Vatanı Uğruna Seve Seve Ölüme Giden Gençler

Aydın TALAY

Ülkemizin selâmeti ve insanlarının rahat yaşayıp bu günlere gelmesinde meçhul kahramanların çok büyük payı vardır. Vatanı, bayrağı, insanı için hizmeti bayraklaştıran ve üstün idealleri uğrunda ölümü hiçe sayan, her türlü fedakârlık ve ferâgati gösteren ve meçhul mezarlarında huzur içinde yatan bu güzel insanlar sadece kendi toplumlarına değil bütün beşeriyete, azim ve iradenin sırf Allâh’ın rızâsına dayanan hasbî hareketlerle birleşmesiyle ne ulvî işler yapılabileceğinin en güzel örneğini vermişlerdir. Özellikle millî heyecanın çok zayıfladığı, her şeyin maddî menfaatle ölçüldüğü ve idealizmin kaybolmaya yüz tuttuğu günümüzde geçmişin tozlu raflarına terkedilmiş bu kabîl olayları çeşitli vesilelerle gündeme getirerek genç neslimizin önüne sermeye büyük ihtiyaç vardır.
Anlatacağımız ibret ve kahramanlık tablosu 1915 yılında Van’da yaşandı. Bu tarihte binlerce askerimizin donarak şehid olduğu Sarıkamış Harekâtı vuku bulmuştu. Sarıkamış Harekâtı’na destek için Van’da bulunan 2’nci Süvari Tümeni’nin de bölgeye sevki emredildi.
BULUNUR KURTARACAK
BAHTI KARA MÂDERİNİ
Aynı yıl bir başka önemli hâdise de meydana geldi. Asırlarca İslâm’ın bahşettiği fevkalâde hoşgörü ortamında Müslümanlarla beraber yaşayan Ermeniler, batılıların tefrika, tahrik ve ırkçılığı alevlendirmesi ile gizlice silâhlanarak ortalığı kana bulayınca11915 Tehcir Kanunu ile Ermenilerin burunları bile kanamadan Suriye bölgesine gönderilmesi kararı alındı.
Van Valisi Cevdet Bey, Müslümanların da şehri boşaltması için hemen her doğulu ailede derin izler bırakan seferberliği ilân etti.
Fakat kin ve intikam duygusu ile gözleri dönen Ermeni teröristler, karadan yola koyulan Müslümanları şehre 23 kilometre mesafedeki Engil Köprüsü’nde kırarken Van Gölü’nden kayıkla karşıya geçmek isteyenleri de kayıkçıların ekseriyetinin onlardan olması hasebiyle gölün derinliğine gömdüler.
Van Valisi Cevdet Bey de şehirden ayrılmış yerine Hakkâri Mutasarrıfı2 vekâlet etmeye başlamıştı.
İşte tam bu sıralarda 2’nci Süvari Tümeni’nin Van’dan ayrılacağını haber alan Hâfıziye, Halilağa, Ulucami ve Horhor mahalle muhtarları toplanıp sekiz kişilik bir heyet seçerek tümenin şehirden çıkışının felâket getireceği endişesiyle durdurulmasını, zira korumasız Müslümanlara karşı Ermenilerin büyük bir hazırlık içinde olduklarını ve durumun çok vahim olacağını valiliğe intikal ettirdiler.
Mutasarrıf buna mânî olmanın ne yazık ki kendi yetkisinde olmadığını söylemekle yetindi.3 Ardından Enver Paşa’nın sıkı emri üzerine bir aşiret livâsı (tugay) Saray’a ve tümen ise Tutak üzerinden kolorduya katıldı.
Dört cephede birden acımasız müstevlîlere karşı açılan savaşlar için eli silah tutan gençler askere alındığı gibi halkın korunmasından sorumlu Van 2’nci Süvari Tümeni, şehri ve çevresini desteksiz bırakarak dört gün gecikmenin ardından mensup olduğu kolordusuna katılarak Sarıkamış’ı cepheden ve güneyden vurmaya başlamıştı. Fakat bir yandan korkunç soğuk, öte yandan cephane ve takviye kuvvetlerin tükenmesiyle perişan duruma düşmüş ve atacak mermisi kalmamıştı.
Hareket Ermenilerden gizlenmesine rağmen Ruslarla işbirliği hâlinde olan komitacılar kısa zamanda işin farkına vardılar. Ermeni Hınçak Cemiyeti’nin kurucusu Nazar Bekof ve yıllarca bağrımızda saklayıp maaş verdiğimiz Akdamar Okulu Öğretmeni Aram Manukyan hemen Rus saflarına katılarak Kotur, Hoy ve Dilman’a dayandılar.
Bu sırada 2’nci Süvari Tüme-
ni’nin –40 ºC’ye varan soğuk karşısında atacak mermilerinin kalmadığı haberi şehre ulaşınca, Van’da son kalan, sayıları mahdut polis, ihtiyar ve kadınların bunların yardımına koşamayacağı gerçeği gözyaşları içinde müzakere edildi. Toplantıda Rüşdiye Başöğretmeni de vardı.
