RÂYETE MEYLEDERİZ -10-

İki yıldır tarihin en vahşî saldırılarına göğüs geren Hamas ve diğer direnişçilerle, medenî (!) dünyanın gözü önünde iğrenç bir soykırıma tâbî tutulan Gazze’nin asil insanlarına…
SEKİZİNCİ SAHNE (geçen sayıdan devam)
ŞAHISLAR:
Gāzî Giray (961-2/1554-1016/1607): Osmanlılara gönülden bağlı Kırım hanı. Onlarla birlikte birçok savaşa girmiş bir cengâver olup; aynı zamanda şair, münşî, mûsıkîşinas ve hattat bir hükümdardır.
Peçevî/Peçûyî İbrahim Efendi (982/1574-1059/1649): Nemçelilerle yapılan savaşlara katılıp, birçok hâdiseye bizzat şâhit olmuş Osmanlı tarihçisi. Memleketi olan Macaristan sınırları içerisindeki Peçuy şehrinde, Gāzî Giray’ın Osmanlılara yardım etmek üzere gelip hududu beklemek için kaldığı 1602-3 kışında onunla görüşüp dostluk etmiştir.
GĀZÎ GİRAY:
Peçevî, doğrusu hayrân oldum!
Ne kadar soylu ve merdâne tutum!
Cenge ek bunlara, Tiryâki Hasan,
Vermiş ahlâk ve edep anlaşılan!
Biz yapan bizleri bunlar işte!
PEÇEVÎ:
Bir de güç birliğidir elbette!
GĀZÎ GİRAY:
Pek isâbetli söz ettin Peçevî!
Birlik olmazsa yıkar düşman, evi!
Bundan ister dağılıp ayrılalım!
İstemez bizleri birlik olalım!
Ne bağışlar bilemezsin kefere,
Beni Sultan’dan ayırmak üzere?
Ne ki sâik güleriz onlara biz?
Âl-i Osman’la kader birliğimiz!
Birlik olmak ama dikkat ister;
Hak-hukuk, saygı, nezâket ister.
İyi bir yol yürüdük şimdiye dek,
Şimdiden sonra da lâzım yürümek!
Boş bırakmaz bizi lâkin şeytan,
Geri durmaz bizi hiç ifsattan.
Daha evvel bunu gördük kaç kez,
Ders alır ākil olan, boş geçmez!
PEÇEVÎ:
Geçmeyin vermeden örnek burayı!
GĀZÎ GİRAY:
Meselâ anmalı Sâhip Giray’ı.
Derdi olmuştu Kazan, Ejderhan,
Âkıbet hükmüne geçmişti Kazan!
Bu hakîkatte güzel bir işti,
Oradan Moskof’u men‘ etmişti.
Ama Rüstem Paşa, sâir vüzerâ,
Yerdiler Sâhib’i hep Hünkâr’a.
Gördüler hükmünü dâim tehdîd,
Dediler “etmeli artık tahdîd!”
“Gözü vardır” dediler hep “Kefe’de,
Belki baş kaldıracaktır size de!”
Bir bahâneyle edip alaşağı,
Saldılar boynuna keskin bıçağı!
Âkıbet düştü Kazan-Ejderhan,
Geldi ordan nice feryâd u figan.
Bir de İstanbul’a zorlaştı geçiş,
Oldu Özbekler için müşkil iş.
Geçemez oldu kuzeyden hacılar!
Ehl-i İslâm’a yaraşmazdı bu âr!
Muhteşem devr-i Süleyman’da idik,
“Oralar Endülüs olsun mu” dedik?
PEÇEVÎ:
Hall için Devlet-i Âliyye bunu,
Bağlamak istedi Volga’yla Don’u.
Ordu gönderdi Azak şehrinden,
Gemiler yolladı Don Nehri’nden.
(Peçevî sözünün burasında biraz tebessüm eder)
Bu sefer Hanlık uzak durdu buna
Varmasın istedi Hünkâr o yana!
GĀZÎ GİRAY: (Peçevî’nin tebessümüne tebessümle mukabelede bulunarak)
İki yandan da hatâlar oldu,
Allah affeyleye, defter doldu!
PEÇEVÎ: (Ciddîleşmiştir)
Ama mutlak o kanal bitmelidir!
Başlamış kârı tamâm etmelidir!
