RÂYETE MEYLEDERİZ -9-
Harun ÖĞMÜŞ harunogmus@gmail.com

İki yıldır tarihin en vahşî saldırılarına göğüs geren Hamas ve diğer direnişçilerle, medenî (!) dünyanın gözü önünde iğrenç bir soykırıma tâbî tutulan Gazze’nin asil insanlarına…
SEKİZİNCİ SAHNE (geçen sayıdan devam)
Şahıslar:
Gāzî Giray (961-2/1554-1016/1607): Osmanlılara gönülden bağlı Kırım hanı. Onlarla birlikte birçok savaşa girmiş bir cengâver olup; aynı zamanda şair, münşî, mûsıkîşinas ve hattat bir hükümdardır.
Peçevî/Peçûyî İbrahim Efendi (982/1574-1059/1649): Nemçelilerle yapılan savaşlara katılıp, birçok hâdiseye bizzat şâhit olmuş Osmanlı tarihçisi. Memleketi olan Macaristan sınırları içerisindeki Peçuy şehrinde, Gāzî Giray’ın Osmanlılara yardım etmek üzere gelip hududu beklemek için kaldığı 1602-3 kışında onunla görüşüp dostluk etmiştir.
Hoca Sa‘deddin Efendi (ö. 1008/1599): Gāzî Giray’ın mektuplaştığı dostlarından Sultan III. Murad ve oğlu Sultan III. Mehmed’in hocası, sebat ve teşvikleriyle Haçova Meydan Muharebesi’nin kazanılmasını sağlayan tarihçi şeyhülislâm.
Sultan III. Mehmed: 1595-1603 yılları arasında hüküm süren; 1596’da Eğri Kalesi’nin fethedilip, Haçova Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı sefere bizzat katılan Osmanlı padişahı.
Tiryâki Hasan Paşa (ö. 1017/1608): 1601’de Kanije Kalesi’ni; Avusturya ve müttefiklerinden oluşan haçlı ordusuna karşı destânî bir şekilde savunup, sonunda o orduyu dehâsıyla darmadağın püskürterek bütün ağırlıklarına el koyan ve bu sebeple III. Mehmed tarafından vezâret pâyesiyle taltif edilen beylerbeyi.
Kara Ömer Bey (ö.?): Tiryâki Hasan Paşa’nın Kanije müdafaasında çok hizmeti geçmiş has adamlarından olup, hizmetleri sebebiyle daha sonra Peçuy sancak beyi olmuştur.
PEÇEVÎ:
Olmamış olsa eğer orda Hoca,
Kazanılmazdı katiyyen Haçova!
Ordugâh yağmalanırken o zaman,
Görüyor kahrolarak Mehmed Han!
Dört-beş yüz adım ancak arası,
Gâvurun gırla gider hurrâsı…
Pâdişah kılmış o esnâda namaz,
Eylemiş nusret için Hakk’a niyaz.
(Bu esnada Sultan III. Mehmed seccâde üstünde oturur ve dizlerinde bir mızrak olduğu hâlde, Hoca Sa‘deddin Efendi de yanında ayakta vaziyette Gāzî Giray ve Peçevî İbrahim Efendi’nin önünde belirir.)
Ama seccâdenin üstünde durur;
Kalkmamış, vecd ile hâlâ oturur…
Hoca merhûm ise kalkmış ayağa,
Pâdişah kaygılı, bakmış otağa…
O zaman geçmiş o meşhur diyalog,
Analım biz de anılmışsa da çok:
(Sahnenin Gāzî Giray ve Peçevî’nin bulunduğu bölümü karartılıp, sahnede sadece Sultan III. Mehmed ve Hoca Sa‘deddin Efendi aydınlıkta görünür. Bu arada sahneye, Türk ordugâhını yağmalayan haçlı askerlerinin sevinç çığlıkları ve eşyaları yağmalamalarının oluşturduğu patırtılar verilir.)
ÜÇÜNCÜ MEHMED: (Seccâdesinde oturmuş hâlde sesleri işaret ederek kaygıyla konuşur)
—Efendi, şimdiden sonra ne çare itmek gerek?
HOCA SA‘DEDDİN EFENDİ: (Metânetli ve güven telkin eden saygılı bir ses tonuyla)
—Pâdişâhum! Lâzım olan yirinüzde sâbit ve ber-karar olmakdur. Cengün hâli budur. Ecdâd-ı ‘ızâmunüz zamânında olan tabur muharebeleri ekser böyle vâkı‘ olmuşdur. Mu‘cizât-ı Muhammed aleyhi’s-selâm ile inşâallāhu Teâlâ fırsat u nusrat, ehl-i İslâm’undur! Hâtır-ı şerîfiniz hoş dutun!
