten ├žekindiler, ondan korkup titrediler. Onu insan y├╝klendi. ├ç├╝nk├╝ insan, ├žok cahil ve ├žok zalimdir.ÔÇŁ (el-Ahzab, 72)

Allah Te├ól├óÔÇÖn─▒n, em├ónet bahsinde insanla al├ókal─▒ tenkit etti─či aksakl─▒k, ┼ču d├Ârt husustan ibaret:

1. Em├óneti endi┼česiz ve gams─▒z bir ┼čekilde ├╝stlenmesi, ┼čuursuzlu─ču,

2. Em├ónet hakk─▒nda bilgisizli─či,

3. Zorlu─ču g├Âr├╝nce zulme sapmas─▒,

4. B├Âylece kendi ├╝stlendi─či bir vazife kar┼č─▒s─▒nda dir├óyetsizlik g├Âstermesi.

Yani;

Emânet.

├ľnce ┼čuur ister.

Sonra ilim. Sonra adâlet. Sonra da dirâyet.

Bu d├Ârt ├Âzelli─či bir araya getiren kimse, em├ónetin ehli ve em├«n. Getiremeyen kimse ise ehil ve em├«n de─čil. ─░nsanlar, bu hakikate g├Âre gruplara ayr─▒l─▒rlar. Kimi g├Âz├╝n├╝ hi├ž k─▒rpmadan bir ├Âm├╝r uyan─▒k, g├Âzleri ─▒┼č─▒l ─▒┼č─▒l. Kimisi m─▒┼č─▒l m─▒┼č─▒l. Kimi ├ólim, kimi zalim. Kimi kandil, kimi gafil. Kimi umman, kimi ├ž├Âl.

Ne h├ól i├žinde olursa olsun, her insan mutlaka il├óh├« em├ónete muhatap. Herkes, o em├ónetin muhaf─▒z─▒, bek├žisi. ─░ster ed├ó etsin, ister etmesin, bu hakikat, yarat─▒l─▒┼č vazifesi.

Bu bak─▒mdan;

─░nsanlar i├žinden se├žilen peygamberler ve ┬źevliy├óull├óh┬╗─▒n en b├óriz ├Âzelli─či, em├ónet. Onlar, em├ónete ri├óyet ├Âzellikleri ile m├╝stesn├ó. ├ç├╝nk├╝ All├óhÔÇÖ─▒n emirlerini oldu─ču gibi hi├žbir ┼čey katmadan insanlara aktarabilmek, bunu gerektirir. Ne fazla ne eksik, ayn─▒yla il├óh├« bey├ón─▒ yans─▒tmak i├žin g├Ânderilen peygamberlerin her biri, bu hususiyetlerini ├ževrelerindekilere ┼č├Âyle ifade etmi┼člerdir:

ÔÇť┼×├╝phesiz ben, size g├Ânderilen em├«n bir peygamberim.ÔÇŁ (e┼č-┼×uar├ó, 107)

Bilhassa Efendimiz -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem-…

Ba┼čta em├ónet olmak ├╝zere her meselede; ┬źel-Em├«n┬╗ s─▒fat─▒ ile m├óruf oldu. ─░nanmayanlar bile OÔÇÖna; ┬źMuhammed├╝ÔÇÖl-Em├«n┬╗ dediler. ┬źel-Em├«n┬╗ s─▒fat─▒, OÔÇÖnun en ├žok kullan─▒lan ismi h├óline geldi. M├╝┼črikler; em├ónetlerini kendi kafadarlar─▒na de─čil, getirip de OÔÇÖna b─▒rak─▒yorlard─▒.

├ç├╝nk├╝ O, en zor ┼čartlarda da ┬źel-Em├«n┬╗di. Araya d├╝┼čmanl─▒klar girse de ┬źel-Em├«n┬╗di. Kendisini ├Âld├╝rmeye kastedenlere kar┼č─▒ bile ┬źel-Em├«n┬╗di.

Em├ónet ehli olman─▒n i┼čte en ├žetin taraf─▒:

De─či┼čen ┼čartlar─▒n k├Ât├╝l├╝─č├╝ne ra─čmen, iyilik sahibi olarak kalabilmek. Azg─▒n ├Âfkelere kar┼č─▒ s├╝tliman olabilmek. Kin ve nefret ├ža─člayanlar─▒na da muhabbet deryas─▒ sunabilmek. Haks─▒z yorum ve ┼čom a─č─▒zlara da, affedici davranabilmek. B├Âlmekle u─čra┼čanlar─▒ da b├╝t├╝nleyebilmek. Zahmet verenlere de rahmet ya─čd─▒rabilmek. H├óinlerin bile em├ónetlerine h─▒y├ónet etmemek.

