BAKIŞIN EDEBİ

Sami GÖKSÜN

 

 

Günümüz insanını çepeçevre saran birtakım maddî ve mânevî hastalıklar vardır. Bu hastalıklar, fert ve cemiyetleri -kendisini çok da belli etmeden- sıkıntılara sürüklemektedir. Bu hastalıklardan biri de hiç şüphesiz müstehcenliktir.

 

Müstehcenlik, yani vücudun elbisesiz ve örtüsüz teşhiri; edep ve hayâ duygusunu öldüren, ar ve namus damarlarını çatlatan, aile disiplini ve mahremiyetini yıkan, îmânî ve ahlâkî çöküntüye yol açan çok büyük bir tehlikedir.

 

Yüce dînimiz İslâm’ın çizdiği sınırlar dışına çıkan, hayâsızca; yazılmış, çekilmiş ve basılmış her çeşit kitap, gazete, dergi, resim ve film müstehcendir. Bu sebeple nelerin müstehcen olup olmadığı ölçüsünü koyan yüce dînimiz İslâm’dır. İnsanların kafasına ve anlayışına göre müstehcenlik sınırı çizilemez. O hâlde mukaddes dînimiz İslâm’ın, yazılmasını, basılmasını, bakılmasını, gösterilmesini yasakladığı her şey, müstehcendir. Îman sahibi herkes, bu hakikati böylece kabul etmeye mecburdur.

 

Yüce Rabbimiz, iyiliği de kötülüğü de yaratmıştır. Ancak iyiliği yapmamızı, kötülükten ise sakınmamızı emretmiştir. Allâh’ın haram kıldığı her şey kötüdür. Kötü ve çirkin olan şeylerden kaçınmak da müslümanın vazifesidir. Bu sebeple müslüman, harama bakmayacak ve haram olan şeye yaklaşmayacaktır.

 

Zira insanı yoldan saptıran ve felâkete sürükleyen ilk basamak, harama bakmaktır. Bunun içindir ki, yüce dînimiz İslâm; Cenâb-ı Hakk’ın kapatılmasını emrettiği yerleri açmayı, açılan bu yerlere bakmayı, o görüntüleri; söz, yazı ve resimlerle ortaya dökmeyi kesin olarak haram kılmıştır.

 

Bu hususta yüce Rabbimiz Kur’ân’ında şöyle buyurmaktadır:

 

(Habîbim!) Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Şüphesiz ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar, ziynetlerini açıp göstermesinler…” (en-Nûr, 30-31)

 

Sevgili Peygamberimiz ise bu konuda; yanlışlıkla gözü harama ilişen bir kimsenin, hemen bu haramdan gözünü çevirmesini emretmiştir.

 

Ashâb-ı kiramdan Hazret-i Cerîrradıyallâhu anh diyor ki:

 

“Sevgili Peygamberimiz’den ansızın görmenin hükmünü sordum:

 

«–Derhâl gözünü başka tarafa çevir!» buyurdu.” (Müslim, Âdâb, 45; Ebû Dâvûd, Nikâh, 43; Tirmizî, Edeb, 28)

 

Allah Rasûlü Efendimiz, başka bir hadîs-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuştur:

 

“Gözlerin zinâsı (mahremi olmayan kadınlara) şehvetle bakmaktır.” (Buhârî, İsti’zân, 12; Müslim, Kader, 20)

 

Bu konuda yüce Rabbimiz esas olarak bizleri İsrâ Sûresi’nin 32. âyet-i kerîmesinde şöyle îkaz etmektedir:

 

Zinâya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”

 

Bu âyet-i kerîmede; «Zinâ yapmayın!» denilmeyip de; «Zinâya yaklaşmayın!» buyurulması çok dikkat çekicidir. Buna göre yalnız zinâ değil, kişiyi zinâ yapmaya sevk eden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zinâ yapmaya teşvik eden ve şehevî arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra; artık bu arzuların ağır baskısı ve tahriki karşısında, iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinâdan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zaafını dikkate alan Kur’ân-ı Kerim, -prensip olarak- insanı kötülüklere sevk edici sebepleri ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Buna sedd-i zerâiprensibi denir.