GĀZÎ GİRAY:
Mutlakā! Çünkü Hazar tehlikede,
Der-saâdet nere, Kafkas nerede?
Oralar merkeze oldukça uzak!
Zor o coğrafyada sâlim kalmak!
Keşke Şîa’yla da son bulsa hilâf,
Nerde lâkin o adâlet, insâf!
Yeni şah saldıracak, bak gör sen!
Garb’a vermiştir ahit muhtemelen!
PEÇEVÎ: (Coşkulu)
O zaman Asya için yol bize tek!
O da yalnızca kuzeyden gitmek!
Böyle birleşmeli Türkistan’la,
O diyâr olmalıdır Sultan’la!
Tıpkı sizler gibi kudretli Han’ım!
Barbaroslar gibi yâhut da canım!
Barbaros, Mağrib’e bey olmuşken;
Uydu Hünkâr’a geçip beylikten!
Âl-i Osmân ile birlik etdi,
Endülüs olmadı Mağrib şeridi.
Biz misâl almalıyız Barbaros’u!
O zaman durdururuz Garb’ı, Rus’u.
GĀZÎ GİRAY: (Temkinli)
Dediğin çok iyi bir birlik olur,
Ehl-i İslâm’a büyük dirlik olur!
Barbaroslarla Kırım farklı fakat
Bizde çok başka akar çünkü hayat!
Îtinâ etmelidir halkına han,
Ne diyor bakmalı eşrâf, âyân.
Böyle han olmalıdır milletine,
Öteden uymalı Hünkâr’a yine!
Böyle bir denge gözetmek lâzım!
Orta bir tarz ile gitmek lâzım!
Ne olur yoksa mutî Sultân’a,
Ne itâat eder insanlar ona!
PEÇEVÎ:
Farkınız var sizin elbette Han’ım!
Bunu reddetmeye yok imkânım!
Ceddinizden geliyor devletiniz,
Hansınız çünkü asırlardır siz!
Adınız zikredilir minberde,
Sikkeniz gezdirilir ellerde.
Doğru yapmaz sizi kim saymazsa,
Töreler ortada, meydanda yasa!
Ettiler gerçi edenler ihlâl,
Yalınız onlara âit bu vebâl!
O takımdan “Koca” ünvanlı Sinan,
Sizi dîvânına emretti ayân!
Yanık’ın fethi zamânında yine,
Sizi bir yanda koyup geçti öne!
GĀZÎ GİRAY:
Bunların hepsine göz yumduk biz!
Çünkü Sultan’la bir olmak dileriz.
Kırım’ın çünkü bilir her neferi,
Âl-i Osmân ile birdir kaderi!
Âl-i Osman da fakat bilmelidir:
Kırım’ın kadri büyük, âlîdir!
Cenk için açtı mı Sultan bayrak,
Gider ardınca Tatar saf tutarak…
Ne için şimdi Peçuy’dur durağım?
Âl-i Osmân ile var çünkü bağım!
Barbaros’tan bahis açtındı demin,
O bir örnektir evet, birlik için.
Başka örnek de var ancak bence,
En güzel örneği Bornu’yla Açe!
PEÇEVÎ:
Elbet onlar da güzel bir örnek,
Ettiler arz-ı itâat gerçek!
Kurdu evvelki, tüfeng ortaları;
Aldı dîgerleri top ustaları;
Durdular karşı hemen Portekiz’e…
GĀZÎ GİRAY:
Oldular Hind’de destekçi bize!
PEÇEVÎ:
Portekiz almadı ders onlardan,
Yine zulmünde devâm etti her an.
Fas’ta son buldu nihâyet o çile,
-Çok şükür- üç kralın harbi ile!
Vâkıâ Faslılarındır o zafer,
Topçu vermiş idik ancak bizler!
Böyle kâfirlere gālip olduk,
Yâni birlikte selâmet bulduk!
Yek-vücûd olmalıyız biz o zaman,
Ayrılık çünkü getirmekte ziyan!
Endülüs ders olarak yetmez mi?
Yoksa ardınca giden gitmez mi?
Yek-vücûd olmalı Fas’tan Çin’e dek,
Müslümanlar kazanır birleşerek!
İlke af olmalı birlikte iken,
Var mı âlemde hatâ işlemeyen?
