VİCDÂN OL YETİME, CÂN OL ÖKSÜZE!..
Sami GÖKSÜN
Dünyaya gözlerini açan ve ömür kilometresini doldurmaya başlayan her insanın hayatı, acı ve tatlı birçok hâtıralarla doludur. Bir kısım insanlar; ana ve babalarının sıcak nefesleri, şefkatli kolları ve merhametli bakışları arasında büyür, gelişir ve Cenâb-ı Hakk’ın lutfuyla mesut günler geçirerek ebedî âleme göçerler. Bir kısım insanlar da, Allâh’ın takdiri ile, daha doğmadan veya küçük yaşta ana veya babalarını kaybederek, onların sevgi ve şefkatinden mahrum, sıkıntılı bir ömür geçirirler. Dînimiz İslâm, ana ve babasından birini veya ikisini kaybeden bu kimselere yetim adını vermiştir.
Yetim ve kimsesizler, Allâh’ın bütün müslümanlara bir emânetidir. Bu sebeple yetim ve öksüzleri gözetmek, onların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını karşılamak, hak ve hukuklarını korumak, bütün müslümanların görevidir. Allâh’ın ve Rasûlü’nün rızâsını kazanmak, cennet müjdesi almak isteyen her müslüman, yetim ve kimsesizlere karşı vazifelerini yerine getirmelidir. Bu konuda sevgili Peygamberimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuştur:
“Müslümanlar hakkında evlerin en hayırlısı, içinde kendisine iyi bakılan bir yetimin bulunduğu evdir. Ve müslümanlar hakkında evlerin en kötüsü, içinde kendisine fenalık yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Ben ve yetimin işlerine bakan kimse, cennette şu iki parmak gibiyiz.” diyerek şahâdet parmağı ile orta parmağını birleştirerek göstermiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)
Yine sevgili Peygamberimiz başka bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuşlardır:
“Dul, yetim ve fakirlerin ihtiyacına koşan kimse; Allah yolunda cihâd edenlerle, gündüz oruç tutup, gece ibâdet eden gibidir.” (Buhârî, Nafakât, 1, Edeb, 25, 26; Müslim, Zühd, 41. Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78; İbn-i Mâce, Ticârât, 1)
Görülüyor ki; yetimlerin, kimsesiz ve dulların yardımlarına koşan, onların ihtiyaçlarını karşılayan mü’minlere büyük mükâfatların müjdesi verilmiştir. Yüce Mevlâmız, mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’inde; samimî ve cennetlik mü’minlerin vasıflarını zikrederken, karşılık beklemeden yetime yemek yedirmeyi de sayarak şöyle buyurmuştur:
“Onlar, yemeğe ihtiyaç ve istekleri olduğu hâlde, onu yoksula, yetime ve esire ikrâm ederler. Ve şöyle derler: «Biz sizi ancak Allah rızâsı için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»” (el–İnsân, 8-9) Bu âyet-i kerîmeyi tefsir mahiyetinde, sevgili Peygamberimiz ise şöyle buyurmaktadır:
“Müslümanlar arasında bulunan bir yetimi alıp yediren, içiren kimse; affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu cennetine koyacaktır.” (Tirmizî, Birr, 14/1917)
Demek ki, yetimleri ve yoksulları yedirip içirmek, onlara yardım ve iyilikte bulunmak; Allah ve Peygamber lisânıyla cennet müjdesidir. Bunun içindir ki, Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ashâbı; yetimleri, yoksulları ve dulları gözetirler, onları sık sık doyururlardı. Hattâ içlerinde, sofrasında yetim bulunmadan yemek yemeyenler bile vardı.
Ebûbekir İbn-i Hafs –rahimehullah-’tan şöyle rivâyet edilmiştir:
“Abdullah (İbn-i Ömer) sofrasında bir yetim bulunmaksızın yemek yemezdi. Muhakkak sofrasında bir yetim bulunurdu.” (Buhârî, el-Edebü’l–Müfred, no: 136; Ebû Nuaym, Hilye, I, 299)
Şair gönlü ne güzel tavsiyelerde bulunur:
Muhtaçsın rahmete sen de ey yâren,
Gül dalında diken olma, şebnem ol!..
Her kimin kanadı kırılmış görsen,
Yarasına incitmeden merhem ol!..
Kuru mendil tutamamış eller var,
Çektiğini anlatmayan diller var,
Hem fakir, hem âciz nice kullar var;
Var onları sevindiren kerem ol!..
Vicdân ol yetîme, cân ol öksüze,
Ulaştır yamaçta kalanı düze,
Yokluk çöllerinde kavrulan yüze;
Varlığınla ılgıt ılgıt meltem ol!..
Dünya bir âlem ki, bîçâre dolu,
Kimisinin ne çulu var, ne pulu,
Şunun ayağı yok, şunun da kolu;
Müşfik ol ey gönül, cömert âdem ol!..
Her kim ki içerse cimrilik zehri,
Onu boğar gariplerin ah nehri,
Köşe bucak dolaş, köy ile şehri;
Aça ekmek, susuzlara zemzem ol!..
İyilik yap, denize at; arkadaş,
Gözü kör balıklar, zannetse de taş,
Hâlık yeter sana, hâline sırdaş;
Sekiz cennet hazır, sen mükerrem ol!..
Zengin de fakir de Hak katında bir,
Ne kıskan, ne hor gör, bu Hak emridir,
Yardımseverleri, Allah sevdirir;
Sen de Seyrî, bu sevgiye mahrem ol!..
Yetim ve kimsesizlere iyilik etmek, onlara yardım ve ihsanda bulunmak ne kadar büyük bir sevapsa; onları hor ve hakir görmek, itip kakmak, haklarını yemek de o derece tehlikeli ve günahtır. Âyet-i kerîmede yetim malı yemenin helâk edici bir tehlike olduğu haber verilerek şöyle buyurulmuştur:
“Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler, gerçekte karınlarına bir ateş parçası indirmişlerdir. Onlar yakında bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.” (en-Nisâ, 10)
Başka âyet-i kerîmelerde ise, yetimi ve yoksulu ancak «dîni yalan sayanların» itip kakacağını haber veren Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Dîni yalan sayanı gördün mü? Yetimi şiddetle itip kakan, yetimi doyurmayı teşvik etmeyen işte odur.” (el–Mâûn, 1-3)
“O hâlde, sakın yetimi ezme (hor, hakir görme), dilenciyi de azarlayıp kovma!” (ed-Duhâ, 9-10)
Hulâsa; yetim ve kimsesizlerin haklarını korumanın, onlara iyilik ve yardımda bulunmanın, dînî ve vicdânî bir vazife olduğunu bilelim. Bu vazifeyi yapmamaktan dolayı, yetim ve yoksullara maddî veya mânevî bir zarar gelirse, bundan hepimizin mes’ul olduğunu unutmayalım. Bu îkazı yaptıktan sonra, Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu îkazını da kulaklarımıza küpe yapalım inşâallah:
“Fakir ve yoksulları arayıp gözetiniz. (Biliniz ki), siz ancak fakirleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 70. Ayrıca bkz. Tirmizî, Cihâd, 24; Nesâî, Cihâd, 43)
Yüce Rabbimiz; yetime, yoksula, muhtaca en samimî yardımlarda bulunabilmeyi, cümle mü’minlere nasîb eylesin inşâallah. Âmîn…