Tabiî bu, mânevî bir kahramanlık gerektirir. Basîret ve cesaret gerektirir.

Yani;

Yukar─▒daki hik├óyede bahsedilen gafil ve yalanc─▒ bek├žinin harc─▒ de─čil.

Kendisini ├Âld├╝rmek i├žin yar─▒┼čan m├╝┼čriklerin bile em├ónetlerini muhafaza eden Peygamber ahl├ók─▒n─▒n harc─▒. O ahl├ók ile yeti┼čmi┼č fed├ók├ór ve vef├ók├ór g├Ân├╝llerin harc─▒. Hicrette ├╝zerindeki em├ónetleri sahiplerine vermek i├žin EfendimizÔÇÖin m├╝b├órek yerine evde kalan ve vazifesini yaparken can├«lerin h─▒┼čm─▒na ald─▒rmayan Hazret-i AliÔÇÖnin harc─▒.

B├Âylesi dir├óyeti, herkes g├Âsteremez.

Em├ónete ri├óyet zorla┼čt─▒─č─▒nda, ├žark edenler olur. Bir m├╝ddet dayansa, sabretse bile neticeye kadar dir├óyeti g├Âze alamayanlar, yar─▒ yolda buharla┼č─▒rlar. Onlar, em├ónetin sadece rahmet k─▒sm─▒na taliptirler. Zahmet k─▒sm─▒nda ne yap─▒p eder, kendilerini ortal─▒ktan yok ederler. HakkÔÇÖ─▒n takdir etti─či em├ónete ri├óyet zorlu─ču da zaten bunu belirginle┼čtirmek i├žindir. Bir bak─▒ma g├Ân├╝lleri s├╝zge├žten ge├žirmek i├žin. ├ç├╝nk├╝ il├óh├« takdir, ona g├Âre nasipleri tayin edecektir. ├ç├╝nk├╝ kullar dile baksa da, Allah fiile bak─▒yor. Dilin vitrinini amel mutfa─č─▒nda masaya yat─▒r─▒yor. G├Ân├╝l hamurunu dert ate┼čine bat─▒r─▒yor. Pi┼čen, yanan, ham kalan, kenara ka├žan, k├╝l olan, k├╝flere saklanan, yumu┼čayan, kat─▒la┼čan kim varsa, b├Âylece ger├žek mahiyetiyle tecell├« ediyor.

Mal├╗m:

UhudÔÇÖa giderken Hazret-i PeygamberÔÇÖin ordusundan 300 ki┼či koptu, ayr─▒l─▒p MedineÔÇÖye d├Ând├╝. G├╝y├ó m├╝sl├╝mand─▒lar, fakat em├óneti muhafazan─▒n zorlu─čunu g├Âr├╝nce gerisin geri bir anda se─čirttiler. ┼×u, bu bahanelerle d├Âk├╝ld├╝ler. Nasihat dinlemeyen inat├ž─▒ mazeretlerle da─č─▒ld─▒lar. K─▒nanmamak i├žin bir de su├žlamaya kalkt─▒lar. Yanl─▒┼čl─▒klar─▒n─▒ kapatmak i├žin hakikati ta┼člad─▒lar. Ne yap─▒p edip y├╝zgeri ettiler. Em├óneti omuzlamak yerine s─▒rt ├ževirdiler. Onlar, rahatl─▒─č─▒ se├žtiler, fakat h├╝srana d├╝┼čt├╝ler. Gams─▒zl─▒─č─▒ se├žtiler, fakat derde yuvarland─▒lar. Em├ónet ve mesÔÇś├╗liyetten ka├žt─▒lar, fakat hi├ž kald─▒ramayacaklar─▒ sonsuz a─č─▒r bir y├╝k├╝n alt─▒nda kald─▒lar.

Hâlbuki;

─░nsan, em├ónetten ka├žamaz.

├ç├╝nk├╝ kendi ├╝stlendi. S─▒rt─▒na ald─▒. Kabullendi. ┼×imdi ┬źl├ó / hay─▒r, olmaz┬╗ demesi, bir ┼čey ifade etmez. Olan oldu. Kalem yazd─▒, m├╝rekkep kurudu. Defter kapat─▒ld─▒. Uygulama ba┼člad─▒. Tekrar geriye d├Ând├╝r├╝p de ┬źl├ó┬╗ ├žekmek, m├╝mk├╝n de─čil. Yap─▒lacak tek ┼čey, em├ónete sahip ├ž─▒kmak. Em├ónetlere ri├óyet etmek.