GĀZÎ GİRAY: (Gülümseyerek)
Etti hanlar da epey cürm ü hatâ!
Mehmed’in yanlışı var en başta!
Hanı tâyîn edip evvelce Tatar,
Pâdişah yalnız ederken ikrar,
Doğrudan nasba geçildiyse neden?
Mehmed’in yaptığı yanlış işten!
Sonra azletti Cağaloğlu beni,
Bir nizâ açtı Giraylar’da yeni.
(Acı çekiyormuş gibi bir yüz ifadesi takınır)
Feth’i nasbetmesi bir başka çile!
Onu kıydırdı tüm evlâdıyle!
Ne imiş? Eğri’ye ben gelmemişim!
Demek öyleyse benim var bir işim!
Sefer ânında asırlardır biz,
Kendimiz çıkmasak asker veririz!
PEÇEVÎ:
Neyse Dâmat sizi tâyîn etti,
Haklının hakkını te’mîn etti!
Yaptı lâkin o da zannım bir şey?
GĀZÎ GİRAY:
O, Satırcı’yla takışmıştı epey!
Onu ettirdi bilirsin îdâm,
Uymamıştır diye buyruklara tam!
Doğrudur gerçi emir ılgar iken,
Geri durmuştu akın etmekten!
Üstelik tuttu akından beni de,
Kaldık aylarca Varat fethinde!
N’olsa lâkin o, silah arkadaşım,
Ayıp olmaz ya biraz kollayışım?
Vâkıâ uymadı îkazlarıma,
Doğrudan gitti koşup îdâma!
PEÇEVÎ:
Ama Dâmâd’ın epey hizmeti var!
Adli tam izlemeden fethe kadar…
Halka gösterdi adil cevherini,
Astı hadsizlik eden askerini,
Verdi bir meyve de çalmışsa cezâ,
Bitti devletle reâyâda nizâ.
Sonra fetholdu nihâyet Kanije,
Oldu bir başka saâdet Kanije!
Geldi Dâmat’la adâlet ve vakār…
GĀZÎ GİRAY: (Araya girer)
Seyyiâtın silip örtsün Settâr!
(Gülerek)
Meyveî’den de haberler tam mı?
PEÇEVÎ: (Gülümser)
Başa buyruk yeni sadrâzam mı?
(Gāzî Giray tasdikle başını tasdik edip gülerek Peçevî’ye katılır. Peçevî devam eder)
Eylemiş hayli celâlî iknâ,
Cenk için gelmedelermiş bu yana.
Hem de onlarla birâderleriniz!
GĀZÎ GİRAY: (Esefle başını sallayarak söylenir)
Ne edersiz ki celâlî ile siz?
Dilerim Feth’e özenmez onlar,
Acı bir vak‘a yaşanmaz tekrar!
Kardeş öldürmesi zannetme kolay!
Ama şahsım gibi onlar da Giray!
Budur âlemde nizâm, el mahkûm!
Âl-i Osman’da da vardır mâlûm!
Yoksa kim öyle kıyar kardeşine?
Hele Feth, of neden andıksa yine?
(Hislenip gözleri dolar ve sesi titrer, ama sözünü sürdürür)
Kadı evrâka bakıp verdi karar,
Ben biat almaya geçtim tekrar.
“Öp” demişler “ağanın gel, elini”
Eğilip el öperek övdü beni,
Sonra çıkmakta iken tam, cellât,
Bir külünk attı peşinden… heyhât!
(İyice ağlamaklı olup susar.)
PEÇEVÎ:
Üzmeyin şimdi durup kendinizi!
Almamış olsa Cağaloğlu sizi,
O hazin vak‘a yaşanmazdı inan!
Bunda mes’ûl Cağaloğlu Sinan!
Sahtekârlıkta onun üstüne yok,
İrtikâb ettiği işler ise çok!
Bunların en başı elbet Haçova!
Orda cenk ettiği boş bir dâvâ!
Sözde Dâmat yükü vurmakta imiş!
Hem de Sultân’ı kaçırmakta imiş!
“Bre zâlim!” diye men‘ etmiş bu!
Mührü devralmak için yetmiş bu!
Kahraman, kardeşiniz Feth iken;
Emri almışken o arslan sizden;
Bu Sinan her şeyi kullandı fakat,
Sonradan yaptığı hepten berbat:
Kesti kaçkın diye dirliklerini,
Etti âsî nice yurt askerini!
