Orta Doğu Çıbanı İSRAİL

Nurten Selma ÇEVİKOĞLU nurtencevikoglu@hotmail.com

 

 

9 Ekim 2025’te Mısır’da imzalanan ateşkes kararı ile; İsrail’in, Gazze’ye olan saldırılarını durdurması lâzımdı. Ama o; şimdiye kadar hiçbir meşrû karara uymamış, hiçbir milletler arası anlaşma metnine bağlı kalmamış, her kuralı keyfince çiğnemekte -kendince- bir sakınca görmemekte direten, -denilebilirse- bir haydut devlettir.

 

Yine tabiri câizse İsrail, aynı Yunanistan gibi dünyanın şımarık çocuğudur. Kātil İsrail; bütün insanlığın gözü önünde dehşetengiz işkencelere, nice katliâmlara, fecî kıyımlara, vahşî cinayetlere imza atmıştır.

 

Neticede bu kātil sürüsünün icrâ ettiği dünyanın en acımasız zâlimlikleri, artık soykırım derecesine ulaşınca ve devletler bazında bir şeyler yapılmayınca; dünyadaki vicdan taşıyan halklar, kendileri bu acılarla dolu soykırıma; «Dur!» demek için meydanlara indiler. Yürüyüşler, protestolar düzenlediler. Üniversiteliler, işçiler gibi gruplar, boykot ve iş bırakma gibi fiillere giriştiler.

 

Ülkemizde de bu hususta; pek çok gösteri ve yürüyüşle, katliâmlara ve zulümlere karşı güçlü bir reaksiyona imza atıldı. Hem diğer ülkelerde hem bizde; İsrail’in rezilliklerini deşifre edici, geçmişten bu yana Filistinli kardeşlerimize çektirdiği acıları anlatan bilgilendirme çalışmaları, konferanslar, paneller düzenlendi. Ayrıca hâlâ devam eden; kardeşlerimize yardım edebilmek için kermes türüne benzer, katkı gayeli faaliyetler icrâ edildi. Yüce ve Azîz olan Rabbim; bu hedefi hayır olan faaliyetleri yapanlardan, ebeden ve dâimen râzı olsun.

 

İsrail; iki seneyi aşkın süredir işlediği suçlardan ötürü, hiçbir faaliyet yapmaksızın -neredeyse- dünya vatandaşlarını Filistinli yaptı. Bilhassa işlenen bebek, çocuk, kadın cinayetleri; tecavüzler; yaşlıları mağdur etme; şehrin altyapı ve üstyapısını tahrip etme; kamu binalarını, sivil yapıları, okulları, hastahâneleri, dînî ibâdet mekânlarını bombalarla yerle bir etme icraatları ile İsrail; bütün dünya ülkelerinin tepkisini çekti. Vicdanlı halk baktı ki; ülkeler, çeşitli tesir ve baskılarla bu meydana gelen haksızlık ve hukuksuzlukları durduramıyorlar. Dayanamadılar, bizzat kendileri meydanlara indiler. En tesirli şekillerde seslerini çıkardılar;

 

“Nehirden denize özgür Filistin!” dediler.

 

Her ülke, kendi çapında, en geniş meydanlarda, akın akın toplanarak;

 

“Filistin’e özgürlük!” sloganını, yüksek sesle haykırdılar. Nihayet büyük çapta küresel bir yardım çığlığı olarak;

 

SUMUD” filosu ile 44 ülkeden, onlarca gemiyle vicdanlı aktivistler yola çıktı.

 

Kātil İsrail’i destekleyen, o süper güç(!) denilen emperyalist ülke; baktı ki böyle olmayacak, neredeyse bütün bir dünya Filistinli olacak, İsrail herkesin nefretini kazandı, artık her yerde yalnız kalacak;

 

“–Tamam, ateşkes zamanı!” diyerek düğmeye bastı. Bakalım bu kātil devlet, ateşkese rağmen ne kadar durdurulacak?

 

İsrail en ufak bir bahaneyle ateşkesi ihlâl edebilecek zihniyette, nitekim defalarca ateşkes ihlâl edildi ve yine yüzlerce şehid verildi. Eğer bu hâin devletten yaptıklarının hesabı sorulmazsa, soykırım durmayacaktır. İsrail’in imza attığı soykırım, son asrın en vahşî ve en acımasız soykırımıdır.

