104. Sayı Takdim

 

Kıymetli Okuyucularımız,

Fert, buhranda… Çareyi parada, makinede, rahatta, konforda, kariyerde, zevk u safâda aradı, bulamadı.

 

Toplum kriz içinde… Kalkınma, gelişme, ilerleme, aydınlanma, sanayileşme ve uygarlıkta çözüm aradı. Sadrına şifâ olmadı.

 

Ümmet iptilâlar, imtihanlar içinde… Kan ve gözyaşını ne petrol dindirebiliyor, ne batılılaşma, ne başka bir şey.

 

Aslında boğulan, insanlık.

 

Cesetlerin üzerinde siyaset ve nüfuz satrancı oynayan insanlık, kan ve zulmün denizinde boğuluyor. Kendi vicdanının girdabında boğuluyor. Petrolün kandan ağır bastığı, altının gramının tonlarca mazlum cesedinden daha fazla önemsendiği bir dünya…

 

Hep maddede arandı çare. Maddiyatta, maddî çözümlerde, mekanik, geometrik ve zâhir plânında arandı.

 

Hayır, çare mâneviyatta.

 

Çare îmanda… Çare İslâm’da, takvâda, ihlâsta, samimiyette, merhamette, fedâkârlıkta.

 

Çare; insanlığımızın şahidi olan gönül vitaminlerinde…

 

Çare ibâdetlerde; bin bir ikramla dolu oruçta, bin bir hikmetle dolu namazda, bin bir remizle dolu hacda, bin bir sırla dolu kurbanda… 1434 hac ve kurban mevsimine tesadüf eden Ekim ayında, dosya konumuz; toplumun şekillendirilmesi, yönlendirilmesi ve ihtiyaçları…

 

Toplumu maddî ve mekanik arayışların girdabında sömürmek isteyenler; toplum mühendislikleriyle, algı yönetimleriyle, kitle iletişim araçlarının gücüyle çareyi hep yanlış yerde aratıyorlar.

 

Hâlbuki;

 

Ferdin, Toplumun, Ümmetin ve İnsanlığın İmdâdına;

 

ÇARE MÂNEVİYATTA

 

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; fertten, toplumdan, insanlıktan, bilhassa iki asırdır İslâm âleminden yükselen feryat ve haykırışların, insanın mânevî terbiyeye, tasavvufa olan zarûrî ihtiyacını dile getirdiğini başyazıda temelleriyle ortaya koydu.

 

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi, «Allah Teâlâ Hangi Kullarını Sevmez» başlıklı makale dizisinin üçüncüsünde; gözlerimizi zâhir kadar, bâtına da çevirmemiz gerektiğini en güzel misallerle anlattı.

 

Muhterem müellif, Mevlânâ’dan Sır ve Hikmetlerin dile geldiği yazısında ise; mebrûr bir hac için lüzumlu hassâsiyet noktalarını, yine derin mâneviyat ölçülerini kaleme aldı.

 

Yazarlarımız, toplum mühendisliği konusunu farklı açılardan masaya yatırdılar. Kimi, kelimelere yüklenen mânâ ile yapılan savaşa dikkat çekti. Kimi, toplumun hayâtiyeti ve üzerinde oynanan plânlara karşı durmakta emr-i bi’l-mârûf nehy-i ani’l-münkerin önemini vurguladı. Kimi ise, komplo teorileri karşısında acziyetin öfkesini değil, dirâyetin sükûnet ve gayretini sergilememiz gerektiğini anlattı. Toplumu çekip çevirmeye çalışan maddî kuvvetlerden ziyade, mânevî kuvvetin kalıcı ve müsbet etkisi bir kez daha dile getirildi.

 

Hac ve rûhâniyeti, tarihimizden mâneviyat sultanları, -ümmet için sonun başlangıcı olan- Osmanlı’nın duraklama sürecine girişi dergimizin bu ayki muhtevâsında.

 

Şiirler de; ferdi de, toplumu da, ümmeti de, insanlığı da mâneviyâta, hayatın mânâsına davet etti. Bazen yerini ve mânâsını bulan bir kelime bile, bir imdat simidi… Dergimizi, yurdun ve dünyanın dört bir yanına ulaştırma heyecanımızda, bu el uzatış, bu imdat gayreti de var. Kampanyamızın son günlerinde, bu gayretimize destek olan okuyucularımıza da teşekkür ediyoruz.

Yüzakıyla…