Kald─▒ ki;

Ona ri├óyet edenler; derdi se├žseler de, derman─▒ buldular. S─▒k─▒nt─▒lara g├Â─č├╝s germelerin zorlu─ču, en bulunmaz huzur ve rahatl─▒─č─▒n anahtar─▒ oldu.

Efendimiz -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem-ÔÇÖin gen├žlik devresindeydi. Bir delikanl─▒ ile al─▒┼čveri┼č yapm─▒┼čt─▒. Delikanl─▒, biraz beklerse, borcunu getirece─čini s├Âyledi. Efendimiz -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem- de kabul etti. Beklemeye ba┼člad─▒. Fakat delikanl─▒ verdi─či s├Âz├╝ unutmu┼čtu. Aradan ├╝├ž g├╝n ge├žince hat─▒rlad─▒. Oraya geldi. Bakt─▒ ki, Muhammed Mustaf├ó -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem- h├ól├ó beklemekte. ├ç├╝nk├╝ bekleyece─čine s├Âz vermi┼čti. Delikanl─▒ mahcup oldu. Efendimiz ise, azarlamadan sadece;

ÔÇťÔÇôBana zahmet verdin ey delikanl─▒! Burada ├╝├ž g├╝nd├╝r seni bekliyorum…ÔÇŁ buyurdu. (Eb├╗ D├óv├╗d, Edeb, 82/4996)

KurÔÇÖ├ón-─▒ KerimÔÇÖdeki;

ÔÇťOnlar em├ónetlerini ve s├Âzlerini yerine getirirler.ÔÇŁ (el-M├╝ÔÇÖmin├╗n 8) ├óyetinin hen├╝z n├ózil olmadan ya┼čanan bu tecell├«si, Efendimiz -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem-ÔÇÖde m├╝stesn├ó bir bas├«ret olu┼čturdu.

O bas├«retle, OÔÇÖnun ┬źel-Em├«n┬╗ vasf─▒ nice n├╝m├╗ne g├╝zellikler tecell├« ettirdi.

B├Âylece Efendimiz, en z─▒t kutuplar─▒n bile yeg├óne ortak noktas─▒ h├óline geldi.

K├óbeÔÇÖdeki hakemlik h├ódisesi bunun en g├╝zel ni┼č├ónesi.

HaceruÔÇÖl-esvedÔÇÖi yerine koymak hususunda kab├«le reisleri m├╝naka┼čaya tutu┼čmu┼čtu. Kimse olumlu bir ├ž├Âz├╝m yolu ortaya koyam─▒yordu. Birinin dedi─čine di─čeri itiraz etti, ├žeki┼čme b├╝y├╝d├╝. Sava┼č─▒n e┼či─čine gelindi. Nihayet ├žaresiz bir ┼čekilde dediler ki:

ÔÇôAram─▒zda madem bu meseleyi ├ž├Âzemedik. O h├ólde Harem kap─▒s─▒ndan ilk gelecek kimse bize hakem olsun. Onun h├╝km├╝n├╝ kabul edelim.

Bu teklife herkes râzı oldu.

G├Âzler, HaremÔÇÖin Ben├« ┼×eybe kap─▒s─▒na y├Âneldi. Kim gelecek merak─▒yla nefesler tutuldu. Gelen, Hazret-i Muhammed Mustaf├ó -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem- idi. Bekle┼čenlerin tamam─▒ sevindi:

ÔÇô├çok iyi; i┼čte el-Em├«n!

Mevzu kendisine aktar─▒ld─▒. Peygamberimiz, rid├ós─▒n─▒ yere koydu. Her kab├«leden bir temsilci se├žti. Sonra Hacer-i EsvedÔÇÖi rid├ós─▒n─▒n ├╝zerine yerle┼čtirdi. Ard─▒ndan hep birlikte tuttular. M├╝b├órek ta┼č─▒n yerine konmas─▒nda b├Âylece her kab├«le pay sahibi oldu. ├ç─▒kabilecek kanl─▒ bir sava┼č, ┬źel-Em├«n┬╗ s─▒fatl─▒ EfendimizÔÇÖin bas├«retiyle kucakla┼čmaya ve bir hayra d├Ân├╝┼čt├╝.

Demek ki;

En d├╝─č├╝ml├╝ ├ž├Âz├╝mlerin ├Âz├╝, bas├«ret ve ehliyet. Bunun da ┼čart─▒, ┬źel-Em├«n┬╗ olabilmek. ├ç├╝nk├╝ ancak emin kimseler, em├ónetlerin ehli olurlar. Bas├«retleri de y├╝ksek olur. Kavgalar─▒ bile muhabbete ve kucakla┼čmaya d├Ân├╝┼čt├╝r├╝rler. Fakat emin olmayanlar, ehil olmazlar. Ehil olmayanlar da, muhabbetleri bile kavgaya ├ž─▒kar─▒r.

