KĀL EHLİ DEĞİL HÂL EHLİ OLMAK

Prof. Dr. Mustafa CANLI canli20@hotmail.com

 

BİR HADİS:

 

‏ عَنْ أَب۪ى هُرَيْرَةَ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :

« أَكْمَلُ الْمُؤْمِن۪ينَ إ۪يمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا،
وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
»

Ebû Hüreyre –radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullahsallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

 

Mü’minlerin îman bakımından en olgun olanları, ahlâkı en iyi olanlarıdır. Sizin en hayırlılarınız da hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır.” (Tirmizî, Radâ, 11)

 

BİR MESAJ:

 

“Ey müslüman! İçinde bulunduğun cemiyette sözlerinle ve davranışlarınla örnek olmaya çalış. Zira sen İslâm’ı temsil ediyorsun!”

 

 

 

“Sizin en hayırlınız, görüldüğünde Allâh’ı hatırlatanınızdır.” (İbn-i Mâce, Zühd, 4)

 

 

 

 

Yüce dînimiz İslâm’da; dînin emir ve yasaklarını tebliğ etmenin yanında, temsilin de büyük bir rolü vardır. Hattâ diyebiliriz ki; İslâmiyet’in cemiyetler tarafından kabul görmesinde, tebliğden ziyâde temsil daha tesirli olmuştur.

 

Bugün binlerce cami ve mescidde hutbe, vaaz ve sohbetler yapılıyor; dijital plâtformlarda görüntülü görüntüsüz bir şekilde İslâm anlatılmaya çalışılıyor. Hattâ daha tesirli olması düşüncesiyle, işe duygu katmak maksadıyla; fonlar eşliğinde İslâm ile ilgili, Peygamberimiz’in güzel ahlâkı ile ilgili anlatımların yer aldığı programlar yapılıyor.

 

Bütün bu yapılanların sonucuna baktığımızda, çok vahim bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. İnsanlar; sanki o anlatılanları hiç duymamış gibi, nefislerine göre bir hayat tarzına devam ediyorlar. Buradaki temel mesele; konuştuklarımızla yaşantımız arasında kopukluk olması, -bir başka ifadeyle- yapmadığımız, yaşamadığımız şeyleri söyler hâle gelmemizdir.

 

Rabbimiz, bizleri yapmadığımız şeyleri konuşmaktan muhafaza buyursun.

 

Hâlbuki Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmede konuyla ilgili biz kullarını şöyle îkaz etmektedir:

 

“Ey îmân edenler! Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (esSâf, 61/2-3)

 

Bu bakımdan; mü’minler olarak, yapmadığımız şeyleri söylemekten kaçınmamız gerekmektedir. Kāl ehli değil hâl ehli olmak gerek. Bu mânâda temsil tebliğden önce gelir.

 

İnsanlar, söze değil; hâle, yaşanan hayata bakar. Sözden ziyâde hâlin, yaşantının tesiri daha fazladır. Sevgili Peygamberimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-; en önce hâliyle, yaşantısıyla cemiyette örnek ve tesirli olmuştu. O’nun daha peygamber olmazdan evvel elde ettiği güzel haslet, emînlik hasletiydi. İnsanlar çok güvendikleri için O’na; «Muhammedü’l-Emîn» sıfatını vermişlerdi. Öyle ki; O’na her türlü düşmanlığı revâ gören insanlar, yine de O’ndan başka güvenilir insan bulamıyorlardı.

 

Müslüman, yaşadığı cemiyette aynı zamanda İslâm’ı temsil etmektedir. Medine’de yaşayan yahudi âlimlerinden biri olan Abdullah bin Selâm –radıyallâhu anh-; İslâm gelmezden önce, halk arasında takvâ ve dürüstlüğüyle tanınan bir şahsiyetti. Tevrât’ı çok okur ve bilhassa son peygamberin geleceğini müjdeleyen haberler üzerinde uzun uzun düşünürdü. O’nun geleceği günü, hasretle bekleyenlerdendi.

 

Bahçede hurma ağaçlarıyla uğraşıyorken; bir adam gelip, kendisine Peygamber denilen bir kişinin, Kuba‘da konakladığını söyledi. İbn-i Selâm Hazretleri bu haberi işitince;

 

Allâhu ekber!.. Allâhu ekber!..” diye bağırdı ve hemen Kuba‘nın yolunu tuttu. Fahr-i Kâinât Efendimiz’in yanına vardı. Halk O’nun etrafında toplanmıştı. Zorla aralardan geçerek O’na yaklaştı. O’nu görür görmez;

 

“–Bu yüz yalancı olamaz!” dedi ve derhâl kelime-i şahâdet getirdi. Hâlbuki Sevgili Peygamberimiz’in İbn-i Selâm Hazretleri ile herhangi bir muhâveresi olmamış, duruşuyla bir tesir oluşturmuştu.

 

İşte mü’minler olarak, bizler de yaşadığımız cemiyette bu şekilde izler bırakmalıyız. Hem sözlerimizle hem de davranışlarımızla örnek bir hayat yaşamaya çalışmalıyız. Onun için temsil mühim bir iştir. Öğretmen öğrencisine örnek alacak. İmam cemaatine örnek olacak, anne ve baba çocuklarına örnek olacak…

 

Zira her bir müslüman; içinde bulunduğu cemiyette, aynı zamanda İslâm’ı temsil etmektedir. Onun yaptığı doğru şeyler İslâm’a hamledildiği gibi, yanlış şeyler de maalesef İslâm’a hamledilmektedir.

 

Onun için müslüman, hâl ve hareketlerine çok dikkat etmek durumundadır. Tıpkı Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– gibi; cemiyette, yaşantısıyla örnek olmaya çalışmalıdır. O; daha çok güzel ahlâkıyla, -bir başka ifadeyle- temsil yönüyle insanlar üzerinde tesir oluşturmuştu. Zira güzel ahlâkın bir çekiciliği vardır. İnsanlar sözden ziyâde davranışa meftûn olurlar.

 

Nitekim İslâmiyet’in hızla yayılıp nice gönüllerin İslâm’la şeref bulmasında, bu temsil durumunun çok etkisi olmuştur. Mü’minler, sözlerinden daha çok örnek yaşantılarıyla bir tesir oluşturmuşlar, bu sayede; Anadolu’da, Afrika’da, Uzak Doğu’da, Balkanlar’da ve daha nice yerlerde bulunan insanlar, gönülden İslâmiyet ile şeref bulmuşlardır.

 

Bugün müslümanlar olarak en büyük sorumluluklarımızdan biri, İslâm’ı hakkıyla temsil etmektir. Söylediklerimizi hayata taşımadığımız sürece, sözlerimizin fazla tesiri olmayacaktır. Aksi takdirde Rabbimiz’in şu îkazının muhatabı oluruz:

 

“İyiliği başkalarına emredip de kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitâbı okuyorsunuz. Hiç akıl etmiyor musunuz?” (el-Bakara, 1/44)

 

Rabbimiz; yapmadığımız ve yapmayacağımız şeyleri söylemekten, bizleri muhafaza buyursun!

 

Rabbimiz; İslâm’ı söz ve davranışlarıyla en güzel şekilde temsil etmeyi, cümlemize nasip ve müyesser eylesin!

 

Âmîn