Açıklama
Kalbin Sanatı TAKVÂ
Takvâ;
- Nefsânî arzuları bertaraf etme,
- Rûhânî istîdatları inkişâf ettirme,
- Dâimâ ilâhî kameranın altında olduğunun kalpte idrak ve şuur hâline gelmesidir.
İnsanın şeref ve haysiyeti takvâ iledir.
Takvâya ulaşmayanın hiçbir izzeti yoktur.
Takvâ, mü’minin samimî kulluğudur, güzel ahlâkıdır,
cömertliğidir, diğergâmlığıdır, zarâfetidir, hassâsiyetidir.
Rasûlullah s.a.v. buyurur:
“–İnsanlardan bana en yakın olanlar, kim ve nerede olurlarsa olsunlar, Allâh’a karşı takvâ sâhibi olan müttakîlerdir.” (Ahmed, V, 235; Heysemî, IX, 22)
Bu sırra mazhar olan Hak dostları, vefatlarının üzerinden asırlar geçse de unutulmaz, dillerde, gönüllerde ve duâlarda dâimâ yâd edilirler.
Başta Peygamberler, Peygamberimiz s.a.v. , ashâb-ı kiram, İslâm büyükleri, Veysel Karanî, Bahaeddin Nakşibend Hazretleri, Hazret-i Mevlânâ, Yûnus Emre, Aziz Mahmud Hüdayî ve emsali, hepsi hâlâ gönüllerde irşadlarına devam ediyorlar.
Bu, takvânın verdiği berekettir. Cenâb-ı Hak ile dost olmanın getirdiği nimettir.
Takvâlı kullar, hem dünyada gönüllere taht kuruyorlar, hem de âhirette korku ve hüzünden âzâde olup, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz rahmet ve lütuflarına mazhar olacaklar.
Lâkin;
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe ve benzerleri, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu. Hepsi de tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar. Saraylarının harâbelerini baykuşlar şenlendirmektedir.
Hâsılı;
Dostluğun, Allah’taki kaynağına ulaşanlar, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.