Onun i├žin Allah, em├ónetlerin ehil olanlara verilmesini bilhassa emretmi┼čtir. Bu emrin dinlenilmemesi, k─▒y├ómetin habercisidir. Had├«s-i ┼čerifte buyurulur:

ÔÇťEm├ónet, ehline verilmedi─či zaman, i┼čte o zaman k─▒y├ómeti bekle!ÔÇŁ (Buh├ór├«, ─░lim, 2; Ahmed, II, 361)

Bu hem z├óhir├« m├ón├óda bir ger├žek, hem de mahiyet itibar─▒yla ba┼čka bir ger├žektir. ─░lki; ehliyetsiz kimselerin em├ónete sahipli─či, k─▒y├ómet al├ómetidir. ─░kincisi de, ehliyetsiz kimselerin em├ónet hususunda k─▒y├ómet misali feryatlara sebep olaca─č─▒d─▒r.

Emânetler;

Ancak mesÔÇś├╗liyet duygusuyla insan─▒ ehliyet sahibi yapar.

De─čilse;

─░nsan─▒n n├óil oldu─ču em├ónetler; mal, can, evl├ót, makam vesaire onun ┼č─▒marmas─▒na, gafletine ve fel├óketine sebep olmakta. ┼×air ne g├╝zel s├Âylemi┼č:

Bir anl─▒k em├ónetle ne t├╝rl├╝ ├Âv├╝nelim;
Gel, rahmet kap─▒s─▒nda a─čla┼č─▒p d├Âv├╝nelim! (NFK)

Bu idrak, onu ┼ču hakikate ula┼čt─▒rm─▒┼č:

Ben ki toz kanatl─▒ bir kelebe─čim,
Ufac─▒k g├Âvdeme y├╝kl├╝ Kaf Da─č─▒,
Bir zerreci─čim ki, Ar┼čÔÇÖa gebeyim,
Dev sanc─▒lar─▒m─▒n budur kayna─č─▒. (NFK)

Mesele;

Emâneti, emânetleri idrak. Hazret-i Mevlânâ buyurur:

ÔÇťHalk─▒n g├Âz├╝ndeki gaflet perdelerini y─▒rtay─▒m da bende bulunan il├óh├« em├ónet, o il├óh├« gevher, g├╝ne┼č gibi parlas─▒n. Parlas─▒n da g├╝ne┼č bile n├╗rumdan tutulsun, karars─▒n, g├Âr├╝nmez olsun! B├Âylece meyvelerle dolu olan hurma a─čac─▒ ile, meyvesiz ├ž─▒plak s├Â─č├╝t a─čac─▒ aras─▒ndaki fark─▒ g├Âstereyim.

K─▒y├ómetin s─▒rr─▒n─▒ a├ž─▒─ča vuray─▒m da ayar─▒ tam alt─▒n ile bak─▒r kat─▒lm─▒┼č sahte para belli olsun.

Ben bir kar─▒nca gibi HakkÔÇÖ─▒n nimetler harman─▒nda dola┼č─▒yorum. Ben ho┼čum, durumumdan ├žok memnunum. Fakat kendimden b├╝y├╝k, kendimden a─č─▒r olan il├óh├« em├ónetin y├╝k├╝n├╝ ├žekmekteyim.

─░nsanda bulunan bu il├óh├« em├ónet, bu can; ekmek ve yemekle semiren, yahut k├óh ┼č├Âyle, k├óh b├Âyle olan can de─čildir. Bu il├óh├« nefha, HakÔÇÖtan gelen bu ruh; yeme ve i├žmeden h├ós─▒l olan hayvan├« ruh de─čildir.

Ey insan!

Hakikatte sen ┼čuurdan, ak─▒ldan ibaretsin. Geriye kalan her ┼čey; akl─▒n─▒ ├Ârten, vicdan─▒n─▒ gizleyen bir ├Ârt├╝d├╝r. Bu sebeple kendini, ger├žek varl─▒─č─▒n─▒ kaybetme, sa├žma sapan ┼čeylerle u─čra┼čma.

Karde┼čim!

┼×unu bildik ki biz ┼ču g├Âr├╝nen tenden ibaret de─čiliz. Biz bu tenin ├Âtesinde Allah ile beraber ya┼č─▒yoruz.

Ey g├Âr├╝n├╝┼čte topal bir kar─▒nca gibi zay─▒f olan insan!

