EKRANLAR KARŞISINDA

H. Kübra ERGİN hkubraergin571@gmail.com

 

 

–Cennette televizyon var mı?

 

–Var, ama bu televizyonlar gibi değil, karşılıklı konuşmayı mümkün kılıyor.

 

Yüzüme şaşkın şaşkın bakıyor. Komiklik olsun diye sorduğu soruya böyle bir cevap almayı beklemediği belli. «Nereden biliyorsun?» anlamına da gelen bu bakışa cevap veriyorum:

 

–Bu konuda bazı âyet-i kerîmeler var. Cennetlikler ile cehennemlikler arasında geçen konuşmalardan bahsediliyor. Meselâ âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:

 

“Cennetlikler, cehennemliklere seslenerek;

 

«–Biz Rabbimiz’in bize va‘dettiklerini gerçekleşmiş bulduk, siz de Rabbinizin size yönelik va‘dlerini gerçekleşmiş buldunuz mu?» derler.

 

Cehennemlikler;

 

«–Evet!» derler.

 

Bu sırada (meleklerden biri) yüksek sesle şöyle nidâ eder:

 

«–Allâh’ın lâneti, zâlimlerin üzerine olsun!»” (elA‘râf, 44)

 

Benzer bir başka âyet-i kerîmede Allah Teâlâ cennetlikler arasında geçen bir konuşmadan bahisle şöyle buyurur:

 

“Cennet ehli, sohbet ederken içlerinden biri şöyle anlatır:

 

«–Sahi, benim (inkârcılardan) bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli; ‘Sen de mi yeniden dirileceğimize inanıyorsun?’ derdi. ‘Biz ölüp de toprak ve çürümüş kemik yığınına dönüştükten sonra, yani biz o hâlde iken mi diriltilip hesaba çekileceğiz?’ diyerek âhireti inkâr ederdi.»

 

Sonra;

 

«–O zâlimin şimdi ne hâlde olduğunu görmek ister misiniz?» der. Derken bakar da, onu kızgın alevli cehennemin tam ortasında görür. Ona şöyle seslenir:

 

«–Allâh’a yemin olsun ki, neredeyse beni de içine düştüğün o helâke sürükleyecektin! Eğer Rabbimin lutf u inâyeti yetişmeseydi, şimdi ben de elbette eli kolu bağlanıp cehenneme atılanlardan olacaktım.»” (esSâffât, 50-57)

 

Bu âyet-i kerîmelerden anlaşılıyor ki; cennetlikler cehennemlikleri görebiliyor, onlarla konuşabiliyor. Kâ‘bü’l-Ahbâr şöyle bir îzah getirmiş:

 

“Cennette pencereler vardır ki; cennet ehlinden birisi istediği zaman, ateşteki düşmanına bakar ve onu görerek şükrü artar.”

 

Bu pencere denilen şey; anlaşılan cehennemin yakıcı sıcaklığının, korkunç seslerinin, kötü kokusunun cennetliklere zarar vermesini engelliyor. Yakın zamanda yetişmiş âlimlerden Elmalılı Hamdi YAZIR Hocaefendi âyetleri şöyle tefsir ediyor:

 

“Cennetler ile cehennemler arasında pek uzak mesafeler vardır. Cennetler semâların üstündedir. Cehennemler de yerlerin altındadır. Bu iki mevki ahâlîsinin birbiriyle konuşmaları nasıl mümkün olacaktır? Mûcize Kur’ân, bize böyle bir konuşmanın mümkün ve hadd-i zâtında vukû bulacağını haber vermiş oluyor. İşte bu da bir hakikatin ortaya çıkmasından başka bir şey değildir. Tefsir-i Kebîr’de de yazılı olduğu üzere, âlimlerden bir grup demişlerdir ki:

 

Seste bir özellik vardır ki, yalnız mesafenin uzaklığı sesin işitilmesine mâni olamaz. İşte bugün fennin ilerlemesi sayesinde bu hakikat da tamamen meydana çıkmıştır. Doğuda söylenen bir sözü batıda bulunan bir kimse derhâl işitebiliyor ve hattâ söyleyenin yüzünü bile görebiliyor. İlâhî kudret her şeye kâfîdir. Buna inanıyoruz. Binâenaleyh cennet ehli ile cehennem ehli arasındaki konuşmanın gerçekleşmesi de Allâh’ın kudretine göre asla imkânsız görülemez.”

 

Elbette bir iddiada bulunamayız ama anlaşılan cennette bizim bugün «ekran» dediğimiz pencereler gibi seyretmeye, konuşmaya imkân veren bir vasıta olacak. Belki Allah Teâlâ o ekranlarda, dilediği veya bizim dilediğimiz bazı şeyleri seyrettirecek.

