SAVAŞ TURİZMİ!
Ömer Sâmi HIDIR samihidir@gmail.com

İnsanoğlu için iki hayat var:
•Biri şu an içinde yaşadığımız dünya hayatı.
•Diğeri ise ikinci ve sonsuz olan âhiret hayatı.
Fânî dünyadan ayrılıp sonsuz hayata kanat açtığımızda, karşılaşacağımız ilk şeylerden biri hesap diğeri mîzan!
İnce bir hesaptan geçeceğiz: Dünyada neler yaptık?..
Bu hesap gününe olan îmânımız, bizi yanlış işler yapmaktan alıkoyuyor.
Bu îmâna sahip olmayanlar ise; freni tutmayan bir kamyon gibi dağıtıyor, eziyor, yıkıyor sonunda kendi de felâkete yuvarlanıyor.
Fakat tarih şâhittir ki yapılan hiçbir kötülük unutulmaz ve bir gün hesabı mutlaka sorulur. Tıpkı Bosna’da olduğu gibi;
Yıl 1992…
Yugoslavya’nın dağılmasıyla, bu coğrafya 6 parçaya bölünüyor ve iç karışıklıklar baş gösteriyor.
Saraybosna; üç farklı etnik gruptan oluştuğu hâlde, hoşgörü temelinde bir sosyal yapıya sahip olduğu için, Avrupa’nın Kudüs’ü olarak tavsif ediliyor.
Nüfus olarak % 43 müslüman Boşnaklar, % 7 katolik hıristiyanlar ve % 33 ortodoks hıristiyan olan Sırplar var.
Parçalanma başladıktan sonra; orduya hâkim olan Sırplar, Boşnakların bağımsızlık ilân etmesini hazmedemeyip başkent Saraybosna’yı kuşatıyor.
Çok uzun süren bu kuşatmada şartlar o kadar ağır ki;
13 bin kişilik Sırp ordusu, şehri çepeçevre silâhlı birliklerle çevirdi.
Dört yıl gibi uzun bir süre ile yakın tarihin en uzun şehir kuşatması yaşandı. İnsanlar, artık kendilerini kafese hapsedilmiş bir mahkûm olarak hissetmekteydi.
Şehre günde ortalama 300 havan topu düşüyordu. Bu sayı bazen 4000’i buluyordu. Okullar, hastahâneler ve evler harabeye döndü. Ailesinden herhangi birini kaybetmeyen kimse yok gibidir.
Savaş döneminde, Balkanlarda toplam 100 bin kişi katledilir.*
Batılı kaynaklara göre bu; 2. Dünya Savaşı’ndan sonra görülmüş, en büyük etnik kıyım olarak tarihe geçer.
İşlenen bu ağır suçlara karşı; uzun yıllar sonra mahkemeler kurulup, birkaç suçluya göstermelik cezalar verildi. Adâletin olmadığı bu safahâtın hesabı da âhirete kaldı.
Fakat bir o kadar suçlu olan ve gözden kaçmaya çalışan başka bir fâil grup var. İtalyan mahkemeleri şimdi o fâillerin peşinde.
Mâşerî vicdanın sesi giderek yükselmekte.
Dâvâ dosyasını savcılığa veren İtalyan gazeteci Ezio Gavazzeni; bu mevzuyu ilk kez 1995’te İtalyan basınında çıkan haberlerden duyduğunu, daha sonra yine bu konuda çekilen «Sarajevo Safari» filmini izlediğini ve yönetmen ile irtibata geçerek harekete geçtiğini belirtti.
Bu belgeli film; küçük gruplar hâlinde zengin ve nüfuz sahibi yabancıların, Sırp güçlerine yüksek meblâğlar ödeyerek, sivilleri «avlaması» iddialarını gündeme taşıdı.
Filmde, eski istihbarat çalışanları ve sivillerin ilk ağızdan anlattığı hâdiselere değiniliyor.
Ayrıca savaşın ilk aylarında, canını tehlikeye atıp gönüllü olarak buraya yardıma gelen bir itfaiyeci olan John Jordan’ın anlattıkları da çok net.
Ona göre bu insanlar; Sırp askerlerinin arasında ve merkezde olacak şekilde şehrin yüksek noktalarına yerleştirildi ve normalden daha uzun namlulu özel av silâhları kullandılar. Yarı askerî, yarı sivil giyimli bu insanların, dışarıdan geldikleri her hâllerinden belliydi.
Gavazzeni’nin açtığı dâvâ Milano savcılığı tarafından ele alınmakta. Dâvâ, 1992-95 yılları arasındaki kuşatmada Saraybosna’ya gelerek Sırp güçlerine 80 bin € civarında yüklü miktarlarda para ödeyen ve «eğlence maksatlı olarak» keskin nişancı tüfeğiyle Saraybosnalı sivillere ateş eden İtalyan vatandaşlarının yakalanıp ceza almaları yönünde.