Sen kendi madd├« varl─▒─č─▒n─▒ g├Ârmekten kurtulup da, can─▒ g├Ârebilsen, b├╝t├╝n dikkatinle ona y├Ânelir, onun faz├«letlerini tamamlars─▒n. ┼×unu iyi bil ki, sen bedeninle insan de─čilsin; r├╗hunla, sende bulunan il├óh├« em├ónetle insans─▒n.ÔÇŁ

Evet insan;

Ancak HakÔÇÖtan ald─▒─č─▒ il├óh├« em├ónetle insan.

O em├ónete sahip ├ž─▒kt─▒k├ža insan.

Sahip ├ž─▒kabilmek de, yine HakkÔÇÖ─▒n ve Peygamber EfendimizÔÇÖin em├ónetleriyle m├╝mk├╝n. Ved├ó HutbesiÔÇÖnde Efendimiz -sall├óll├óhu aleyhi ve sellem-, b├╝t├╝n ├╝mmetine iki em├ónet b─▒rakt─▒─č─▒n─▒ beyan ile buyurdu ki:

Ey m├╝ÔÇÖminler! Sizlere em├ónet-i Peygamber,
─░ki ┼čey b─▒rakt─▒m ki, iki d├╝ny├óda rehber.
Onlara sar─▒ld─▒k├ža sapmazs─▒n─▒z bir milim,
Biri Hazret-i KurÔÇÖ├ón, di─čeri de s├╝nnetim.

(Nazmen terc. Seyrî)

Bu iki emânet; bize, size, hepimize.

Bu iki em├ónetin i├žinde neler varsa tamam─▒ em├ónet.

Din emânet.

Kitap emânet.

Sünnet emânet.

Vatan emânet.

Bayrak emânet.

Millet emânet.

Mukaddesat emânet.

Fakir-fukarâ emânet.

Muhta├žlar em├ónet.

Nesiller emânet.

Bana emânet. Sana emânet.

Emânetlere riâyet edenler, bahtiyar.

Sahip ├ž─▒kanlar, ├Âl├╝ms├╝z.

Onlar, rahmete ve ebedî mükâfata mazhar.

Onlar;

Kullar i├žinde All├óhÔÇÖa herkesten daha yak─▒n. Yak─▒n olduklar─▒ i├žin onlar; varl─▒─č─▒n ├óbideleri, m├╝kemmel zirveleri. Onlar, meleklerden ├╝st├╝n vas─▒flarla dolu. HakkÔÇÖa yak─▒nl─▒klar─▒, ebed├« g├╝zelliklerinin sebebi.

Zaten her ┼čey;

Sadece HakkÔÇÖa yakla┼čt─▒k├ža g├╝zel. HakkÔÇÖ─▒n hakikat ve ebed├« sanat─▒ dairesinde her ┼čey m├╝kemmel. O dairenin d─▒┼č─▒na d├╝┼čen, uzakla┼čan her ┼čey mahrum. G├╝zellikten mahrum. Sanattan mahrum. M├╝kemmellikten ve huzurdan mahrum.

Mahrumiyet ise, hi├žbir ┼čekilde m├órifet de─čil.

Sadece can s─▒k─▒nt─▒s─▒. Akl─▒n avuntusu. Nefsin tesellisi.

Mahrumlara bunu anlatmak zor.

├ç├╝nk├╝ onlar, kendilerinin oyaland─▒─č─▒ tuhafl─▒klar─▒ en g├╝zel sanat me┼čgalesi zannediyor. Kendi kendilerini alk─▒┼čl─▒yor.

Oysa ger├žek sanat;

Kim ne derse desin, Mutlak G├╝zelÔÇÖin h├╝neri. On sekiz bin ├ólem de, say─▒s─▒z insan da, zerresinden k├╝rresine OÔÇÖnun sanat─▒. OÔÇÖnun sanat─▒ ki, as─▒rlard─▒r her an yeni bir inceli─činin ke┼čfedilmesini bekleyen ve ne kadar ke┼čfedilse de h├ól├ó bitip t├╝kenmeyen bir sanat deh├ós─▒. Hi├ž b├Âyle ba┼čka bir sanat var m─▒?

O hâlde;

Her maharet ve sanat, bu incelikten nasip ald─▒─č─▒ nisbette kal─▒c─▒, m├╝kemmel ve g├╝zel olma h├╝viyetine mazhar olabilir. Din de OÔÇÖnunla g├╝zel. ─░lim de OÔÇÖnunla m├╝kemmel. ─░nsanl─▒k da OÔÇÖnunla zirve. Hayat da OÔÇÖnunla bir rahmet. ├Äman da OÔÇÖnunla mukaddes. Sanat da OÔÇÖnunla m├╝b├órek ve de─čerli.