 

İsrail; sadece Gazze’de değil, Ramallah’ta, Batı Şeria’da, İsrail hapishânelerinde, en olmadık zulümleri alçakça, elini kolunu sallayarak işliyor ve bunları yapmaya kendini yetkili görüyor. «Dur!» diyen yok. O; zihniyetine yerleştirdiği, «Arz-ı Mev‘ûd» hezeyanıyla yalnızca kendi çevresini değil, bölge coğrafyasını da tehdit ediyor.

 

Bilindiği üzere;

 

Lübnan, İran, Suriye ve Yemen’de pek çok bombalı saldırılarla insanların ölümlerine sebep oldu. Ayrıca birçok ülke ve cemaat liderini de sû-i kastlerle öldürdü. En son Katar’da yaptıkları malûm. Bu haydut devlet, böylesi öldürme yetkisini nereden alıyor? İşlediği suçlar boyunu aştı, nasıl hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor? Buna izin verilemez!..

1917 senesinde Balfour Deklarasyonu’nun ilânından bu yana; İsrail’in bölgede yaptığı saldırganlıklar, sû-i kastler, katliâmlar, işgaller ve son olarak Gazze’de yüz bine yakın (belki de daha fazla) insanın ölümüne sebep olduğu soykırımlar, bize İsrail’in çehresini tüm netliğiyle gösterdi.

 

Şurası gayet açık ki;

 

İsrail, dünyanın gözü önünde soykırım işlemiş bir devlettir. Uluslararası Adâlet Dîvânı’nda mutlaka ama mutlaka yargılanmalıdır. Şimdiye kadar işlediği suçlar, asla cezasız kalmamalıdır. Geçmişte Bosna’da, benzer suçlardan dolayı; «Sırp Kasabı» diye anılan, «Milošević» yargılanmış, sonunda hapisteki hücresinde ölmüştü.

 

Kātil, savaş suçlusu Netanyahu da iki senedir yüz bine yakın masum sivile karşı icrâ ettiği soykırımdan ve birçok sivile uygulanan organize zulümden dolayı yargılanmalı ve aynı âkıbete uğratılmalıdır. Ama ne yazık ki, bugüne kadar uluslararası yargı kurumu, Siyonistlerin tasallutu altında olduğu için; başvurulara rağmen, bu karar maalesef alınamadı.

 

İsrail’in yaptığı soykırımın hesabı sorulmadıkça, onun saldırganlığı bitmez.

 

Bu sebeple; şu an Gazze’de sağlanan ateşkesin devamı ve bölgenin sükûnetinin devamı için milletler arası bir konsey ile İsrail’in durdurulması gerekiyor. Yoksa o, zihnine kodladığı «arz-ı mev‘ûd» hezeyanıyla, bölgeyi âdeta cehenneme çevirmeye kararlıdır. Bu kātilin engellenmesi şarttır.

 

Ateşkes anlaşmasının akabinde; İsrail’e, şimdiye kadar yaptıklarının mutlaka bedeli ödetilmelidir ki, bir daha bu tür bir rezilliğe kalkışamasın. İnsanlıktan nasibi olmayan böylesi bir millet, asla kendi hevâ ve hevesleriyle baş başa bırakılamaz. Sağdan-soldan, önden-arkadan hareket alanı kısıtlanmalı, bir daha benzer kötülükleri yapmasına imkân bırakılmamalı, tamamen baskı altında tutulmalıdır.

 

İsrail iki senede Gazze’yi hayalet şehir hâline getirdi. Ateşkes anlaşmasının satır aralarında; Gazze’yi yeniden inşâ etme sürecini, zengin Arapların finanse etmesi isteniyor. Neden ki? Onlar mı yıktı Gazze’yi? İsrail yaktı-yıktı, yaptıklarını İsrail ödesin! Bütçesi yoksa o zaman bu yıkımın bedelini, onu destekleyenler yüklensinler. Neden zengin Araplara bedel ödetiyorlar? Bu nasıl bir hak yemektir, anlaşılır gibi değil? Mantıken kim yıktıysa, yıktığını o onarır, onarma yıkanın işidir. Bu nasıl çarpık bir zihniyet! Bizim aklımızla dalga geçiliyor, herhâlde bizi saf mı görüyorlar ne? Oh ne âlâ! Hem yık hem ceremesini müslümanlara yükle. Hayret bir şey! Biz de -yeter ki kan dökülmesin maksatlı- her şeye râzı oluyoruz.

