BİZİM İÇİN ZİYNETTİR!
Melek E. AKTEMUR aktemurmelek@gmail.com

Her insanın hayatında; saygı duyduğu, hürmet ve şükran dolu duygularla yâd ettiği nice güzel insan vardır. Böylesine güzel yâd edilmenin asıl menşei ise vakt-i zamanında yapılmış olan iyilik ve güzelliklerdir. Şüphesiz ki; bir insanı eğitmek, doğru yolu göstermek ve hidâyetine vesile olmak kadar güzel bir iyilik olamaz.
“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” (Taberânî, Evsat, VI, 58, No: 5787) hadîs-i şerîfi, bize; diğergâm olmayı, kendimizde var olanı, bilgiyi, sevgi ve ilgi ile insanlarla paylaşmayı tavsiye ediyor. Bu mânâda yapılan her iyi ve güzel iş, toprağa atılan küçücük bir tohum mesâbesindedir. Gün gelir devran döner; tohumlar fidana dönüşür, fidanlar meyveye durur. Tohumu toprağa kimin attığı ise hiç önemli değildir. Zira; Allah –azze ve celle– her şeyi gören ve bilendir. Konuyla ilgili olan şu deyimimiz de maksadımızı kısaca ne güzel anlatır:
“İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir.”
Efendim; Hâlık-ı Zülcelâl de bilir, balık da… Önemli olan birilerine hayrımızın dokunması değil midir? Öyle ise «eşref-i mahlûkat» olan insana yatırım yapmak, en hayırlı işlerden biridir. İnsana yapılan yatırım ise; onun en iyi ve doğru şekilde yetiştirilip, toplumun istifadesine sunulmasıdır. İnsanın yetiştirilmesi ve eğitilmesi denildiğinde; hemen herkesin aklına öğretmenler, eğitimciler ve âlimler gelir. İnsan eğitiminde önemli bir yere sahip, köşe taşı görevini üstlenmiş bu insanlar; elbette her zaman hayırla yâd edilecektir.
Gelin, hep birlikte biraz geçmişe yolculuk yapalım ve Devlet-i Aliyye dönemine bir pencereden nazar edelim:
Yavuz Sultan Selim Han; ulemâdan olan Kemalpaşazâde ile İstanbul’a dönerken, âlimin atının ayağından, Padişah’ın kaftanına çamurlu su sıçramıştı. Bu durumda Paşazâde korkmuştu, zira buna Padişah öfkelenebilirdi… Yavuz Sultan Selim Han’ın kaftanının kirletilmesi elbette hoş bir durum değildi. Kemalpaşazâde bu korku ve düşünce ile atını durdurmuş, Padişah’ın gerisinde kalmıştı. Birden Yavuz Sultan Selim Han etrafındakilere gürlemiş ve;
“–Hemen bana yeni bir kaftan getirilsin! Bu kaftanımı da sakın temizlemeyin! Öldüğümde kefenimin üzerine sarın. Âlimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir.” diyerek âlimlere olan saygısını ve hürmetini belirtmişti.
İnsân-ı kâmil yetiştirmede, öğretmen ve hocaların önemi tartışılamaz elbette. Dünyevî ilimlerin yanı sıra mânevî bilgiler ile tezyîn edilen her talebe; yaşadığı zamana, insanlığa bir meş‘ale olur, etrafını kasâvetten kurtarır. Nice yolsuzlara yol, nice sapkınlara burhan olur…
Yakın tarihimizde yaşanmış ibretlik bir hâdiseyle mevzumuza devam etmek isterim:
Son Osmanlı âlimlerinden biri olarak bilinen Tâhiru’l-Mevlevî; 1951 yılında, ilerlemiş yaşı ve hastalığı sebebiyle son günlerini yaşıyordu. Bu arada yakınlarını çağırarak vasiyetini bildirdi:
“–Beni, bana mâneviyâtımı kazandıran üstâdım Mehmed Es‘ad Dede ve annemin medfun bulunduğu Yenikapı Mevlevîhânesi Mezarlığına defnedin. Şu vasiyetimi sakın unutmayın: Tabutumu omuzlar üzerinde götürürken, hocamın kabri hizasına gelindiğinde, tabutumu yere indirin ve sürükleyerek çekip götürün. Zira ben, tabutumun içinde de hocama olan hürmetimi ifade etmek istiyorum. Üstâdımın benim üzerimde çok hakkı var.”