Mahrumlar, sadece ├želik ├žomak oynayan ├óv├óreler.

En uzaklar bile, yine OÔÇÖna muhta├ž.

OÔÇÖnun kudreti, mesel├ó havaya g├Âr├╝nmez kablolar d├Â┼čemi┼č. ─░nsan, fark etti─či an yine OÔÇÖnun verdi─či kuvvet ile de─čerlendirme imk├ón─▒na sahip oluyor. Yine OÔÇÖnun kurdu─ču sanat ├╝zerinde.

Yani;

Her sanat ve h├╝ner, ├Âz itibar─▒yla ancak OÔÇÖndan ne┼čÔÇÖet etmekte. B├Âyle olunca OÔÇÖndan uzakla┼č─▒ld─▒─č─▒ an, ger├žek sanattan ve sanatk├órdan uzak d├╝┼č├╝lmekte. Neticede, OÔÇÖndan uzakl─▒kta da asla dengeli ruhlar─▒ ok┼čayan bir sanat do─čmamaktad─▒r. OÔÇÖndan uzak e─čitimin ├╝retimi, insan─▒ bir varl─▒k g├Âzdesi de─čil, ac─▒mas─▒z bir canavar h├óline getirmekte de─čil mi? OÔÇÖndan uzak sanat─▒n ├╝retimi, kakt├╝s dikeni gibi gar├óbetlerin g├Ân├╝l darl─▒─č─▒ de─čil mi? OÔÇÖndan uzak ilmin ├╝retimi, insanlar─▒ mahveden makinelerin di┼člilerinden ibaret de─čil mi? OÔÇÖndan uzak d├«nin ├╝retimi, insan─▒n i├ž d├╝nyas─▒n─▒ safsatalarla tahrip eden hur├ófe ve sapk─▒nl─▒klar─▒n harman─▒ de─čil mi? OÔÇÖndan uzak fikrin ├╝retimi, denge ve hakikatin d├╝┼čman─▒ de─čil mi? OÔÇÖndan uzak gidi┼č├ót─▒n ├╝retimi, cennet yolundan engelleyip cehennem ├žukurlar─▒n─▒ insanlarla doldurmak de─čil mi?

Hâsılı;

OÔÇÖndan gelen insan─▒n OÔÇÖna yak─▒nl─▒─č─▒ ┼čart.

Her ┼čey i├žin ┼čart.

D├╝nya i├žin de, ├óhiret i├žin de.

OÔÇÖna yak─▒n ya┼čayanlar─▒n ├Âm├╝rlerine bak─▒n; ├Âl├╝ms├╝z. Eserlerine bak─▒n; muhte┼čem.

─░┼čte S├╝leymaniye, Selimiye.

R├╗hu ferahlatan sem├óv├« inceliklerle dolu. Her k├Â┼če, ebed├« g├╝zelliklerin penceresi gibi.

OÔÇÖna uzak ya┼čayanlar─▒n hayatlar─▒na bak─▒n; kasvetli ve f├ón├«. Eserlerine bak─▒n; ruh ├ž─▒ban─▒, ├╝rk├╝t├╝c├╝, ka├ž─▒r─▒c─▒. Dinlerini tahrip etmi┼člerin ib├ódeth├óneleri, ruh tahribat─▒yla dolu. ─░nsan─▒n oralarda uzun kalmas─▒ m├╝mk├╝n de─čil. Niye? ├ç├╝nk├╝ HakkÔÇÖa ├žok uzak. Bu sebeple r├╗ha uzak, insana uzak, ger├žek sanata uzak. ─░├žeri giren g├Ân├╝ller, az sonra ka├žmaya meyyal.

Buna mukabil;

Selimiye ve S├╝leymaniye gibi eserlerde insan i├žeriden hi├ž ├ž─▒kmasa, yine de ├ž─▒kas─▒ gelmiyor. ├ç├╝nk├╝ HakkÔÇÖ─▒n g├╝zellik kunda─č─▒ gibi. O kundakta her ┼čey, m├ónev├« bir dantel gibi i┼členmi┼č.

Her ┼čey incelik eseri.

├ľl├╝ms├╝z zar├ófetin, ebed├« h├╝nerinden bir yans─▒ma.

Çünkü sanatkârı, yüce sanatkârdan nasipli.

İnsan, sonsuz mükemmellikte yaratan yüce sanatkârdan ne kadar nasipli ise o kadar mahir, zarif ve ince. Her hâli inci misali.

