FÂİZ ETRAFINDA

Mustafa Asım KÜÇÜKAŞCI tali@yuzaki.com

 

 

 

RİBÂ ve FÂİZ FARKLI MI?

 

Geçtiğimiz haftalarda bir ilâhiyatçının fâizle alâkalı sözleri gündem oldu. Bu kişi; İslâm’ın sadece ribâyı, tefeciliği, kat kat yükseltilmiş fâizi yasakladığını ileri sürüyor; günümüzde bankaların verdiği kredi vs. fâizlerin bu yasağın şümûlüne girmediğini iddia ediyordu.

 

İslâm’ın tedrîcîlik ve nesh mantığını bilmeyenler, çarpıtabilecekleri âyetler bulabilirler. Yıllar önce bir gazeteci;

 

“–Kur’ân’da şarabı öven âyet var!” diyerek, Nahl Sûresi 67. âyeti istismâr ediyordu. Hâlbuki henüz şarabın haram kılınmadığı dönemde nâzil olan bu âyet bile; şarabı, temiz rızıktan ayırıyor. Bektâşî’nin de;

 

“Namaza yaklaşmayın!” emrine yaptığı çarpıtma meşhurdur. Bu ilâhiyatçı da, fâiz hususunda benzerini yaptı. Fâizin yasaklama basamaklarından birini cımbızlayıp genele teşmil etti.

 

Hâlbuki İslâm’ın hükümleri; âyet ve hadislerin, hattâ içtihadların bütününden çıkar.

 

Tedrîcîliği Hazret-i Âişe Annemiz ne güzel anlatır:

 

Kur’ân-ı Kerîm’in mufassal sûrelerinden ilk nâzil olanları, cennet-cehennem gibi hususların anlatılmış olduğu sûrelerdir. İnsanların kalpleri ısınıp İslâm’ın emir ve yasaklarını takibe başlayınca helâl ve haramla ilgili hükümler inmiştir.

 

Eğer

 

«–İçki içmeyin, zinâ etmeyin!» gibi emirler, ilk inen hükümler olsaydı, mutlaka;

 

«–Biz içkiyi ve zinâyı asla terk etmeyiz, edemeyiz!» derlerdi.” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 6)

 

Allah Teâlâ; bu sebeple, ahkâmı zamana yaydı, yasaklamaları adım adım, safha safha gerçekleştirdi. “Kat kat fâizi yemeyin…” emri bu basamaklardan birine tekabül ediyor.

 

Fâize ilk temas eden âyet, Mekkî bir sûrede geçen şu âyettir:

 

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir fâiz, Allah katında artmaz.

 

Allâh’ın rızâsını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince; işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (erRûm, 39)

 

Bu âyette Cenâb-ı Hak; fâizin bereketsiz olduğunu bildirerek, gönülleri ondan soğutmak noktasında ilk işareti vermiştir.

 

Medine devrinde nâzil olan Nisâ Sûresi’nde ise yahudilerin, kendilerine haram kılındığı hâlde fâiz yemeleri kınanmıştır. (Bkz. en-Nisâ, 160-161) Böylece fâizin, Allâh’ın sevmediği ve önceki şerîatlarda yasakladığı bir kötülük olduğu bildirilmiştir.

 

Fâizin müslümanlara ilk haram kılınışı Medine döneminin ilk senelerinde inen Âl-i İmrân Sûresi’nin 130. âyeti ile olmuştur:

 

“Ey îmân edenler, kat kat fâiz yemeyin!..” (Âl-i İmrân, 130)

 

Fâizin en yaygın şekli; borcunu vâdesinde ödeyemeyen kişiye, borcu artırmak şartıyla vâdeyi uzatmak şeklindeydi. Böylece bu artırma tekrar tekrar yapılınca, uzun süre borcunu ödeyemeyen kişilerin borcu, anaparanın kat kat fazlası hâline gelirdi. Buna mürekkep fâiz adı verilir.