 

Cennette o kadar nimet varken ekrana ihtiyaç duyar mıyız? Bilmiyoruz. Ama bu dünyada, ekranlar hayatlarımızı istîlâ etmiş. Çocukları, gençleri hedef göstermek kolayımıza geliyor ama her yaştan insan, ekranlarla tesellî arıyor.

 

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca (RTÜK) yapılan; «Medyametre Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırması»na göre, Türkiye’de ortalama 3 saat 43 dakika televizyon izleniyormuş. Bu süre 65 yaş ve üstünde, 5 saat 16 dakikaya çıkıyormuş.

 

Genellikle yetişkinler kendi nefislerine söz geçiremedikleri hususlarda, çocuklara kaide koymaya çalışırlar:

 

Sağlıklı gıdâlar ye, kitap oku, ödevlerini yerine getir, erken yat erken kalk, ekran karşısında vakit harcama!..

 

İnsanlar, neden bir şeyler seyreder?

 

Eski zamanlarda da insanlar bir şeyler seyrederdi. Meselâ Eski Roma’da tiyatrolar inşâ edilmiş. Eski Mısır’da, Çin’de seyirlik gösteriler varmış. İnsanların bir şeyler seyredecek boş zamana sahip olmasıyla şehirleşme arasında irtibat vardır, muhakkak. Göçebelerin, köylülerin böyle bir boş zamanı olmamıştır. Zamanımızda ekranlar köylere kadar yayıldı. Zaten köylerin nüfusu da azaldı.

 

Araştırmaya göre televizyon dizilerini en çok seyredenler, 55-65 yaş aralığındaki kadınlar çıkmış. Çocuklarını büyüttükten sonra işsiz, gayesiz kalan kadınlar; ev işlerini kolayca halledip ekranların karşısına geçiyorlar, anlaşılan.

 

Son zamanlarda sayıları hızla artan emekliler de bu kervana dâhil. Orta yaşlı ve ileri yaşlı erkeklerde de televizyon izleme oranı epey yüksek çıkmış. Kadınlarla aralarında çok az fark var.

 

Makinalar, bilgisayarlar ve nihayet yapay zekâ işleri kolaylaştırıyor, insanların daha fazla boş vakti var. Ama bu boş vakitleriyle ne yapacaklarını bilmiyorlar. Kalkıp umreye, hattâ hacca gidiyor, orada bile ekranlarla ömür tüketiyorlar.

 

Teknoloji hayatımıza birdenbire giriyor. Hukuku, ahlâkı, gayesi, ölçüsü, sınırı belirlenmeden hayatları işgal ediveriyor. İnsanlar boşluk içinde olunca, dışarıdan sınır koymaya kimse cesaret de edemiyor. Devletin bu işe hukukî bir müdahalede bulunabilmesi için, halkından destek alması lâzım.

 

Genç nesiller bu teknolojinin içine doğdu. Ekransız hayatı bilmiyorlar bile. Birkaç saat elektrik kesilse, internete bağlanamasalar ne yapacaklar, bilmiyorlar. Araştırmada sosyal medya kullanma süresinde de artış görülmüş. 15-24 yaş grubunun sosyal medyayı günlük ortalamanın üzerinde kullandıkları belirlenerek, 4 saat 5 dakika tespit edilmiş.

 

Hangi yaşta olursa olsun insanın hayatını boş şeylerle harcaması büyük ziyan. Ama bir de şöyle düşünelim; bu dijital uyuşturucularla avunmasalar onun yerine ne yapacaklardı? Seyretmekle avundukları; şiddet, şehvet, suç, entrika, fitne, fesâdı bizzat kendileri mi yapacaklardı?..

 

Teknolojinin ilerlemesiyle; şehir hayatı, gitgide zekâsıyla, kabiliyetleriyle üstün olan bir seçkin zümrenin çok fazla etkili olduğu, orta ve düşük kognitif (zihnî) zekâya sahip kesimleri âtıl hâle getiren bir düzene doğru gidiyor. Gelir dağılımı adâletsizliği, ihtiyaç maddelerinin pahalanması ve iyi gelir getiren iş bulma zorluğu…

 

Öyleyse önce halkımızın faydalı insan olmak, hayırlı işlerle ömrünü değerlendirmek gibi bir gayeye sahip olması lâzım. Sonra da emeğinin karşılığını alabileceği hayırlı iş sahaları açmak lâzım. Herkes için kendini faydalı hissedebileceği iş ve faaliyet fırsatları olması lâzım. Ekranların karşısında çürüyüp giden ömürlere güzel gayeler ve hedefler göstermemiz lâzım.

 

Bugün hayatta hiç lâzım olmayacak bilgi yığını ile geçen eğitim hayatının da ona göre düzenlenmesi lâzım. Maddî-mânevî hizmetler ve iyilikler işleyebilen insan yetiştirmemiz lâzım.

 

Teknoloji bize yenilikleri dayatıyor, bizim de ona göre tedbirimizi almamız lâzım.