Bu celâlîlerin aslında o var,
O Cağaloğlu Sinan küllü zarar!
O kaçış hâlbuki düşmanca bile,
Zannedilmiş ki büyük bir hîle!
İş suhûletle çözülmek var iken,
Bu İtalyan Cağal’ın oğlu denen,
Büyütüp böyle dev ettikçe onu,
Bir belâ açtı ki meydanda sonu!
GĀZÎ GİRAY:
Bilirim ben onu Van’dan beridir,
Onun askerliği cidden geridir!
PEÇEVÎ: (Acı hâdiselerin anılmasından dolayı çöken bir sessizlikten sonra)
Bilginiz var mı Han’ım serhadden?
Lala Mehmed Paşa’dan geldim ben!
Lala Mehmed Paşa serdâr oldu,
Gönlümüz şevk ile çarpar oldu!
İşimiz Peşte’yi almak bahara,
Gelsin art arda fetihler sonra…
Önce Estergon’a niyyet artık!
Almasak verdiğimiz şehri, yazık!
Sizi bekler Han’ım elbet Serdâr,
Dedi: Tam olmayız olmazsa Tatar!
GĀZÎ GİRAY: (Biraz sıkıntılı)
Ayrı kaldım nicedir yurdumdan
Yok mudur orda sanırsın düşman?
Bekliyor fırsatı Moskof ve Kazak,
Ehl-i İslâm’a ne dur var, ne durak!
Şimdi yaptırmadayım bir de hisar,
Bakalım dur hele gelsin de bahar!
PEÇEVÎ: (Rahle üstündeki bir evrakı göstererek bahsi değiştirir)
Yoksa mahzûru, bu evrak ne, Han’ım?
GĀZÎ GİRAY: (Gülümseyerek evrâkı Peçevî’ye uzatır)
Gül ü Bülbül Peçevî, destânım!
Aşk destânı, eder kalbi kebâb!
Buyur al bak, bu da Kahve’yle Şarâb!
(Diğer bir evrakı Peçevî’ye uzatır)
İşte bunlar bu kışın mahsûlü!
PEÇEVÎ:
Olalar ehl-i dilin makbûlü!
Beng ü Bâde’yle nasıl bir bağı var?
GĀZÎ GİRAY: (Gülümser)
E, Fuzûlî’ye ne var olsak yâr?
PEÇEVÎ: (Elindeki evraka dikkatle bakarken dalgın)
Bârekallah, ne güzel hat bu Han’ım!
Gördüğüm anda inan gitti canım!
Size râm olmuş o san‘at da demek!
Çok güzel geçti bu akşam gerçek!
Dinleseydik ama bir parça daha,
GĀZÎ GİRAY: (Gülümseyerek)
İsteğin?
PEÇEVÎ:
Var mı o Mâhûr’a bahâ?
Çağlayanlar gibi aksın yüceden,
Bize son armağan olsun geceden!
(Gāzî Giray gülümseyerek tanburu kucağına alıp kendine ait olan Mâhur Saz Semâîsini icrâ eder.
https://bit.ly/497kiQE
Sonrasında sahne karartılarak istirahate geçildiği anlatılır. Sahne tekrar aydınlandığında Gāzî Giray akşamki yerinde oturmaktadır. Kapı Ağası kapıyı vurarak içeri girip reveransta bulunur.)
KAPI AĞASI:
Bir ulak geldi sabah vakti Han’ım,
Sadr-ı a‘zam Paşa’dandır zannım!
GĀZÎ GİRAY:
Meyveî’den mi, buyursun girsin!
(Kapıda beliren ulağa hitâben)
Hele gel atlı, neler söylersin?
ULAK: (Reveransta bulunarak)
Paşa’mız gizlice gönderdi haber,
Lala Mehmed Paşa’dan bahs ile der:
—Dünyâyı feth mi itse gerek? Hallu sallu varup geldüğüne râzıyuz. Ol yüz akluğu iderse benüm hilâfumda olanları görmez misün? Bu niçün itmedi deyü başum aldururlar!
(Ulak reverans yapıp çıkar. Gāzî Giray’ın yüzü allak bullak olmuştur. Gāzî Giray’a ait Hüseynî Peşrev’in bir hânesi neyle üflenirken sahne kararır.)