VATAN BORCU

Mehmet MENCET

 

Vatan sevgisi îmandandır.

 

Vatanı olmayanın canı da dâhil, hiçbir şeyi olmaz. Bunun çok emsâlini gördük. Yakın zamanda Suriye’den bize sığınanlar oldu. Onların da çoğu; varlıklı, evi, arabası, dükkânı olan insanlardı. Ne yazık ki bugün, bir lokma ekmeğe muhtaç oldular.

 

İnsanoğlu; içinde bulunduğu lütufların, nimetlerin farkında bile değil. Ne zaman elinden giderse o zaman anlıyor, ama iş işten geçmiş oluyor.

 

Bir gün arkadaşımla gıdâ paketi dağıtıyorduk. Parkın yanından geçerken; orada, Suriyeli olduğunu anladığımız çocuklar gördük. «Eviniz nerede?» diye sorduk. Biraz Türkçe öğrenmişler. Bize bitmemiş bir inşaatın altını gösterdi. Kapısı, penceresi, sıvası, suyu, elektriği yok. İçeriden bir hanım ve beyi çıktı;

 

“–Burada nasıl kalıyorsunuz?” diye sorduk;

 

“–Olsun, başımıza bomba yağmıyor. Uçaklar tepemizde dolaşmıyor. Aç bile kalsak, can korkumuz yok!” deyip devamında;

 

“–Bizim çok güzel bir evimiz vardı, ama ne yapalım?” dediler.

 

Bunu da ancak gurbete gidenler bilir!

 

Bir gün camiye gitmiştim, namaz çıkışında bir gencin heyecanla;

 

“–Ahmet amca!.. Ahmet amca!..” diye koşarak geçtiğini gördüm. Koşarken sendeleyince engelli olduğunu anladım.

 

Ahmet amcası;

 

“–Buyur evlâdım!” dedi.

 

“–Sana bir müjdem var!”

 

“–Neymiş?”

 

“–Ben asker olacağım, bir günlük elbise giyeceğim, hem de tüfeğim olacak.” dedi heyecanla. O kadar mutlu ve sevinçliydi ki, Ahmet amcası;

 

“–Ooo mâşâallah, ne güzel! Çok sevindim, bol bol resim çektir olur mu?” dedi.

 

“–Tabiî tabiî…” diye cevap verdi.

 

O kadar duygulandım ki…

 

Bazıları da askerden kaçmak için; raporlar, türlü bahaneler arıyor.

 

İnsanın hayatında; askerlik, çok önemli bir safhadır ama o da herkese nasip olmaz. Askerlik, ucunda şehâdet yatan bir vazifedir.

 

İnsanın hayatında; önemli, köşe taşları diyebileceğimiz devreler vardır. Bunlardan biri de askerlik hayatıdır. Gençler hayallerle, yaşlılar hâtıralarıyla avunurlar. Yaşınız biraz ilerleyince, arkadaşlarınızla konuşacağınız konulardan biri de askerliktir şüphesiz.

 

Asker olmak çok iftihar edilecek ve şeref duyulacak bir duygudur.

 

Asker arkadaşı, ölümüne arkadaştır.

 

1971 yılının Kasım ayıydı. Dede ocağımız diyebileceğimiz Erzurum’un Ilıca kasabasında, 206. tank taburunda asteğmen olarak vazife yaptım. O günler, Ramazan ayının son günlerine denk geliyordu. Havanın soğuk olması sebebiyle; gece, otelden sahur için lokantaya gitmeden niyetlendim. Tankın içinde fazla kalmışım galiba; kuleden çıktım, biraz ayakta kaldım. Her taraf buz, bir anda kendimi yerde buldum, bir taşın üzerine düşmüşüm. Apar topar Erzurum Mareşal Çakmak Devlet Hastahânesine getirmişler.

 

Bayram arefesi olduğu için odalar boş. Büyük bir odada tek başımayım. Doktor geldi;

 

“–Sakın uyuma, bu gece ölmezsen merak etme!” dedi ve gitti. Artık saatlerle yarışıyoruz. Bir ara;

 

“–Komutanım, ziyaretçiniz var!” dediler.

 

“–Gecenin bu saatinde, bu soğukta kim gelir? Hayır, ziyaretçi bana değildir!” dedim.

 

“–İsminizi söylediler.” dediler. Meğer Ilıca’dan dedemin akrabaları duymuşlar, hepsi geldiler;

 

“–Hastahâneden çıkaralım.” diye ısrar ediyorlar;

 

“–Ben de isterim ama bir gece bekleyelim.” dedim ve bayramı akrabalarda geçirdim.

 

Doktorun;

 

“–Bu gece ölmezsen…” demesi; bana ölümün her an her yerde yanı başımızda olduğunu, ölümle hayat arasında yaşadığımı hissettirip tefekkür ettirdi. Bu hâdise bana; tevekkül, teslîmiyet, akrabalık bağlarının önemi, hastaya ilgi, ölüme hazırlık, hayatı düzenli bir ibâdet ve yüce dînimizin kaidelerine uyarak yaşamak gerektiğini, aynı zamanda sabırla çok çalışarak insanlara faydalı olmayı öğretti.

 

Ama bilmem, yapabildik mi?

 

2006 yılında üç defa beyin ameliyatı oldum. Sonuçta; acaba, nerede, nasıl olacağız? Neler yapıp yapamayacağız? İstesek de bir hayır, hizmet ve ibâdet hayatımız olabilecek mi yoksa ömür takvimi mühürlenecek mi?.. Böyle bir muhasebe ve tasa içindeydim.

 

Hayatın olağan akışı değil mi? Hamdolsun yoğun bakımda uyandığımda;

 

«–Erzaklar dağıtıldı mı? Eksik var mı? Öğrencilerle ilgilendiniz mi? Dergi dağıtımı yapıldı mı?» diye sormuşum.

 

Zaman su gibi akıp gidiyor. Telâfîsi, özrü, nedâmeti ve geri gelme imkânı yok! Ne yapılırsa Allah için; insana sevinci, duâsı kalıyor. Bu gerçekler karşısında insan; kendisine verilen ömür emânetini, zamanı, imkânı ve gücü yerli yerinde kullanmalı.

 

Ne mutlu; yüz akıyla, sevenlerinin şahâdetiyle gidebilenlere, zor ve çetin bir imtihanın sorularına cevap verebilenlere!..

 

Mevlâ’m yâr ve yardımcımız olsun. O’nun sonsuz rahmetine sığınıyoruz.

 

Rabbim; bu vesileyle, bütün asker evlâtlarımıza sağlık ve huzur içinde vazifelerini tamamlayıp, yuvalarina dönebilmeyi nasip etsin.

 

Bizleri de şehidlerimizin şefaatlerine nâil eylesin.