GĀZÎ GİRAY:
Çok mühim orda o an sabr u sebât!
Kurtarır öyle bir an ömr ü hayât!
Gitse Hünkâr o dem, Allah korusun!
Ordudan umma ki bir er dursun!
Hepsi toptan bozulup gitmişti!
Müslümanlar kırılıp bitmişti!
PEÇEVÎ:
İşte merhûmun o telkiniyle,
Pâdişah durdu vakûr ayniyle;
Ordugâh içre olan tâifeler,
Geldiler gayrete bundan yer yer,
Ne bulurlarsa alıp kazma-kürek,
Kırdılar düşmanı ordan sürerek…
Dağılanlar o zaman saldırdı,
İşte küffârı bu çok yıldırdı.
Pür-telâş eyledi korkuyla firâr,
Ama fırsat mı verir gayri Tatar?
Öldü kaçmakta iken elli bini,
Üstelik yuttu batak haylisini.
Geçti yüz top ve mühimmâtı ele,
Nice bir servet ü sâmânı ile,
Attı gönderdiğiniz asker o gün,
Çok büyük işlere imzâ, övünün!
GĀZÎ GİRAY:
Bunların hepsi o ilk andandır,
Onda sâbit kalan insandandır;
“Sabır ilk anda olur” der ya Rasûl,
Hoca etmiş ona hakkıyla hulûl!
PEÇEVÎ:
Vardı meydanda diğer bir hoca da,
Va‘z edermiş iyi Kuşkonmaz’da.
Kahramanlıkla gazâlar etti,
Yüz mürîdiyle şehîden gitti!
İlyas’ın oğlu Hızır derlermiş!
Hayli te’sirli kelâm eylermiş!
GĀZÎ GİRAY:
Rahmet etsin Yaradan cümlesine!
Can fedâdır hocanın öylesine!
PEÇEVÎ:
Geri kalmazdı Mohaç’tan bu zafer,
O kadar vermedi ammâ ki semer!
Döndü İstanbul’a zîrâ Sultan,
“Savaş etmez” dedi artık düşman
Kışlamış olsa o yıl burlarda,
Fethederdik kaleler art arda,
Âkıbet küfrü dökerdik pul pul,
Ne desek çâresiz eylerdi kabûl!
Yine gördük ama parlak günler:
Eğri’nin fethi ve elbet bu zafer,
Yanık’ın fethi ki mevcut idiniz!
Âl-i Osman gibi mes‘ut idiniz!
GĀZÎ GİRAY:
Sonra düştüyse de hîleyle yine,
Döner elbet gün olup sâhibine!
PEÇEVÎ: (Devamla)
Yine bıldır savunurken Budin’i,
Kadımız bulmuş iken seksenini,
Fiilen harbe girip eyledi cenk,
Koştu olmak için asker ona denk!
Ne çok iş yaptı varul humbarası,
Oldu küffâra o gün yüz karası!
Ve nihâyet o muazzam Kanije,
Nice gāzîlere ilham Kanije!
Vâkıâ fethi de başkaydı fakat,
Cidden eşsizdi o merdâne sebat!
GĀZÎ GİRAY:
Oldu Tiryâki Hasan özge misâl,
Halka gösterdi nedir ceng ü cidâl!
(Bu arada Gāzî Giray’la Peçevî İbrahim Efendi’nin oturdukları yerin önünde yanan lokal ışıkta Tiryâki Hasan Paşa elinde kılıcıyla görünür.)
Evvelâ hiç top ateşletmeyerek,
Topu yok zannı mı vermiş gerçek?
PEÇEVÎ:
Doğrudur, sonra yakınlaştığı an,
Topla düşmüş yere birçok düşman!
Sonra bakmış ki barut bitti biter…
Hemen emriyle üretmiş bir er!
Yine yanlış içeren nâmeleri,
Gönderip sözde hisardan ileri,
Yakalatmış bilerek küffara.
Ki yanılsın o bozuk dîni kara!
Nice tutsakları yönlendirmiş,
Kalenin hâline imrendirmiş,
Göz yumup sonra kaçıp gitmesine,
Böyle küffârı yanıltmış o yine!
Saklamış son gün için son oyunu,
Düşmanın öyle getirmiş sonunu:
O gün emriyle vururken mehter,
Parlamış gökte fişekten her yer!
Yardımın geldiği kat‘î diyerek,
Kalmamış böylece düşmanda yürek!
Son hücûm emrini vermiş o vakit,
O büyük cenge tüm âlem şâhit!
Helâl olsun sana Tiryâki Hasan!
Nasıl olmaz sana gönlüm hayran?
O ne tedbir, ne dirâyettir o?