 

Tekrar ediyoruz; bu kātil devlet, mutlaka yargılanmalıdır. Ama maalesef, kendi kurdukları hukuk sistemi ile bu fonksiyon görülmüyor, dahası görülmemesi isteniyor. Senelerdir besledikleri; destekleyip, gözetip kolladıkları; ABD senatosunda çılgınca alkışladıkları bu kātil devlet başkanı, bütün devlet kurumlarıyla uluslararası yargı mahkemelerinde yargılanmalıdır. Hattâ tek tek, isim isim bütün soykırımcıların dosyaları hazırlanmalı, medya yoluyla herkes bu kātilleri, bu cânîleri öğrenmeli ve hattâ yüzlerine tükürülmelidir.

 

Ateşkes kararı ile iki senedir bütün acımasızlığıyla devam eden soykırım ve İsrail’in katliâmları bir süreliğine durduruldu ama o, bu zihniyetle durmayacaktır. Nitekim; şimdiye kadar pek çok ateşkesi ihlâl etmiştir, hâlâ da ihlâl etmeye devam ediyor ve edecektir de.

 

Ortaya konan bunca rezilliğe, alçakça revâ görülen zulümlere rağmen; on binlerce evlâdını şehid vererek toprağa gömen, asil Filistinlilerdeki sükûnetli, inançlı, sabırlı, cesur ve vakur duruş bütün dünyaya örnek oldu. Hakikaten; onlardaki nasıl bir direniş, nasıl bir tahammül, nasıl bir umut idi?

 

Filistinlilerin bu şerefli hâli, herkese ibretlik misal olarak karşımızda duruyor. Cereyan eden sayısız olumsuzluklarda; Filistinlilerin ortaya koyduğu inançlı, vakarlı ve kararlı duruştan etkilenen pek çok kişi müslüman oldu. Hele o melek yüzlü çocukların; masum, saf, tertemiz hâlleri… Boylarını aşan dertlere rağmen; gözlerindeki sevinç, dudaklarındaki tebessüm bizleri hayretlere düşürdü. Anne ve babasının vefât etmelerinden dolayı daha 13 yaşında kardeşlerine hâmîlik yapan ağabeyin;

 

“–Kendimi 35 yaşında gibi hissediyorum!” demesi ve serzenişleri, doğrusu yüreğimizi sızlattı. İnşâallah boylarından büyük dertlerle haşır neşir olan bu şimdinin minik yürekleri, ümit ediyoruz ki, yarının koca yürekli mücâhidleri olacaktır!

 

Filistinliler onca yaşadıkları dayanılması zor acılar karşısında; yılmadılar, pes etmediler, onların dillerinde hep;

 

Hasbiyallah!: Allah bana yeter!” duâsı vardı. Yaşantılarının hiçbir karesinde; ne bir isyan ne bir şikâyetlenme vardı. Daima dilleriyle;

 

Hasbünallâhü ve ni‘mel vekîl: Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” cümlesini ağlayan kalpleriyle söylediler.

 

Doğrusu helâl olsun, îmânını öze sindirmiş bu asil millet! Bir de bizim gafil müslümanlara bakın, ibret olsun, örnek olsun! Bunca ağır bedeller ödemelerine rağmen, kimseyi itham etmediler. Allah –azze ve celle-’ye sığındılar ve dünyaya insan olma şuurunu hatırlattılar.

 

Aslında Türkiye’nin lideri Cumhurbaşkanımız’ın Trump ile görüşmesi olmasaydı, Netanyahu’nun yalanlarına inanan Trump ve İsrail işbirliği ile Gazze, İsrail’e katılacaktı.

 

İsrail’in bölgeyi sanki kendi tapulu toprakları olarak görmesi ve oraların asıl sahiplerini saf dışı bırakmak için olmayacak alçaklıklar sergilemesi, -hem de tüm dünyanın gözü önünde- büyük bir hâinliktir. Orta Doğu coğrafyasının tam da ortasında, oradan buradan devşirip getirdikleri işgalcilerle bu haydut devleti kuranlar; bölgede hem zihnî hem fizîkî olarak terör estiriyorlar.

 

Herkes bilsin ki, Gazze bize eskiden kalan büyük bir mîrastır. Bu mîrâsın bugünkü temsilcisi biziz. Bilindiği gibi; İsrail ancak güçten anlar. Biz şimdiye kadar Gazze’de olanlara müdahale etmek istememize rağmen edemedik. Sebebi ise; biz uzun zamandır, «güç biriktiriyoruz».

 

Dünyanın Orta Doğu’da yapıp ettiklerinin hepsinin arka plânını biliyoruz. Ama biraz daha gücümüzü takviye etmemiz gerekiyor. Yoksa bu zâlim alçağa gereken dersi veririz.

