250. Sayı Takdim
Kıymetli Okuyucularımız,

«Kölelik kaldırıldı!» diyorlar.
İnanan var mı buna?
Adı değiştirildi sadece köleliğin. Bağımlılık oldu. Yirmi yıllık borca bağlanmak oldu. Görünen ve görünmeyen ağlara, modalara, reklâmlara, akımlara esâret oldu. Dünya görüşlerinin …ist ile biten birer militanı olmak oldu. Kıpkırmızı çizgilerle çizilmiş daracık bir alanda; nice değişmez, değişmesi teklif edilemez kanunlara boyun eğip hürriyetçilik oynamak oldu…
Köleliğin müsbeti de var mı? Var elbet: Kulluk. Allâh’a kul olmak. O’nun yolunda olanlara hizmetkâr olmak… Bende olmak, bend’olmak… Necip Fazıl’ın dediği gibi:
Sonsuzluk Kervanı, istemem âzat!
Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedî hasat.
Sonsuzluk Kervanı, istemem âzat.
Şu felsefenin, şu filozofun, şu modanın, şu cereyanın kulu-kölesi olacağına; Allâh’ın kitâbına kul olmak!.. İşte Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’ne yedi asırdan fazla zamandır gönüllere taht kurduran sır:
“Bu can bu tende oldukça;
•Hazret-i Kur’ân’ın kölesiyim,
•Hazret-i Muhammed Muhtâr’ın mübârek yolunun toprağıyım.”
Çünkü;
Hak ve hakikatin, tavizsiz bendesi olunca, yani Hakk’a râm olunca, diğer bütün esâretlerden kurtulursunuz.
Mevlânâ Hazretleri’yle aynîleşen Aralık ayında; “Sırât-ı Müstakîm” üzere Hakk’a Râm Olmak başlığıyla karşınızdayız.
Başyazıda Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; sırât-ı müstakîm yerine kendi hevâ ve hevesleriyle oluşturdukları yolları tutanları tenkit ederek hulâsaten şöyle dedi:
“İnsanlık tarihine üstünkörü bakılsa bile, görülecektir ki herkes bir şeyler bazen çok şeyler söyler, yığınla felsefeler uydurur ya da güya üretir. Fakat kadere muvâfık değilse hiçbiri olmaz ve tutmaz, her zaman sadece Allâh’ın dediği olur.”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; «Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz’den Akseden Üsve-i Haseneler / Emsalsiz Örnekler» başlıklı makalelerinde, Hakk’a râm olmuş sahâbe ve Hak dostlarından misaller verdi.
Kıssalarda ise; taklitçilikten âzâde bir «Mü’minin Şahsiyet ve Vakarı»nın ölçüleri var.
Yazarlarımız, Gazze’de kesilmeyen ateşi yazdı. Hakk’a râm olamayıp dînin emir ve yasaklarından taviz arayışında olanların, geçmiş dalâlet ehliyle düştüğü benzerliği yazdı. Narsistlerin düştüğü gayyâyı, fedâkârların sergilediği fazîletleri yazdı.
Dr. Ahmet Hamdi YILDIRIM, tasavvuf fıkhında mühim bir çerçeveyi çizdi. Ayrıca kimliğe atılan ilk imzayı, isim koyma meselesini ele aldı.
En güzel eserler, hür vicdanlardan çıkar. Samimî hissiyâtı ifade eden hikâyeler, hakikate bende mısralar…
Değerli okuyucularımız,
Rabbimiz’in lutf u ihsânı sayesinde;
Yüzakı Dergisi olarak; 250 aydır, 250 sayıdır gönül dünyanıza misafir olmaktayız. Siz kıymetli okuyucularımızın sevgi ve alâkasına teşekkür eder, daha nice yıllar bu irfan mektebinin «sırât-ı müstakîm» üzere neşriyat ve tebliğ vazifesini sürdürmesini Cenâb-ı Hak’tan dileriz.
Yüzakıyla…