1964 Yılı İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü MEZUNİYET KONUŞMASI
Mustafa KILIÇ

Efendim, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünden 1964 yılında birincilik ile mezun olmuştum. Hocalarımız, mezuniyet konuşmasını şahsıma tevdî etmişlerdi. Yıllar sonra bu konuşma metnini bulduğumda, muhtevâsının bugüne de hitap ettiğini gördüm. Bir hâtıranın kayda geçmesi kabîlinden sizlerle bu konuşmayı paylaşmak istedim:
Muhterem hocalarım, değerli misafirlerimiz, talebe kardeşlerim!
Şu anki memnuniyetimiz sonsuzdur. Kalkınan Türkiye’mizde; bizleri bekleyen vazifelerimize, koşa koşa gitmenin heyecanını duyuyoruz. Kalbimizin her vuruşu, bize bu yolda bir işaret oluyor. Gözlerimiz bu mesut yarının ufuklarına takılmış, dudaklarımız vatan ve millet şarkısını mırıldanıyor. Yanan bağırlarımıza ümit meltemleri esiyor. Serinliyoruz. Susamışız… Hasretini çektiğimiz saâdet ve medeniyet pınarlarından akan hayat sularının şırıltılarını duyuyoruz. Çatlayan dudaklarımızı, İslâm’ın saf ve berrak suyu ile ıslatarak tekrar diriliyor ve tazeleniyoruz.
Muhterem hocalarım, kıymetli büyüklerim!
Bizlere çok ağır vazifeler devrettiniz. Bu vazifelerin fevkalâde ağır olduğunu biliyor ve hissediyoruz. Fakat asla ümitsizliğe düşmüyoruz. Her an; kendimizde muvaffakiyet ümidi ve ruh tazeliği hissediyor, çalışma gayret ve şevki ile yaşıyoruz.
Sizi temin ederiz ki; cemiyetimizin bütün dertleriyle dertlenmek bizim en büyük zevkimiz, mahzun insanlar bizim en samimî arkadaşlarımız olacaktır. Dîni, dili, ırkı ve rengi ne olursa olsun her insan, bizim güler yüzlü muhatabımız olacaktır. Başlangıçta anlaşamadığımız kimseler olacak, bizi taşlayanlar çıkabilecektir. Fakat biz kendilerine; taş mukabilinde, mis kokulu gül demeti uzatacağız. Asla incinmeyeceğiz, bu gül demeti bizi yeniden birbirimize yaklaştıracak ve o zaman gerçekten kardeş olduğumuzu anlayacağız.
Allâh’a duâ ediyoruz ki bize sarsılmayan bir azim ve irade versin. Sizlerden; devrettiğiniz bu vazifelerde, bizi yalnız bırakmamanızı rica ediyoruz. Arkamızı sağlam bir kayaya dayadığımızı hissettiğimiz gün; daha metin olacak, daha cesur çalışacak ve inşâallah daha çok muvaffak olacağız.
Saygıdeğer büyüklerim!
İnanıyoruz ki büyük kitap Kur’ân-ı Kerîm’in îzâhı veçhile, «Sırât-ı Müstakîm, Hablü’l-Metîn ve Urvetü’l-Vüskâ»nın gerçek mânâları idrâk edildiği gün; insanlar kemâle, cemiyetler huzura kavuşacaktır.
İslâm bir nurdur. Bedevîleri medenîleştiren, kalplerdeki îman cevherini tutuşturan bir kıvılcımdır. Tarih boyunca milletler olmuş; bu kıvılcımdan meş‘aleler yakarak dünyaya ışık tutmuşlardır. Milletler olmuş; bu nûra karşı simsiyah bir perde çekerek ruhlarını paslandırmışlardır.
Değerli hocalarımız!
Bizleri yetiştirmek için çırpındınız, uğraştınız, sonunda çok şeyler kazandırdınız. Bizlere birer mânevî evlât nazarıyla baktınız. Şu anda, sanki askere giden bir Türk gencinin heyecanını yaşıyoruz. Sizden tutuşturduğumuz îman, ilim ve ahlâk meş‘alelerini; mübârek vatanımızın en ücrâ köşelerine kadar götürecek, yeni yeni meş‘aleler tutuşturacağız. O zaman sizleri memnun edebilirsek, kendimizi bahtiyar hissedeceğiz.
Biliyoruz ki bizlere hakkınız geçti. Belki bilmeyerek sizleri üzdük, kalbinizi kırdık. Fakat «affetmenin büyüklüğün şânından olduğunu» da bizlere siz öğrettiniz. Bizleri affetmenizi ve hepimize haklarınızı helâl etmenizi hâssaten rica ediyoruz.
Pek kıymetli talebe kardeşlerim!
Sûretâ aranızdan ayrılıyoruz. Belki bir müddet yüz yüze gelemeyeceğiz. Okul hayatımızdaki tatlı hâtıraları bir daha tadamayacağız. Fakat şuna inanıyoruz ki; kalben parçalanamayan bir bütünüz, ayrılamayız. İşte bu bütünlüğümüz, ileride bizlere daha tatlı hâtıralar yaşatacak, daha temiz havalar teneffüs ettirecek.
Şu yüksek huzurda sizlere olanca samimiyetimle ifade ederim ki; mektep denen saraydan, talebe olmanın tadına doyamadan ayrılıyorum! Evet, daima talebeyiz. Fakat mektep hayatımda anladım ki talebelik, bilhassa bizim memleketimizde herkese nasip olmayan bir saltanattır. Ne mutlu sizlere ki; bu saltanatın daha parlak devirlerini yaşayacak, daha mutlu günlerini göreceksiniz. Yeni yeni öğretmenlere öğrenci olup yeni yeni bilgiler kazanacaksınız. Birbirinizden istifade edecek, eksiklerinizi tamamlayacaksınız. Çalışmanın ve samimiyetin saâdeti içinde olacaksınız. Okuyacak, sabırla çalışacak, çalıştıkça zevkini tadacaksınız. Ve sonunda hepiniz başarının sırrına ermiş, vazifenizi yapmış olmanın bahtiyarlığını ve huzurunu hissedeceksiniz. O zaman Cenâb-ı Hakk’a;
“Yâ Rabbî! Başarımın ve vazifemi yapmış olmamın huzuru varsa, bu huzur evvelâ arkadaşlarıma, sonra banadır.” diye duâ edeceksiniz. Göreceksiniz ki Allâh’ın yardımı sizinle beraber olacaktır.
Bu yolda hepinize muvaffakiyetler dilerim. Temennî ederim ki en yakın arkadaşlarınız kitaplarınız olsun.
Aziz milletime refah ve saâdetler dilerim…