Neticede Van’dan giden ve mühimmatsız kalan süvari tümenine genç çıraklarla yardım ulaştırılması düşünüldü. Bunu duyan Van ve Bağçalar Rüşdiye Okulu öğrencileri kendilerinden talep edilmemiş bir şecaat göstererek mermileri askeriyeye kendilerinin götürmek istediklerini söylediler bu konuda ciddî bir ısrar gösterdiler: “Biz daha ölmedik. Canımız vatanımıza ve askerimize feda olsun!” diyerek ortaya çıktılar. Başka milletlerin rüyada bile göremeyeceği kahramanlık örneği sergilenerek okullardan 12-17 yaş arası güçlü-kuvvetli 80 öğrenci seçildi. Bunlara 40 genç dükkâncı çıraklarından, 18 er jandarmadan ve iki de öğretmen katılarak 140 kişilik ekip hazırlandı. Fakat ulaşılması gereken yerle şehir arasında ne yol ne de vasıta vardı ve mevsim de kışın en çetin dönemi olan Ocak ayının ortalarını göstermekteydi.
Genci, askeri, öğretmeni ile her kişiye bin mermi yüklenerek kafile bugün Van’a 45 kilometre mesafede bulunan Çuh Gediği üzerinden besmele, tekbir ve dualarla Saray-Kotur istikametinde 15 Ocak 1915 günü sabah namazının ardından yolcu edildiler. Bereket ki gidişte soğuğa rağmen tipi yoktu. Maniple ile çalışan telgraf hatları ile gönüllü ekibin Çavuştepe-Norkuh üzerinden şimdi İran’ın ilçesi olan Hoy Kasabası’na altı gün sonra vararak mermileri tümene teslim ettikleri haberi bayram havası içinde alındı. Dualar okunarak, şükür secdeleri eda edildi. İki gün tümende ağırlanan ve çevrede tedbirli olarak dolaştırılan gençler nihayet dönüş hazırlığına başladılar.
ÇUH GEDİĞİ’NDE
YAŞANAN DRAM
Şüphesiz meydana gelen olaylar Cenâb-ı Hakk’ın takdiri ile zuhur ediyordu. Askerlerle sarmaş-dolaş olup veda eden gençler kafilesi bir yandan zamanın imkânları nispetinde tedbir alarak ve diğer yandan sıkı giyinerek 24 Ocak’ta yine dağ ve gedikleri takiben Van’a doğru harekete geçtiler. Bugün için 80 kilometreden ibaret ve her türlü imkâna sahip olan mesafeyi o zaman hele kış ortamında aşmayı her babayiğit dahî düşünemezken, bu bir avuç vatan evlâdı görevini yapmanın şevki ve heyecanı içinde güle-oynaya ve yüklerini de boşaltmanın fizikî rahatlığı altında yola koyuldular.
Fakat yol yarı oluncaya kadar hiçbir aksilik görülmediği hâlde birden bire hava değişip amansız bir tipi başladı. Çocukların ana-babaları telâşa kapılarak vali vekilinin kapısına toplandılar, talepleri üzerine -o zamanki devlet idaresi ile arası bozuk olmasına rağmen- Şikak Aşireti Reisi Simko Ağa’yı (İsmail Ağa)4 Salmas’tan arayarak çocukları araştırıp bilgi verilmesi istendi. Aşirete bağlı bütün elemanları ile geçit noktalarını tarayan Simko, bir müddet sonra ancak 40 gençle 8 jandarmanın güçlükle ayakta kalabildiğini ve takviye ekiple yolcu edileceklerini, geri kalanların ise tamamen donmuş olduklarını bildirdi. İşte bugün yolu Çuh Gediği ve civarından geçen her yolcunun durup onların ulvî hâtıralarını unutmadan Fâtiha ve dualarla yâd etme borçları vardır. Donanlardan sadece 35 genç ve 4 jandarmanın cesetleri bulunarak Saray’a gömülebilmiştir. Geri kalanlar ise vatanın dağını ve tepelerini ölmez ruhları ile süslemektedir.
Geride kalan 48 kişi ihtimamla şehre getirilmesine rağmen hastane imkânı bulunmadığından bu iş için geniş bir ev âcilen tahsis edildi ve Dr. Maltızyan ve Dr. Refik Beyler’in tedavileri altına alındı. Bunlardan ne acıdır ki sadece 12 genç kurtarılabilmiştir. İşin en hazin tarafı bütün mesaisini gençleri kurtarmaya seve seve adayan Ermeni Doktor Maltızyan, câni Ermeni Komitacılar tarafından Ordu Caddesi ile Vali Sokağı’nın kesişme noktasındaki Çuhaz Petrolü civarındaki bir ağaca asılarak canına kıyılmış ve göğsü üzerine de: “Düşmana hizmet ettiği için cezası verilmiştir!” yaftası eklenmiştir.
Cenâb-ı Hak millî heyecan ve idealleri gençlerimizden almasın. Bu asil gençlerimiz bugünkü genç nesillere örnek olsun. Böylece bu şehidlerimizin rûhları da şâd olsun.

1 A. TALAY, Bir Şehrin Yıkılışının Anatomisi
2 Mutasarrıflık, vali ile kaymakam arasında bir idarî görev idi.
3 Hikmet ILGAZ, Şark Yıldızı C: 1 Shf: 18
4 Ş. KANTARCI, Ermeni İsyanları, Ermeni Araştırmaları Dergisi 2OO2/1 (Simko/İsmail) Ağa için eski Van milletvekillerinden İbrahim Arvasî’nin Tarihî Hakikatler eseri incelenebilir.