DEFİNECİ
Dr. Halis Ç. DEMİRCAN cetindemircan2@hotmail.com.tr

Bir yaz günü; ekinlerin hasat edildiği bir zaman olacak ki, köyün erkekleri, köy kahvesinin önündeki çardağın altında oturmuş, hem çay içiyorlar hem de hasbihâl ediyorlardı.
Kuraklığın her sene artmasından, ürünlerin veriminin düşmesinden bahsediyorlar; bunun sebebini kendilerince tartışıyorlardı.
İçlerinden yaşlıca olanları bu kuraklığı; îtikat eksikliğine, özellikle gençlerin İslâmî şuur ve gayret-i dîniyyeden uzaklaşmasına bağlıyorlardı.
O sırada, köyün girişinden meydana doğru ilerleyen bir yabancı fark ettiler.
Elinde büyük bir asâ, üzerinde uzun bir palto, saçları sakalları uzamış, meczup görünümlü yaşlı bir kişiydi gelen.
Elindeki asâyı yere vurarak, tok tok tok sesleri çıkardığından, kahve önünde oturanlar onu fark etmişti. Asâsını yere vurarak, sakınarak, ağır ağır ilerlediği için âmâ olduğu anlaşılıyordu.
Derviş görünümlü bu kişi, yavaş yavaş konuşma seslerinin geldiği yere doğru ilerleyip, kahvede oturanlara doğru yaklaştı:
“–Selâmün aleyküm!”
Köy muhtarı hemen devreye girdi:
“–Aleyküm selâm amca; nereden gelir, nereye gidersin?”
“–Ben gezginim evlâdım, diyar diyar gezerim. Burada biraz kalabilir miyim?”
“–Tabiî amca, köy evimiz var elhamdülillâh. Seni orada misafir ederiz inşâallah… Gel, otur, bir çayımızı iç!”
“–Allah râzı olsun; bayağı yol yürüdüm, ben biraz istirahat edeyim.” dedi.
Köyün gençlerinden biri, dervişin heybesini aldı ve koluna girip onu köy evine götürdü.
Ertesi gün sabah namazından sonra dervişe çorba götürenler; onu, köy evinde bulamadılar.
Hava ağarınca baktılar ki; yabancı, elindeki asâsını yere vura vura köyde dolaşıyor.
Artık bütün köy halkı, dervişi izlemeye başlamıştı. Derviş; öğle namazına kadar, köyün dört bir tarafında asâsını yere vurarak geziyordu.
Namazdan sonra da bu gezintisi devam ediyordu. Herkesi bir merak almıştı, bu yabancı ne yapıyordu?
Sordular da, ancak yabancı çok konuşkan biri değildi:
“–Şimdi zamanım yok. Sebebini sonra anlatacağım!” diyerek dolaşmaya devam ediyordu.
Ertesi gün komşu köyden gelen kişi, o köyde konuşulanları anlattı:
Bu yabancı aslında defineciydi ve define arıyordu. O köyde de bir süre dolaşmış ama bir şey bulamadan oradan ayrılmıştı.
Bu haber bütün köye yayılmış; köylüler, bu meçhul yabancıyı evlerinde misafir edebilmek, kendi bahçelerinde de arama yapmasını sağlamak için yarışır olmuşlardı.
Böyle birkaç gün daha geçti.
Bir gün yabancı;
“–Buldum!” diye bağırdı. Köye yayılan bu nidâ, bütün köylülerin yabancının etrafında toplanmalarını sağlamıştı.
Herkes yabancıyı dinliyordu.
Yabancı; dizlerinin üzerine çöküp duâsını okudu ve asâsıyla o yeri işaretleyip;
“–Buraya bir türbe yaptırın, burada bir yatır var!” dedi.
Bütün köy halkı şaşırmıştı, belli etmediler ama biraz da hayal kırıklığına uğramışlardı.
Yabancı;
“–Gelin bakalım, şimdi biraz konuşalım.” dedi ve köylülerle birlikte köy kahvesinde toplanıldı, çaylar söylendi ve meçhul âmâ derviş konuşmaya başladı:
“–Evliyâlar, hayatta iken yaptıkları duâlarıyla ve himmetleriyle insanlara faydalı olurlar. Onların bu özellikleri, -tasavvufî inanca göre-, vefatlarından sonra da devam eder. Buna «tasarruf» denir. Bu sebeple Akşemseddin Hazretleri’nden şu sözler rivâyet olunur:
İki âlemde tasarruf ehlidir, rûh-i velî,
Dime kim: «Bu mürdedir, bunda nice derman ola?»
Rûh şemşîr-i Hudâ’dır, ten gılaf olmuş ona,
Dahi âlâ kâr eder bir tîğ kim üryan ola!..
Yani evliyâullah, iki cihanda tasarruf ehlidir. «Bu ölüdür, bundan nasıl derman olur.» deme! Ruh, Mevlâ’nın kılıcıdır, vücut ona kılıf olmuştur. Kılıç kınından çıkınca daha iyi iş görür. Evliyânın rûhu teninden çıkınca, rüya ve benzeri yollarla gönüllerde irşada devam edebilir.
Siz de belki benim define aradığımı zannettiniz. Evet define arıyorum ama bu dünyalık değil. Belki bu sayede kuraklıktan da kurtulursunuz, bu define bulmak değildir de nedir?
Ne buyurmuş Rasûl-i Kibriyâ Peygamber Efendimiz:
«Ashâbımdan herhangi birisi bir yerde ölürse; o, o belde insanları için kıyâmet günü, bir nur ve kılavuz olarak gönderilir.» (Tirmizî, Kitâbü’l-Menâkıb, 132)
Cenâb-ı Hak, gönüllerimize gayret-i dîniyye aşkı lutfeylesin!” dedi ve yavaş yavaş köyden uzaklaştı.