 

Bu âyet de, fâiz yememeyi kesin bir şekilde emretmekle beraber, mevzuya kat kat birikmiş fâiz noktasından yaklaşarak, bu uygulamanın zâlimliğini ve çirkinliğini tebârüz ettirmiştir. Yoksa tersinden yaklaşarak; «Kat kat değilse yiyebilirsiniz.» mânâsı çıkarmak doğru değildir. Çünkü Bakara Sûresi 275-280 arasında fâizi yerden yere vuran, anapara dışındaki fâizden vazgeçmeyi emreden nihâî hükümler gelmiştir.

 

Dolayısıyla, fâizin kat kat yükselmesi şeklindeki tefeciliğin yasaklanması, bu haram kılma ameliyesinin bir basamağından ibarettir. Nihâî hüküm, fâizin azı ve çoğuyla yasaklanmasıdır. Yüzde 0,1’lik bir fâiz de haramdır.

 

Zaten İslâmiyet’in teşrî / şerîat koyma rûhu; bir şeyi yasaklarken, azı ve çoğu ile haram kılmak şeklindedir.

 

Şarabın sarhoş etmeyecek kadar azı haram olduğu gibi, fâizin çok düşük bir nisbette verilmesi veya alınması da haramdır.

 

Dînimiz zinâyı haram kıldığı gibi; zinâya götürebilecek bakış, dokunma, yalnız kalma gibi davranışları da haram kılar.

 

Fâizde de durum aynıdır. Bu noktada o kadar hassâsiyet gösterilmiştir ki; aralarında kalite farkı olan hurmaları bile, birbiriyle eşit olmadan takas etmeye Peygamber Efendimiz izin vermemiştir.

 

Çünkü kapının aralanması, tamamen açılmasına sebebiyet verir.

 

Fâiz etrafında tefekkür ederken, toplumda karşılaştığımız iki hususa da temas edelim:

 

KATILIM BANKALARI

 

Önce finans kurumları, sonra katılım bankaları adını alan bu kurumlar, ihtiyaca binâen kuruldu ve çalışmalarını sürdürüyor.

 

Bu yapılar, erbâbının dile getirdiği gibi, fetvâlara uygunluk bakımından daha iyiye doğru gitmeli. Daha kötüye doğru değil.

 

Çalışanlarını seçmede ve eğitmede dikkat etmeliler. Fâizli bankacılık sisteminden gelen çalışanlardan, fâizsiz hassâsiyeti beklemek zordur. Her türlü çalışanlarına; «Bir katılım bankasını, fâizli bankadan ayıran şey nedir?» eğitimi verilmeli.

 

Bu yapılar hakkında; «Bunların yaptığının fâizli bankalardan ne farkı var?» diyen bilgisiz bir kesim var. Üst maddede dile getirdiğimiz hususlara dikkat edilse, bu algı da dağılır. İslâm’ın murâbaha, selem, mudârebe gibi fâizsiz finansman modelleri vardır. Vatandaş; «Ne farkı var?» diyerek maalesef bilgisizce; «Fâiz alışveriş gibidir.» diyen müşriklerle ağız birliğine giriyor. Bu; «Ne farkı var?» korosu; «Madem fark yok, orijinaline gidelim!» hatasına düşürebiliyor.

 

Müslümanların fâizden kaçışı, istismar da edilmiştir. Birtakım şirketler, organizasyonlar üzerinden; yatırımcıların anaparalarını kaybettikleri büyük hüsranlar yaşandı.

 

FÂİZSİZ ETİKETİ

 

Markette bakıyorsunuz bir gıdâ maddesinin üzerinde; «Şekersiz» yazıyor.

 

Kilo ve ona bağlı sağlık problemleri dolayısıyla, bilhassa rafine şekeri fazla tüketmenin zararlı olduğunu bilmeyen yok. Böyle olunca şekersiz gıdâlar üretmek, müşteriyi cezbedebiliyor.