 

O; hâin, sahtekâr, yalancı, gelecek korkusu ve ikbal endişesiyle, ülkesi içinde çevirdiği tüm yolsuzluklardan ötürü koltuğunu kaybetmek istemediğinden, sağa-sola saldırıp duruyor. Dünyanın gözü önünde; devlet başkanlarını, komutanları öldürüyor. Bu kadar hukuksuzluğa, doğrusu nasıl müsaade ediliyor? Ama işin içinde İsrail olunca, ABD de veto edince kimsenin gıkı çıkmıyor.

 

Doğrusu bu ya; dünyanın İsrail diye bir problemi var. Hak ve hukuku engelleyen, gayr-i meşrûların sembolik ismidir İsrail.

 

Şimdiye kadar yaşananlardan çıkan sonuç şu ki; ellerinde hiçbir silâh bulunmayan bu mazlumlara karşı, ABD’nin en gelişmiş silâhlarıyla savaşan süper güç(!) onlara diz çöktüremedi. Dünyanın en vahşî katliâmlarını yapan kātiller sürüsü, küçücük bir toprak parçasına, ne yapsalar da hâkim olamadılar.

 

Bugün herkes haklı olarak; Gazze’de cereyan eden acılara, zulme, soykırıma karşı; İslâm ülkeleri neden bir şeyler yapmıyorlar?” sorusunu soruyor.

 

Şunu bilelim ki; geçmişten bu yana, İslâm ülkeleri, önemli bir zihnî dağınıklık içindeler. Bugün mevcut sistemde; müslüman ülkeler, kendi düzenlerinin sarsılmaması için güç devşirmek isterlerken; bahse konu olan ülkeler, korkunç savruluşlar yaşıyorlar. Geçenlerde onlardan bir tanesi, kātil Netanyahu ile cüretkârca el sıkışmıştı. Kardeşlerimizi iki senedir acımasızca katleden kātil ile el sıkışma hâdisesi, doğrusu kalbimizi ağlattı.

 

İsrail; okullarda okuyan yeni yetişen nesle, kendi zihnindeki hayâlî «arz-ı mev‘ud» hezeyanını kodlayarak, Mescid-i Aksâ’yı nasıl yıkacakları, beraber yaşadıkları Arapları nasıl öldürecekleri ve yine onları nasıl sürgün edecekleri idealiyle gençlerini yetiştiriyor. İşte İsrail, böylesi insâniyetten, ahlâktan, fazîletten yoksun fikirlerle, genç nesillerinin beyinlerini yıkıyor ve beraber yaşadıkları insanlara karşı nefreti, onların zihinlerine kazıyor.

 

Ateşkesten sonra kendi esirlerinin ailelerine kavuşma sevinçleri medyada sergilenirken, Filistinli serbest kalan esirlerin aileleriyle buluşma sevinçlerini izhar etmeleri yasaklandı. Bu nasıl bir çifte standart? İnsânî hâllerin tamamen dışında gelişen bu hâdiseler, herkese ibret ve örnek olsun ve bu yapılanlar, asla ve asla unutulmasın!

 

Haydut İsrail şu ânâ kadar yaptıklarıyla, zâlim damgası yedi. Ekranlarda göstere göstere yayınlananlarla, herkeste İsrail’e karşı zihinlere kazınan bir nefret duygusu yerleşti, artık bu algı asla değiştirilemez. Göreceksiniz; şimdiye kadar icrâ ettikleri, onun gelecekte yok oluşunu hazırlayacaktır. «Zulümle âbâd olunmaz.» derler. el-Hak doğrudur.

 

Bu zâlim devlet; iki senedir işledikleriyle, hem batıda hem ABD’de çok tepki çekti. Ünlü stratejistler, askerî otoriteler, siyâsîler ama en önemlisi de vicdan sahibi sivil halk nezdinde; İsrail’in iki senedir sergilediği acımasız katliâmlar karşısında, dünyada İsrail’e karşı müthiş bir öfke birikti.

 

Şu belli ki, İsrail’in kātilliği ve acımasızca işlediği soykırım, âdeta onun boynuna bir «tasma» gibi takılı kalacaktır. Gittikleri hiçbir yerde istenmiyorlar, sevilmiyorlar. Yakın zamanda insanların yüzlerine bakamayacaklar. Masum bebeklerin, kadınların, yaşlıların kātillerinin -alçakça işledikleri katliâmlardan dolayı- ellerindeki kan izleri asla silinmeyecektir. Şu unutulmasın ki, bu kātil devlet; insanlıktan çıkmış davranışlarıyla gelecekte anılacak, onları destekleyenler de onlarla aynı kategoride değerlendirilecektir.