Vasiyetin üzerinden çok zaman geçmeden Tâhiru’l-Mevlevî vefât eder. Gerisini bende-i sâdıkı Şefik CÂN Efendi, şöyle anlatır:
Cenâze namazını Koca Mustafa Paşa’da Sünbül Sinan’da kıldık. Sonra Yenikapı Mevlevîhânesine getirdik. Caddeden girince sol tarafta Merkez Efendi mezarlığı var. Şeyhi Es‘ad Dede de orada yatar. (…) Bu zâtın kabrinin biraz ötesinde Tâhiru’l-Mevlevî’nin annesi yatıyordu. Onu Tâhiru’l-Mevlevî ile beraber ziyaret ederdik, şeyhine de annesine de Fâtihalar okurduk. Orayı iyi tanıyorum.
Kabristanda vasiyetini yerine getirmek için cenâze yere indirilince, İmam Efendi hemen itiraz etti:
“–Bir müslümanın cenâzesi yerden sürüklenemez, hıristiyanların âdetidir bu, olmaz!” diye isyân edip bağırdı. O zaman, sonradan Cerrâhî Şeyhi olan, rahmetli Kitapçı Hacı Muzaffer (ÖZAK) Bey, celâllendi ve;
“–Hocaefendi! Hocaefendi! Tâhiru’l-Mevlevî’nin vasiyetidir bu! Şeyhine saygısızlık olmasın diye omuzdan incecek ve sürüklenecek!” dedi. Omuzdan indirdiler, sürükleyerek götürdüler, annesinin koynuna defnettiler.
Bilenler bilir ki bu kadîm bir tarîkat edebidir. Vefât eden zâtın cenâzesi bağlı olduğu yolun pîrinin ya da büyüklerinden birinin ya da mürşidinin yanından geçirilecekse ya da onlara yakın bir yerde defnedilecekse tabut muhakkak aşağı indirilir.*
Medeniyetimizde âlime ve üstâda gösterilen hürmet hakkında yazılacak çok güzel şeyler var. Günümüze muvâfık olacağını düşündüğüm bir anekdotla yazımı tamamlamak istiyorum:
Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim-öğretim yılında öğretmenlerine şu mektubu gönderir:
“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü:
•İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş (!) mühendislerin inşâ ettiği gaz odalarını…
•İyi yetiştirilmiş (!) doktorların zehirlediği çocukları…
•İşini iyi bilen (!) hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekleri…
•Lise, üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanları…
Eğitimden bu sebeple şüphe duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur ki;
Öğrencilerinizin İNSAN olması için çaba gösterin. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma-yazma, matematik vs. öğrencilerinizin daha çok İNSAN olmasını sağlayacaksa, o zaman önem taşır.”
Maksat İNSAN yetiştirmek olduğunda; bunu samimiyetle yapan her hoca, her öğretmen yaptığının karşılığını bir gün mutlaka görecektir. Toplumun ahlâkî savruluşları, sosyal vak‘alar, psikolojik bunalımlar; iyi eğitilmiş, îmanlı gençliğin elleriyle doğru yere kanalize edilerek, iyileştirilecektir inşâallah.
el-Muallim, Peygamber Efendimiz’in bir vasfıdır ve mukaddestir. Öğretmenliğin kutsiyetini idrâk edip bu mesleği seçmiş, istikbâlin gençlerini yetiştirme gayretinde olan bütün eğitimcilerimizin yolu ve bahtı açık olsun…
_________________________
* https://defter-i-ussak.blogspot.com/2018/04/tahirul-mevlevi-hazretlerinin-iki-vasiyeti.html