├ç├╝nk├╝ HakkÔÇÖ─▒n sanat─▒, cevher misali yaratm─▒┼č. OÔÇÖna sar─▒lan─▒ da incilerden daha n├ód├«de eyliyor.

─░sl├óm tarihi bunun say─▒s─▒z ├Ârnekleriyle dolu.

Bir müstesnâ sîmâ da;

Bu ay vefat─▒n─▒n sene-i devriyesini idrak etti─čimiz merhum Musa Efendi Hazretleri.

O da;

HakkÔÇÖa yak─▒nl─▒kta m├╝stesn├ó ve inci bir ┼čahsiyetti.

P─▒rlanta bir tasavvuf├« hayat─▒ ve incecik bir g├Ân├╝l d├╝nyas─▒ vard─▒. ─░ncecikti, ama hi├ž k─▒r─▒lmayan ve k─▒rmayan bir k─▒vamd─▒. En a─č─▒r y├╝kleri bile ta┼č─▒yabilen bir incelikti ondaki.

Kendi gibi, her ┼čeyi inciydi.

Hem ─░sl├óm harfleriyle, hem L├ótin harfleriyle yaz─▒s─▒ da inci gibiydi. Sanki g├╝l dizer gibi yaz─▒yordu. Dikenlerin i├žinden s├╝z├╝l├╝p a├žan g├╝ller misali r├╗ha ferahl─▒k veriyordu. G├╝zel bir bah├že olu┼čturuyordu yazd─▒klar─▒. Seyretmesi ba┼čka g├╝zel, okuyup tefekk├╝r etmesi daha ba┼čka g├╝zel. M├ón├ó incilerini b├Âyle serpiyordu. Onun kalemiyle ┬źAlt─▒noluk Sohbetleri┬╗, apayr─▒ bir inci hazinesi oldu. O inciden, kaleminin inci kelimelerinden ┬źY├╝zak─▒┬╗ do─čdu. Nurla yo─črulmu┼č sat─▒rlar─▒n ├Âzeti gibi.

Bir defas─▒nda bana sormu┼čtu:

ÔÇťÔÇôOsmanl─▒ca biliyor musunuz?ÔÇŁ

ÔÇťÔÇôEvet efendim.ÔÇŁ cevab─▒n─▒ al─▒nca seyretti─čim tebess├╝m├╝ hi├ž unutamam.

Tebess├╝m├╝ de inci gibiydi. Aydan daha tatl─▒ bir inci gibi. N├╗ru; gece de, g├╝nd├╝z de kaybolmayan inci gibi.

Çünkü o;

─░ncecik ├Âzelliklerle dolu muazzam bir k─▒ymetti.

En bozu─ču bile d├╝zelten ayarlarla m├╝zeyyen bir terazi inceli─či vard─▒. B─▒rakan de─čil, ula┼čt─▒ran bir vas─▒ta dir├óyeti vard─▒.

S─▒─č olan de─čil, en derin hakikatlerin deryas─▒nda inci idi.

Onun yan─▒nda insan;

├édeta d├╝nya ortam─▒ndan ├ž─▒k─▒yor, ├óhiret ikliminde ya┼č─▒yordu. Hi├ž konu┼čmasa bile o kadar hakikatler anlat─▒yordu ki, sayfalar yetmezdi.

Çünkü o;

Sen ├ž─▒karsan aradan,
Kal─▒r seni Yaradan…

inceli─či i├žinde ya┼č─▒yordu. Kendini daima aradan ├ž─▒kar─▒yordu. Sadece OÔÇÖna yak─▒nl─▒─ča eri┼čtiriyordu.

Bir sabır âbidesiydi.

En azg─▒n dalgalar─▒ ba─čr─▒nda eritip de s├╝k├╗nete d├Ân├╝┼čt├╝ren muhte┼čem bir da─č idi o. Ancak ├╝zeri yemye┼čil g├╝zelliklerle doluydu. Heybetliydi, fakat korkutucu de─čildi; cennet ba─člar─▒n─▒n cazibesini ku┼čanm─▒┼čt─▒. Her h├óliyle; f─▒rt─▒nalar─▒ engelleyen, dindiren, sakinle┼čtiren bir duru┼č sahibiydi.

─░├žtendi.

─░├ž derinli─či ve g├Ân├╝lleri i├žine al─▒┼č─▒ bamba┼čkayd─▒.