 

Dünyada ne yazık ki, bugün «ma‘şerî vicdan» ölmüştür. Bu katliâmlara karşı çıkanlar, gösteri yapanlar, devlet yöneticilerini sorgulayanlar, Sumud gibi yardım filolarıyla Filistinlileri –hâssaten Gazellileri- destekleyenler, vicdanlarını ortaya koyanlardır. İnsanların gözleri önünde; bir zamanlar Japonya’ya atılan atom bombasının tam on üç kat fazlasını küçücük bir toprak parçasına atanlar, gerçekten insan olamazlar.

 

Bu ne vahşet!

 

Bu ne dehşet!

 

Aksa Tûfânı harekâtında İsrail’in ölen bin kişisine karşılık, yüz bine yakın kişiyi öldürmek… Aman Allâh’ım… Bu ne hak, hukuk ve adâlet tanımazlık!.. Bu ne acımasızlık… Filistinlileri; açlık, susuzluk, hastalıklarla, sakatlıklarla ölüme terk etmek… Bu olumsuz katliâmları ifade etmeye gerçekten kelime bulamıyoruz;

 

“–Neredesin yetiş ey adl-i ilâhî?” diyoruz.

 

Dünya ülkeleri, kātil İsrail’in yaptıklarına uzunca bir süre sessiz kaldı. Hattâ pek çok Arap ülkesi de onlara dâhil oldu. Fakat bütün bunlara rağmen «kan dökülmesin» diye çırpınan bir barış sevdalısı ülke vardı, o da Türkiye idi.

 

Ülkemiz son senelerde, mükemmel gücü, etkili nüfuzu ve diplomasideki akılalmaz başarıları ile, Gazze’deki kanı durdurma yolunda girdiği çevrelerde, yürüttüğü diplomasi ile aktif rol oynamıştır. Ülkemizin, kurulan her barış masasında bulunması; Osmanlı’dan bu yana, en güçlü ve etkili jeopolitik dönemini yaşadığını gösteriyor. Türkiye’nin mevcut bugünkü muazzam gücünü ve dış ülkelerdeki nüfuzunu biz ancak yeni fark ettik. Hakikaten kimsenin aklının ucundan dahî geçmeyen nice hamleler icrâ edildi, inşâallah devamı gelir diye ümit ediyoruz.

 

Aslında Gazze temelinde; bugün modern dünyanın ne mal olduğu gerçeği, en açık bir şekilde dünyanın gözü önüne konmuştur. Gazze ile müslümanların «yitik hazine»si meydana çıkmıştır. Merhamet, şefkat, muhabbet, sabır, vicdan, yardımlaşma, paylaşma, fedâkârlık, ihtiyaçlıya kol kanat germe…

 

Yani İslâmî prensiplerin, insânî ölçülerin, vicdânî bakışın geniş boyutla tüm dünyaya hâkim olması, güzel dînimizin eşsiz ölçüleridir.

 

Küçüğünden büyüğüne kadar Gazzeliler; bütün bir insanlığa, insânî değerlerin nasıl yaşanması gerektiğini gösterdi.

 

Mücâhidler ordusu Hamas da esirlere yaptığı muameleyle, aynı Rasûlullahaleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz’in ashâbının sergilediği güzel davranışları ortaya koydular. Esirlerin özgürlüklerine kavuştuklarında neler söyledikleri, tüm dünya insanlığına ibret olsun.

 

Bir de İsrail’in esirlere yaptıklarına bakın:

 

Hiçbir gizlemeye tâbî tutulmaksızın; kiminin gözleri, kiminin böbrekleri ve diğer organları vücutlarından çalınmış. Esirlere yapılan akılalmaz işkencelere, hakaretlere, atılan sopalara ne demeli! Yazıktır, ayıptır, bunların hepsinin bir hesabı elbette vardır!

 

Gazzeliler; davranışlarıyla, dünyaya en değerli ölçüleri ilân ettiler. Bugünkü modernite, âdeta bilimi Tanrı yerine koyarak tüm ölçülerini ona göre tasarladı. Ancak, duygu taşıyan insanlar, bu ölçülerden mutlu olmadılar. Hattâ onları keyfî ve hoyrat bir şekilde kullandılar.

