Rahmet Cemiyetini İnşa İçin ÖRNEK İNSAN

YAZAR : B. Cahit ÖZDEMİR bcahit@hotmail.com

“Mezarlıklar, kendilerini insanlık için vazgeçilmez zannedenlerle doludur.” derler; hayatlarını riyâset ihtirası ile heder edenlerin çokluğunu, fakat buna mukabil çevresi için huzur güneşi olanların azlığını ifade sadedinde. İlk insanla beraber; «eşref-i mahlûkat» olan insana, onun değeri ile mütenâsip bir vasatın tesisi için gerekli değerler manzûmesi de ihsan buyurulmuştur. Ancak «imtihan» hikmetine binâen bindirildiği «nefs» denen azgın atı, teçhiz edildiği istîdatları kullanarak terbiye edebildiği nispette saâdet ufuklarına yol almış; aksi takdirde karanlık uçurumlarda yuvarlanmak mukadder olmuştur.

İnsanın bir dâvâ ile vazifelendirildiği dünyada, imtihanı başararak geçmesi için; ilk insan müsbet değerlerin bir temsilcisi olarak, bir peygamber şahsiyeti ile yaratılmıştır. Müteâkiben gönderilen ve sayısı yüz yirmi dört bin küsuru bulan yüce elçilerle; şaşıran insanlar tekrar tekrar îkaz buyurulmuş, onlara doğru yol gösterilmiştir. Hâtemü’l-Enbiyâ olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de bütün güzelliklerin, bütün müsbet değerlerin en kâmil mânâda tecessüm ettiği yüksek şahsiyeti ile kıyâmete kadar aynîleşilecek en güzel örnek olarak lutfedilmiştir. Teselsülen O’ndan feyizlenen peygamber vârisleri makamındaki Hak dostu sâlih zâtlar; O Varlık Nûru’nu yansıtan ayna hükmünde, insanlığa rehber olmuşlardır.

İnsan, tabiat olarak; duyduğunu değil, gördüğünü daha iyi ve kolay anlama kabiliyetindedir. «Lisân-ı hâl, lisân-ı kālden entaktır (daha iyi konuşur).» denilmiştir. Onun içindir ki, peygamberler başta olmak üzere insanlara saâdet yolunu gösteren bütün rehberler; sarsılmaz duruşlarıyla söylediklerini aynı zamanda yaşayan, hâliyle ve kāliyle nümûne-i imtisal teşkil eden yüksek şahsiyetlerdir. Onların etrafında bulunanlar ve takip edenler; o feyiz kaynağından beslenebildikleri nispette mesut bir cemiyetin inşa edilmesinde muvaffak olmuşlardır. Bu hususta, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in etrafında pervâne olan ashâb-ı kiram -radıyallâhu anhüm- hazerâtının bir emsâli daha gösterilemez. Onların devri, müsbet değerlerin en kâmil temsilcisi olan Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le olan kâ’bına varılamaz aynîleşme gayretlerinin göz yaşartıcı sayısız örnekleriyle doludur. Bunlardan birisi de şu vefâ yüklü misaldir:

Özet olarak; “Fetihlerle zenginliğin arttığı bir zaman olmasına rağmen Halîfe Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- yine üzerindeki yamalı elbise ile hutbeye çıkıyor ve ancak kifâyet miktarı bir maaşla geçinmeye çalışıyordu. Ashâb-ı kirâmın ileri gelenleri, kendileri söylemeye çekindikleri için; bunu kızı Hazret-i Hafsa -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz’den istirham ederler. Bu dilek üzerine Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şu ibretâmiz sözleri söyler:

«İki dost ve ben aynı yolda giden üç yolcuya benzeriz. Birincimiz makamına vardı. Diğeri aynı yoldan giderek birinciye kavuştu. Üçüncü olarak ben de arkadaşlarıma kavuşmak isterim. Eğer fazla yükle gidersem yetişemem!..»”1

Câhiliyye devrini asr-ı saâdete çeviren bu inkılâbın; tek başına, O Varlık Nûru’nun peygamberliğine delil olarak kâfî geleceği belirtilir bu sebeple. Bu rahmet cemiyetini doğuran değerler manzûmesi; her biri birer fazîlet âbidesi hâline gelen ve gönülleri bu âb-ı hayat iksiriyle mest olarak coşan ashâb-ı kiram hazerâtı, tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve müteâkip nesillerle hâle hâle kıtalara yayılmış; asırları aydınlatmıştır.