Soruşturmada yer alan bilgilerde; Saraybosna’daki sözde «savaş turizmine» katılan yabancılar arasında İtalyanların yanı sıra, Amerikalı, Alman, İngiliz, Kanadalı ve Rusların da yer aldığı belirtiliyor.
Dosyada yer alan bilgiler, işin ne kadar korkunç noktalara vardığını gözler önüne sermekte.
İNSAN KELİMESİ BUNLAR ANLATILIRKEN KULLANILAMAZ!
Tarihler 6 Nisan 1992’yi gösterdiğinde Saraybosna halkı bambaşka bir güne uyandı. Şehrin birçok noktasına havan topu atışı yapılıyor, uzun namlulu silâhlarla hedef alınan kişiler artıyordu.
Halk; artık sokaklarda serbestçe dolaşamayacağını, hattâ evden çıkarken bile dikkatli olması gerektiğini anlamıştı.
Çünkü sayıları 300’ü bulan ve şehrin tepe noktalarına yerleşen keskin nişancılar, ilk günden itibaren masum canları hedef alıyordu.
Her biri ayrı bir felâket olan nice hâdiseler yaşandı.
Savaştan kurtulan Mirsad’ın anlattığı bir husus, bizim için bugün de çok önemli bir noktaya işaret etmektedir:
“–Belirli bir bölgede atılan top mermileri yüzünden tüm mahalle yanıp kül olmuştu. Hiçbir insânî yardım yoktu, yiyecek yoktu, elektrik yoktu, su yoktu. Ama tüm bu yokluğun içerisinde bizi en çok üzen, insanların bizi unutması veya öyleymiş gibi davranmasıydı.”
EN HAYÂTÎ İŞARET LEVHASI
Trafikte keskin viraj vs. olan yerlere; tehlikeli durumlar meydana gelmesin diye, îkaz levhaları konur. Fakat hiçbir îkaz işareti, Bosna’daki kadar hayâtî olmamıştır.
Keskin nişancılardan korunabilmek için ellerinden geleni yapan mâsum halk; belki ilk defa oradan geçen tecrübesiz insanları îkaz edebilmek için, bazı köşe direklerine; «Dikkat sniper!» yazılı kâğıtlar asmıştı. Bu; o sokağın veya caddenin, yüksek bir tepeden görüldüğü anlamına gelmekte. Hattâ birçok masumun hayatını kaybettiği bir bulvar hâlâ; «Keskin Nişancı Bulvarı» olarak anılmakta.
Sadece bir hikâye bile yaşanan acıyı anlatmaya yeter!
İnsanlığını yitirmiş bir zâlimin tek kurşunuyla, iki evlâdını kaybeden bir annenin hikâyesi…
Evine gitmek isterken; yolda üzerine açılan ateş neticesinde, hem karnındaki bebeğini hem de 7 yaşındaki oğlunu kaybeden bu annenin acısını tarif etmek imkânsız.
Saraybosnalı anne Dzenana Sokoloviç; savaş sırasında batılı ülkelerden gelip, para karşılığında güya eğlence düzenleyen bu mahlûklara, ömür boyu kahrederek şöyle diyor:
“–Keskin nişancıdan gelen mermi, karnımdan girip diğer taraftan çıktı ve oğlumun başına isabet etti. Bebeğim ve 7 yaşındaki oğlum oracıkta rûhunu teslim etti. Ne diyebilirim?!. Günahsız yavrularıma kıyanlar da gün yüzü görmesin!”
Savaştan sonra verilen hukuk mücadeleleri neticesinde; Sırp komutanlar içerisinde, savaş suçu işlediği için sayıları az da olsa ceza alanlar oldu. Fakat burada dâvâya da mevzu olan asıl husus; o sırada savaşın tarafı olmadığı hâlde, bir fırsat bulup içindeki vahşî duyguları tatmin eden zâlimlerin adâlete teslim edilmesi. Bu durum, işlenen suçların içerisinde daha farklı bir suç ve fâilleri henüz hiçbir ceza almadı.
Gavazzeni’nin ulaştığı bilgiler oldukça net. Fâillerden birinin; estetik merkezi işlettiği, dosyada yer almakta, bu da dosyanın iyi çalışılmış olduğunu göstermekte. Bundan sonrası, biraz da ne kadar kamuoyu oluştuğu ile ilgili. Çünkü şer odakları ve siyâsîler, daima böyle dosyaları sümen altı etme siyaseti izlemekte.
Soruşturma neticesinde; her türlü zulme ve haksızlığa karşı çıkan vicdan sahibi insanlar ve özellikle müslümanlar, suçluların cezalandırılacağına inanmakta.
Ecdâdımızın bu husustaki sözü kulağımızda çınlamakta:
Küfürle âbâd olunur ama zulümle âbâd olunmaz…
________________
* The Human Hunters of Sarajevo | True Crime Reports Al Jazeera English