 

Modernite; hakkı, hakikati hattâ değerleri cesurca yıktı. Peki, sonra ne oldu? İnsanlık ruh perişanlığına sürüklendi, vicdanlar sustu, insanlık ölçüleri yerlerde süründü. Gazze’de bunu İsrail mârifetiyle, bütünüyle gördük.

 

Devletler; geçmişten gelen yanlı tutumlarıyla, bu haydut devleti düşünmeden desteklediler.

 

Fakat vicdan taşıyan halklar, böylesi haksızlıklar karşısında susmadılar. Protestolar, yürüyüşler düzenlediler. Polis copları yediler. Önceleri Hanzala, sonra Madlen, en son olarak da Sumud gemileriyle denizden Gazze’ye -yardım gayesiyle- yollara düştüler. İsrail, bu asil duruşlu hakperest insanlara, «terörist» damgası vurmaktan çekinmedi. Ama tabiî herkes kendine yakışanı yapıyordu. İsrail’den ancak bu âdî davranışlar beklenirdi, nitekim öyle oldu.

 

Şunu bilelim ki; Gazze’yle uyanan merhamet, vicdan ve insanlık; modernitenin çöktüğünün apaçık îzâhıdır. Gazze ile hem batı hem tüm dünya ibretlik bir imtihan geçirdiler.

 

İsyan etmeyen, sövmeyen, hamd eden bir topluluk vardı kātiller sürüsünün karşısında. Bu insanlar; topraklarına, vatanlarına, yurtlarına, yuvalarına sahip çıkan bir asil milletti. Soyluyu ancak soylular anlayabilirdi, kātiller herkesi kendi gibi zannederler.

 

Kişi aynaya bakar, kendini görür. Son günlerde; batılı devletlerden, İngiltere ve Fransa neden Filistin Devleti’ni tanıdılar?

 

Çünkü kendi zihniyetlerinin çöktüğünü ve bittiğini gördüler. Hiç propaganda yapmadan, neredeyse bütün dünya Filistinli oldu, Gazzeli oldu. Dünyada İsrail ve yahudi düşmanlığı arttı. Kendi düşen ağlamaz. Daha çok ağlayacaklar. Ağlatanlar gülemezler. Bu hep böyle olmuştur. Belki istense böyle bir zihniyet zor temin edilirdi, işte Gazze bunu başardı.

 

Son olarak da şu önemli hususa temas etmek istiyoruz:

 

Bugün zulüm bitse ve bağımsız Filistin Devleti kurulsa dahî; bizim İsrail’in mallarına karşı uyguladığımız BOYKOT bitemez, bitmemelidir. Bizden olmayan zihniyete; biz de zihnimizi, gönlümüzü ve cebimizi kapamalıyız. Müslümanların hayatında; her zaman ve daima İsrail’in ve dahî Siyonistlerin mallarını ve ürünlerini hiçbir şekilde almama şuuru yerleşmeli.

 

Evet; bu hâinlerin mallarını almayalım, aldırmayalım hattâ etrafımızı da uyaralım. Alışverişlerimizi farkındalık şuuruyla yapalım. Değil mi ki o zâlimler; kardeşlerimize en âdî işkenceleri, zulümleri yaptılar, onları katlettiler. Ölen küçücük bebeklerin, nice masum çocukların hatırına ey müslümanlar!

 

Bizim boykotumuz, yaşadığımız sürece hep devam edecek. Arzu ve ihtiyaç hâlinde, her zaman yerli malları tercih edilmelidir. Artık biz de her konuda en kaliteliyi yapabilecek seviyedeyiz elhamdülillâh.

 

İsrail’e bir lira kazandırmak, gerçekten bir vebaldir. Bu ne demektir, biliyor musunuz? İnsanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en vahşî katliâmını işleyen, insânî vasıfları tamamen sıfırlanmış, bu insan görünümlü kātil sürülerine destek olmak demektir. Bu rezil ülkenin ürettiği ürünleri almamak yetmez; onları destekleyenleri, onlarla alışveriş yapanları devamlı boykot etmek de müslümanın vazifesidir. Siyonist rejimin içinde olduğu tüm organizasyonları, ömür boyu boykot etmeliyiz vesselâm.

 

Son olarak şunu belirtelim:

 

Müslümanlar en kısa zamanda, küçüğünden büyüğüne; «Kudüs rûhu»nu kuşanmalıdır.

 

Müslümanlar, hakikî müslüman gibi yaşasa, bugün var olan pek çok problem kolayca çözülecektir.