 

Fakat, şekersiz olsa da bu mâmul, tatlı? Çünkü içinde tatlandırıcı var. Bildiğim kadarıyla da tamamen masum hiçbir tatlandırıcı yok. Hepsi kansere yol açma riskine sahip. Sadece gıdâ bürokrasisinde; «İnsan beden kitlesine göre belirli bir miktarın altında kullanıldığında bu risk iyice düşük olur.» diyerek kullanılmasına izin veriliyor. Dikkat ediyorum, sırf bu sebepten, tek tatlandırıcı kullanmıyor; riski dağıtmak için onu da ikiye bölüyorlar.

 

Acaba şekerin zararı mı daha yüksek, tatlandırıcıların mı? Şekersiz diye yazanlar, tatlandırıcılı diye yazıyor mu? Hayır.

 

Garip değil mi?

 

Bundan daha garibi ne olurdu? Şekersiz yazan mâmulün içinde bir de şeker olsaydı…

 

Bu girişi başka bir mecrâdan örnek vermek için yaptım:

 

Fâizsiz diye reklâm edilen finansman modelleri var. Neredeyse o hizmetlerin tek varlık sebebi, fâizsiz olma iddiası. Fakat incelediğinizde, hepsi değilse de bazı uygulamalarının fâiz içerdiği görülüyor. Çok katı, çok sıkı anlayışlara göre değil, Diyanet televizyonundaki soru cevaplara bakabilirsiniz.*

 

Buradaki problem, şöyle bir hatalı düşünmeden kaynaklanıyor:

 

“Fâiz, sadece bankaların uyguladığı bir şeydir.”

 

Hayır, fâizin çeşitleri ve tarifleri çoksa da, onu; «para alışverişlerinde meydana gelen fazlalık» diye tarif edebiliriz.

 

Yani bir insan borcunu ödeyemeyen alacaklısına;

 

“–Madem ödeyemiyor mühlet istiyorsun, tamam ama yüzde 10 artıralım onu.” derse bu da fâizdir.

 

Faktoring denilen; «Çeklerinizi getirin, vâdesine göre belirli miktarlar kesip, nakde dönüştürelim.» denilen sistem de fâizdir.

 

Yani fâiz sadece bankaların yaptığı bir şey değil. Bir para değişimine; vâde, şart, fark soktuğunuz anda problem başlıyor.

 

Fâizin adını; organizasyon ücreti, nemâ, promosyon vs. koydunuz diye helâle dönüşmez.

 

Düşünelim: Bir banka;

 

“–Size borç verdiğimiz miktarı, taksitlendirip aynıyla alacağız. Ama yüzde şu kadar organize ücretimiz var, onu taksitlere ilâve edeceğiz.” deyip, alacağı fâize tekabül eden rakamı taksitlere eklese, bu fâizsiz bir kredi mi olurdu?!. Elbette ki hayır!..

 

Fâizin negatifi de fâizdir. Para değişiminde, ciddî bir enflâsyonun yaşandığı bir yerde 50 ay önceki bir milyon TL ile, 50 ay sonraki bir milyon TL aynı şey midir? Kur’a gibi şansa dayalı bir hususu reklâm etmek, size de bahisçiliği hatırlatmıyor mu? Bu sistemler sadece para biriktirmeyi kolaylaştırıyor ve elbirliğini sağlıyorsa, neden peşinatlı projeler barındırıyor?

 

Yani fâizsiz diye reklâm edilen sistemlerin, fıkıh erbâbının koyduğu şartlara riâyet etmeleri lâzımdır. Fâizsiz bankacılık müesseselerinin, fetvâ kurulları var. Yaptıkları işlemlerle alâkalı aldıkları fetvâlar var. Ben bahsettiğim sistemlerin böyle bir kurullarını veya fetvâlarını tespit edemedim. Müslüman müşteri için hayli kıymetli olan; «Fâizsiz» etiketini kullanmanın bir îcâbı olarak böyle bir fıkhî heyet oluşturmaları gerekmektedir. Yoksa internetteki hocaefendilerin fetvâ videolarına bakılırsa, sistemlerinde çeşitli problemler görünüyor.

 

Selâm hidâyete tâbî olanlaradır…

 

_____________________________

* https://www.youtube.com/watch?v=GXkBSakzkRY