74. Sayı Takdim

Kıymetli Okuyucularımız,

Gökten yere inen bereketli nisan yağmuru… Bu güzelliğin aksedeceği ayna da; yerden göğe yükselen dolgun başaklar… Rengârenk çiçekler… Meyveye duran ağaçlar…

Karanlık gecenin ardından ufuktan bütün ihtişamıyla yükselmeye başlayan güneşe bakamaz gözler; onu, yaydığı nur sayesinde görebildiğimiz güzelliklerde, yaydığı ısı ve hayatla canlanan âlemde temâşâ ederiz.

İki Cihan Güneşi Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in büyüklüğünü, yüceliğini, güzelliğini, şefkatini, muhabbetini; O’ndan asırlar sonra da seyredebildiğimiz ayna; O’nun ümmeti… Başta yıldızlar kadar parlak ve yüksek vasıflarda yetiştirdiği ashâbı… Sonra o yıldız yıldız ölçülerin izinde yürüyen Hak dostları, O’nun nurlu vârisleri…

Ya biz?.. O’na ümmet olmanın neresindeyiz?

O’nun ümmeti olmak, îmandan sonra en büyük saâdet…

O’nun ümmeti olmak, iki cihanda sürur…

O’nun ümmeti olmak, Hakk’ın şahidi olmak…

O’nun ümmeti olmak, «O Güneş’ten yana bir hilâl ol»mak…

Nimetin şânı böyle… Fakat şartları ve mes’ûliyetleri de var:

O’na ümmet olmak, O’nun gibi merhamet, şefkat ve muhabbet kahramanlığı istiyor…

O’na ümmet olmak, O’nunla beraber olmak, O’nunla her hâlükârda yakın olmaktan geçiyor.

O sebeple, bu nurlu, bereketli nisanda; bu kutlu doğum mevsiminde doğuşunu kutladığımız Güneş’in aydınlattığı zihinlere, nurlandırdığı kalplere, ısıttığı vicdanlara, canlandırdığı îmanlara, parlattığı lisanlara sahip miyiz, bunu sorduk O’nun ümmetine:

O j HEP «ÜMMETÎ!» DEDİ… YA BİZ?..

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; başyazıda; Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi’nin velâdetlerinden âhiretlerine daima «Ümmetî!» derken; üstün şahsiyetiyle, müstesnâ ahlâkıyla, gönüllere ferahlık veren muâmelâtıyla, fevkalâde fedâkârlığıyla, yeis ve fütur bilmez gayretiyle o sözün içini doldurduğunu, Kur’ân ekseninde temellendirdi.

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; «Kıymet ve Mes’ûliyetiyle O’na Ümmet Olmak» mevzuunu, O’na ümmet olmanın şuurunu en iyi anlayan sahâbeden misallerle anlattı.

Mustafa KÜÇÜKAŞCI, Fahr-i Âlem’in «Âlemlere Rahmet» vasfını şiir ve tefsirle işledi. Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ; «ümmet» kavramına lisan ve tarih açısından yaklaşarak, ümmet şuurunu kazandığımız ve kaybettiğimiz devirlerin muhasebe ve mukayesesini yaptı. B. Cahit ÖZDEMİR, ümmetinin O’na medyûniyetini anlattı. H. Kübra ERGİN, Efendimiz’e muhabbet ve O’nu tanıma gayretlerinin ekseni üzerinde durdu. Ömer OKUDAN ise, Allah Rasûlü’nün son günlerini ve Allâh’ın Bahtiyar Kulları’ndan Abdullah İbn-i Zeyd’in; «O’nu görmeyecek göz neye yarar!» deyişini kaleme aldı.

Prof. Dr. İsmail ÇETİŞLİ; «Yakın Dönem Hilyeleri»ni tanıttığı makalesinin ikinci bölümüne Hilye-i Fahr-i Âlem’den sonra, geçtiğimiz yıl abonelerimize de hediye ettiğimiz, Seyrî’nin Hilye-i Şerîfe’sinin incelenmesi ile devam etti.

Tarih, karakter, toplum bölümlerimiz de dopdolu…

Fatih Sultan Mehmed, Mihrimah Sultan, Mimar Sinan ve Gazi Osman Paşa’ya dair tarihten sayfalar…

Ahmet ZİYLAN’den ümmetin de milletin de çekirdeği olan ailede birlik ve dayanışma üzerine hâtıralar…

Ve şiirler… Şiirin gayesi na‘tlar… O’nun ümmetine yakışır, pırlanta sözler, elmas ifadeler…

O j hep «Ümmetî!» dedi, biz de hiç değilse her Nisan; O’nu gündemimizin baş tâcı ediyoruz…

Yüzakıyla…