Elbette;

Herkeste biraz incilik ├Âzelli─či olur. Ama en sert ta┼člar─▒ bile ┼čekillendirip paha bi├žilemez incilere d├Ân├╝┼čt├╝rebilme kudreti, ├žok ender insanlar─▒n m├ónev├« m├órifetidir. Simya ilmine sahip olan Sami Efendi HazretleriÔÇÖnin terbiyesinde Musa Efendi Hazretleri de, o m├ónev├« m├órifete n├óil olmu┼čtu. Onun simya ilmi, ├╝st├ód─▒ gibi g├Ân├╝llere r├óc├« idi. Bak─▒r gibi g├Ân├╝lleri bile alt─▒n h├óline getiriyordu. Nice ham ruhlar, onun simyas─▒nda p─▒rlanta oldular. ├Äman ve insanl─▒k p─▒rlantas─▒. Onun eliyle niceleri nefsin ├ž├Âpl├╝─č├╝nden kurtuldu, cennet taht─▒na oturdu.

Velh├ós─▒l o inci, KurÔÇÖ├ón ve S├╝nnet ikliminde nice inciler yeti┼čtirdi.

Rabbim ┼čef├óatlerine mazhar eylesin, ├óm├«n…

Yolundan gidenlere ve ard─▒ndaki em├ónetlere sahip ├ž─▒kanlara, ne mutlu!

Hazret-i Mevl├ón├óÔÇÖn─▒n ┼ču ifadeleri ne kadar m├ónidar:

ÔÇťHak dostlar─▒ ile sohbet, h├ólis alt─▒n gibi k─▒ymetlidir.

Sen All├óhÔÇÖ─▒n huyu ile huylan da, sana verilen em├ónetler, eksilmeden kals─▒n ve kaybolmaktan kurtulsun!

Sakın dostu bırakıp da kuzuyu kurda emânet etme!

Unutma ki;

Bilgisiz ki┼či, bir m├╝ddet seninle g├Ân├╝l arkada┼čl─▒─č─▒ etse bile, sonunda bilgisizli─činden ├Ât├╝r├╝, seni yaralar.

Tatl─▒ s├Âzl├╝ bilgisizin dostlu─čuna aldanma, s├Âz├╝ne de pek kulak asma!

O tatl─▒ s├Âzl├╝ cahil, sana;

┬źÔÇôEy annemin can─▒, ey g├Âz├╝m├╝n n├╗ru!┬╗ der. Fakat bu ho┼č s├Âzlerin ├Âtesinde ─▒st─▒rap vard─▒r, hasret vard─▒r, ac─▒lar vard─▒r.

Onlardan ka├ž─▒p ger├žek dostlara, vel├«lere ko┼č!

O velîler ki;

Padi┼čahlar gibi y├╝cedir. Onlar─▒n ululuklar─▒ vard─▒r.

Bu sebeple onlara kar┼č─▒, yani vel├«lere kar┼č─▒ edep ve terbiyeni tak─▒n! Yoksa onlardan nas─▒l faydalanabilirsin?

Onlar─▒n kar┼č─▒s─▒nda iki kat e─čilmedik├že, em├ónetini nas─▒l olur da sana verirler?

Ne mutlu;

O yi─čit k├ómil insana ki, ├žekinmeden, korkmadan konu┼čmas─▒na devam eder ve at─▒n─▒ ate┼čle dolu hendekten s─▒├žrat─▒verir.

O yaln─▒z All├óhÔÇÖ─▒ d├╝┼č├╝n├╝r. Ne kimseyi g├Âr├╝r, ne kimsenin hasedine bakar. Her ┼čeyden g├Âz├╝n├╝ yummu┼čtur. Ate┼č gibi kuruyu da yakm─▒┼čt─▒r, ya┼č─▒ da…

E─čer ni├žin s├Âyledin, diye bir pi┼čmanl─▒k duyarsa ve bu pi┼čmanl─▒k ona bir ay─▒p olursa, o, o gece, o pi┼čmanl─▒─č─▒ da ate┼če atar, yakar.

K├ómil insan bir i┼čte sebat edince, ayak direyince, yokluktan pi┼čmanl─▒k ba┼č g├Âstermez. ├ç├╝nk├╝ AllahÔÇÖta f├ón├« olmu┼č, yokluk m├ón├ós─▒na ula┼čm─▒┼č bir vel├«de pi┼čmanl─▒─č─▒n yeri yoktur.ÔÇŁ

Çünkü o, ilâhî emânetine sâdık ve riâyetkârdır.

Bilir ki;

Can da emânet, cihan da.

Din de, KurÔÇÖ├ón da, S├╝nnet de, vatan da.

├ľmr├╝n├╝;

O em├ónetleri muhafaza yolunda hizmet i├žin HakkÔÇÖa adam─▒┼č, kurban etmi┼čtir.

Fed├ó olmu┼čtur.

B├Âylece;

F├ón├« nasipleri de, ebed├«le┼čmi┼čtir.

Ne mutlu!