Cemiyetin saâdetine kendini adayan, onun için çalışan sultanından kumandanına, âliminden ümmîsine, tüccarından esnafına… kadar her şahsiyette; teselsülen kendisine ulaşan O Varlık Nûru -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yansımaları vardır. Yaşı altmış üçü bulunca kazdığı kabre girip, hayatını orada sürdüren Türkistan evliyâsından Ahmet Yesevî Hazretleri; Malazgirt Harbi’nde «Burada artık sultan yok. Ben de sizden biriyim.» diyerek beyaz elbisesini giyip askerin başına geçen Sultan Alparslan; gittiği Endonezya’da, ticarette gösterdiği dürüstlük ve ahlâkla orada İslâmiyet’in yerleşmesine vesile olan tüccar; misafir olduğu evde, odasında bulunan Kur’ân-ı Kerîm’e hürmeten sabaha kadar yatağına yatamayan Osman Gazi; Osmanlı’da kendisi siftah yapınca, gelen müşteriyi komşusuna gönderen esnaf; harbe giderken, bağlardan bahçelerden geçerken çevreye zarar vermeyen, hiçbir şeye el sürmeyen asker ve; «Bir askerin torbasından bir ekşi elma bile çıksaydı, Mısır Seferi’ni iptal ederdim.» diye şükreden Yavuz Sultan Selim Han… bütün fazîletlerin kâmil mânâda tecessüm ettiği O «en mükemmel örnek» olan Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den hisse alan sayısız dâsitânî misallerden birkaçıdır.

Âlemlere Rahmet Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, güzel ahlâkla ile ilgili olarak, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

“Rabbim bana dokuz huyu ahlâk edinmemi emrediyor. Ey ümmetim ben de bu dokuz huyu ahlâk edinmenizi emrediyorum:

1. Her yerde Allâh’ın azabından korkacaksın. Allâh’ın her yerde seni gördüğünü bileceksin.

2. Gerek neşeli, gerek öfkeli anlarında daima adaletle davranacak, hakkı söyleyeceksin.

3. Bollukta ve darlıkta iktisattan ayrılmayacaksın. İsraf yok.

4. Zulmedeni affedeceksin.

5. Gelmeyene gideceksin.

6. Vermeyene vereceksin.

7. Konuşman zikir olacak.

8. Susman tefekkür olacak.

9. Bakışın ibret almak için olacak.”2

Düşünülmesi lâzım; içtimâî hayata ikame edilmek istenen hangi beşerî sistemde böyle bir gönül îmarı vardır?

Bu fazîletlerle teçhiz olmuş bir insandan cemiyete zarar gelir mi? Kan ve ateşe boğulmuş günümüz dünyasında, seller gibi akan gözyaşını dindirebilmek için, bu fazîletleri kabullenen rahmet insanından başka, nasıl bir insan modeli tasavvur edilebilir?..

Rahmet cemiyetinin inşası için; insanın önüne, nesillerin ufkuna bir nümûne konulması gerekir. Bu cümleden olarak; -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz’in «en mükemmel örnek (üsve-i hasene)» olduğu beyan buyuruluyor Kur’ân-ı Kerim’de (el-Ahzâb, 21). Cemiyetler O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i örnek aldıkça, rahmet ikliminde yaşamış; asırlar süren şanlı bir medeniyetle dört bir tarafı da huzura kavuşturmuştu. Ancak dünyevî cereyanların galebesiyle bu mesut devirler sona ermiş; insanlık hüsranlara dûçar kalmıştır.

Üniversite kapılarında;

“Evlâdımı bana geri verin!” diye haykıran gözü yaşlı analar görülür zaman zaman.

Şu bir gerçektir ki; gençliğe güzel, örnek şahsiyetler sunulamıyorsa; onların gönül dünyalarına zalim, terörist, İslâm düşmanı… önderler yerleşecek; anaların bu kahreden feryatları kesilmeyecektir.

________________________

1 Osman Nûri TOPBAŞ, Altınoluk Dergisi, s. 307.
2 Mevlüt ÖZCAN, Millî Gazete, 27.07.2011