O ne cür’et, ne şecâattir o?
O ne gayret, ne azîmet, ne sebat?
O ne ahlâk, ne fazîlet, ne cihat?
O ne muhkem ve sebatkâr nefer!
Kalesinden bile sağlam asker!
O ne kuvvetli huruç düşmanına!
O ne güç, basmış iken doksanına!
O ne cenk arsasının sâhibi, o!
Savunurken bile arslan gibi o,
Sürdü küffârı karargâhına dek;
Âdetâ eyledi mahpus giderek…
Hele son gün ne yamandır o gazâ!
Yirmi kat düşmana dar oldu fezâ!
Aldı kâfirden otuz bin kelle
Anlatılmaz alınan mal dille!
Top, tüfek, gülle, dahî başka neler…
Ferdinandos-kral’ın tahtı yeter!
Serdi seccâdeyi tahtın yanına,
Şükr için kıldı namâz, etti duâ!
(Bu arada Gāzî Giray ve Peçevî İbrahim Efendi’nin oturdukları yer yine karanlığa gömülür. Tiryâki Hasan Paşa iki rekât namaz kılıp hamd ü senâ ederek ağlar. Bu arada Gāzî Giray’ın Hüseynî Peşrev’inin bir hânesi neyle üflenir:
https://bit.ly/48qoPOV
TİRYÂKİ HASAN PAŞA:
—Bu nusrat mücerred Hak Teâlâ’nun inâyeti ve Hazret-i Rasûl-i Ekrem’ün mu‘cizâtı eseridür.
(Sonra kılıcını tahta çapraz koyup, tahtın üzerine oturur. Diğer beyler ve ağalar da rütbelerine göre iki yanındaki kürsîlere otururlar. Tiryâki Hasan Paşa devam eder:)
—İşte gazâ yoldaşlarım, sabr u sebâtın semeresi budur! Her kim bu ulu gazâda bulundu ise, inşâallah mağfurdur. Bu otağa evvel gelenler kimler idi?
(Birkaç yeniçeri ve serhat askeri öne çıkarlar.)
ASKERLER:
—Bizdik paşa baba!
TİRYÂKİ HASAN PAŞA:
—Bu otağda her ne var ise cephâneden gayri, cümlesi sizündür!
(Sahnenin önü kararıp Tiryâki Hasan Paşa ve askerleri çıkar. Gāzî Giray ve Peçevî İbrahim Efendi’nin oturdukları yer yeniden aydınlanır.)
PEÇEVÎ:
O ne iffetli, ne tok gözlü adam!
Hâsılı, -mümkünü yok- anlatamam!
Dedi: Mâdem ki rebîu’l-evvel,
Bunda doğmuştu Nebiyy-i Ekmel,
Yakışık almaz ümitsiz olmak;
Şüphesiz düşmanımız kahrolacak!
Buna şâhit şu yağan rahmet de,
Çünkü küffâra azap elbette.
Böyle te’mîn ederek askerini,
Dürdü din düşmanının defterini!
Kâfirin kaybı o gün pek çokmuş,
Nemçe’den Malta’ya dek yok yokmuş!
Paşa’nın has adamından duydum,
Ve de târîhime aynen koydum,
Bu mukarreb adamın ismi Ömer,
Yapmış indinde büyük hizmetler.
(Bu arada Kanije’de yaptığı hizmetlerin mukabili olarak Peçuy sancak beyi olan Kara Ömer Bey aydınlatılan sahnenin önünde görünür.)
Anlatırken bu Ömer Bey harbi,
Şöyle anlattı o gün ta‘kîbi:
KARA ÖMER BEY: (Bu hususu Peçevî’ye naklederken olduğu gibi bir post üzerinde bağdaş kurmuş olarak anlatır)
—Küffârı ta‘kîb itdüğümüzde ba‘zı mahallerde onar, on beşer, dahî ziyâde ve nâkıs kâfir bir yere cem‘ olup ve âteş yakup etrâfında otururlardı. Bizi gördüklerinde henüz kudreti olanlar ayağa kalkup ve şapkasın çıkarup bize ta‘zîm iderler ve yine yerlerine çöküp otururlar; biz de kırmadan usanduk ve bir bölük böyle âciz ve zebûnu öldürmeği dahî mürüvvet additmeyüp yanlarından geçer olduk ve ilerüde olan canlucaların kesmeğe iver ve ganîmetlerün almaya gider olduk.
(Kara Ömer Bey’in olduğu yeri aydınlatan lokal ışık söner. Sahnede yine yalnız Gāzî Giray ve Peçevî İbrahim Efendi’nin bulunduğu yer aydınlık kalır.)
(8. sahne gelecek sayıda devam edecek…)