 

Temiz olmak ve temiz kalmak durumundayız ki, bir milletin temel taşı ailedir. Aile bağları kuvvetli olduğu nisbette, o millet de kuvvetli ve şahsiyetlidir. Aileyi ayakta tutan en büyük güç ise; inanç, edep ve hayâ duygusudur.

 

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de kurtuluşa erecek mü’minlerin vasıflarını beyan ederken şöyle buyurmuştur:

 

“Onlar ki, ırz ve nâmuslarını korurlar.” (elMü’minûn, 5)

 

Bu sebeple, her müslüman, inancını kuvvetlendirecek, amelî ve ahlâkî şahsiyetini geliştirecek, edep ve hayâ duygularını güçlendirecek, ırz ve nâmusunu koruyarak dünyevî ve uhrevî kurtuluşa ermeye çalışacaktır.

 

Harama bakış; her şahsı, her zaman zinâya götürmese de, gönle büyük bir kasvet verir. Mâneviyâtı söndürür. İbâdet neşesini kaçırır. Çünkü kalbe günah tohumları saçılır.

 

Tasavvuf yolunda, bakışı sadece haramdan değil, gönlü meşgul edecek her şeyden korumak tavsiye edilir. Bu sebeple, dervişler «nazar ber kadem / bakışı ayak ucunda» yürürler. Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri de güzel îkaz eder:

 

Yaban yerlere bakma,

Cânın odlara yakma,

Her gördüğüne akma,

Tevhîde gel tevhîde!!

 

Bugün, acı bir gerçek olarak görüyoruz ki;

 

İffet ve nâmus düşmanları; özellikle de genç nesilleri îman ve hayâ yoksunu yapmak, rûhâniyetlerini ve mâneviyatlarını çürütmek için her türlü şerefsizliğe başvurmaktadırlar.

 

Etrafımıza bir bakalım:

 

Müstehcenlik, daha açık bir ifade ile çıplaklık; kanayan bir yara hâline gelmiş, sanat, moda ve reklâm adı altında âdeta bütün cemiyeti sarmıştır. Bu korkunç hastalık, gün geçtikçe şiddetini ve dehşetini artırarak devam etmektedir. Öyle ki, kaldırımlarda yürünmez olmuş, ekranların çoğu sarılmış; denizler ve sahillerde rezillik diz boyu, gazete ve dergilerin birçoğu teslim alınmış, vitrinler ise zaptedilmiş vaziyettedir.

 

Müslüman bir milletin, edep ve hayâ duygularıyla bu kadar çirkince oynanabiliyorsa; o millet, çok şeyini kaybetmiş demektir. Onun için ailelerimiz; bu işe öncelikle el atıp, evlâdının nerelerde ve neler yaptığını dikkatlice takip etmek durumundadır. Millî ve mânevî eğitimlerini ihmal etmeden, âhiret ve son nefes duyguları içinde yetişmelerini temin etmelidir.

 

Bu sebeple, müslüman olarak kendimize bir çeki düzen verelim ve îmânımızın ışığı altında ahlâkî değerlerimize sahip çıkalım. İffet ve nâmus sömürücülerine maddî ve mânevî destek vermeyelim.

 

Onun için, İslâm dîni öğrenilmeden ve yaşayıp yaşatmadan; kötülüklerden korunmak ve kurtulmak kolay olmayacaktır.

 

Sözün özü, yüce Rabbimiz’in ilâhî beyanlarıdır:

 

“…Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından mes’uldür.” (elİsrâ, 36)

 

“Allah; gözlerin hâin bakışlarını, sînelerde gizlenen her şeyi bilir.” (elMü’min, 19)

 

Yüce Mevlâ’mız; bizleri her dâim ilâhî kameranın altında olduğumuzun şuuruyla ve takvâ duygusuyla yaşamaya muvaffak eylesin. Âmîn