BİZ MUHTACIZ!
Sami GÖKSÜN

İnsanoğlunu yoktan var eden ve varlığından haberdar eden yüce Rabbimiz, yarattığı insanın kendisini tanımasını ve Rabbine ibâdet etmesini emrediyor. Ancak bu sayede, kötülüklerden ve sonuç olarak da Allâh’ın azâbından korunabileceğini bildiriyor.
Bu mânâda ibâdet: Gönülden ve isteyerek Allâh’a yönelmek ve emirlerine itaat etmektir.
Kul; kendisini yaratana, lutfettiği sayısız nimetlerden dolayı şükretmek için ibâdet eder. Biz insan olarak, bize yapılan bir iyiliğe teşekkür etme ihtiyacı duyarız. Bu insanın yaratılışında var olan bir özelliktir. Değil insanlar, bazı hayvanlar bile, kendilerine yedirip içiren ve barındıran insanlara bağlılık gösterir ve yapılan iyiliğe tavırları ile karşılık vermek isterler.
Yaratılmışlar içinde üstün bir varlık olan ve akıl gibi üstün yeteneklerle donatılmış olan insanın; bunca lütuf ve nimetler karşısında duygusuz kalması, bunları kendisine veren Allâh’a şükretmemesi nasıl düşünülebilir?
Böyle gafillerden olmamak adına, Seyrî ile beraber niyâz edelim:
Ölmeden kalp uyandır şu gaflet dünyâsında,
Sen’den ve fermânından gāfil etme Allâh’ım!
Cehâlete yol açan bilgiler deryâsında,
Kurtuluş limanından gāfil etme Allâh’ım!
Cennet gibi süslerken ahlâksızlığı şeytan,
Fânîye aldandı kul, oldu gölgeye kurban,
Körleşti, sağırlaştı mahşere âhirzaman,
Cehennem figānından gāfil etme Allâh’ım!
Kur’ân-ı Kerim’de insana verilen sonsuz nimetlerin bir kısmı hatırlatılarak şöyle buyuruluyor:
“(O öyle lütufkâr) Allah’tır ki;
•Gökleri ve yeri yarattı,
•Gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı;
•İzni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi;
•Nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı.
•Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı;
•Geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.
•O, size istediğiniz her şeyden verdi.
Allâh’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız.
Doğrusu insan çok zâlim ve nankördür.” (İbrâhîm, 32-34)
Allah Teâlâ’nın kendisine bu kadar nimetler verdiği insan, elbette O’na şükretme ihtiyacı duyacaktır. İşte bu nimetlere teşekkür etmek de bir ibâdettir.
Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın cinleri ve insanları; kendisini tanıyıp, O’na ibâdet ve kulluk etmeleri için yarattığı bildirilmekte, böyle ibâdet ve kulluğun yararının Allâh’a ait olmayıp, yine kulların menfaatleri için olduğuna dikkat çekilerek şöyle buyurulmaktadır:
“Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Ben’i doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç ve kudret sahibi olan Allah’tır.” (ez–Zâriyât, 56-58)
Bu konuda Peygamber Efendimiz; Allâh’ın yüceliği ve lutfettiği sayısız nimetleri karşısında, O’na daha çok teşekkür etme lüzumunu hissederek, geceleri bile kalkar, namaz kılar, ibâdet ederdi.
Hazret-i Âişe –radıyallâhu anhâ– Annemiz anlatıyor:
Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-, geceleri mübârek ayakları şişinceye kadar ibâdet ederdi. Ben kendisine;
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan günahlarını Allah Teâlâ bağışladığı hâlde niçin bu kadar yoruluyorsunuz?” dedim.
Peygamber Efendimiz;
“–Yâ Âişe, Allâh’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdular. (Bkz. Buhârî, Teheccüd, 16)
Bu konuda şu hususu da belirtmekte fayda vardır:
Allah Teâlâ, kendisinin âlemlerden müstağnî olduğunu bildiriyor. Bu; Allah Teâlâ hiçbir şeye muhtaç değil, demektir. Dolayısıyla, insanların ibâdetlerine de ihtiyacı yoktur. İbâdetin hikmet ve faydalarını kavrayamayanlar, daha doğrusu Allâh’a ibâdet etmenin hazzını duyamayan bazı kimseler;
«–Allâh’ın ibâdete ihtiyacı mı var ki O’na ibâdet edelim?!.» derler.
Evet, Allâh’ın ibâdetimize ihtiyacı yoktur. Aksine buna muhtaç olan biziz. Çünkü ibâdetler; her şeyden önce, insanın hayatını disipline eder. İnsanın belli zamanlarda yerine getirmekle mükellef olduğu ibâdetler; insanı dağınıklıktan, başıboşluktan ve sorumsuzluktan kurtarır. Her işinde Cenâb-ı Hakk’ın murâkabesini gönlünde taşımasını sağlar. Böylece sorumluluk duygusu gelişen kimsenin, toplum içindeki davranışları da ölçülü ve düzenli olur. Haksızlıktan ve başkalarını zarara uğratmaktan sakınır. Mükâfâtını Allah’tan umarak; herkese, elinden geldiğince iyilik yapmaya çalışır ve böylece güzel bir müslüman olup takvâ ile yaşamaya başlar.
İbâdet; insanı, Allâh’a yaklaştıran ve Allah ile buluşturan en güzel vasıta, bir kulun dünyada erişebileceği en yüce makamdır. Hayatımızın en değerli ve pürüzsüz zamanları, ibâdetle geçirdiğimiz zamanlardır.
İbâdet; rûhumuzu yüceltir, gönlümüzü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır. Davranışlarımızı düzelterek bizi ahlâken olgunlaştırır. Nitekim yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’inde bu konuda şöyle buyurur:
“(Ey Habîbim!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl! Çünkü namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek ibâdetlerin en büyüğüdür. Allah, yaptıklarınızı bilir.” (el–Ankebût, 45)
Gerek bu âyet-i kerîmede ve gerekse hadîs-i şerifte (Bkz. Münâvî, Feyzü’l-kadîr, VI, 221) namazın mutlaka kötülüklerden alıkoyacağı ifade edilmiştir.
Peygamberimiz oruç ibâdetinden bahsederken şöyle buyurur:
“Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa; Allah Teâlâ, o kimsenin yemesini-içmesini bırakmasına değer vermez.” (Buhârî, Savm, 8, Edeb, 51)
İbâdet, Allah katında insanlara değer kazandırır. Allah Teâlâ, kendisine ibâdet edeni sever ve ona değer verir. İbâdet vazifesini yerine getirmeyenler, Allâh’ın sevgisinden mahrum kalırlar. Nitekim yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’inde Furkān Sûresi’nin 77. âyet-i kerîmesinde bu hakikati şöyle ifade buyurur:
“(Ey Muhammed) de ki: İbâdetiniz, duâ ve yakarışınız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”
Yine başka bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak;
“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibâdet et!” (el–Hicr, 99) buyurmuştur.
Hulâsa;
İbâdetlerimiz bizleri temizler, huzurlu bir hayat sürmemize vesile olur. İbâdet sayesinde insan; kendisini yaratan ve üstün yeteneklerle donatan yüce yaratanımızı unutmaz ve O’na olan sevgi ve saygısı ile şükran duygularını ifade etme imkânı bulur ve böylece insan, en yüce mutluluk ve huzuru yaşar.
Bu hakikati anlayarak, ömrünü Rabbimiz’in râzı olacağı ibâdetlerle geçirmeyi tüm müslüman kardeşlerimize nasîb eylesin… Âmîn…