TİCARET ÇEŞİTLERİ
Dr. Ahmet Hamdi YILDIRIM

Rabbimiz, helâlden kazanıp helâle harcamamızı emrediyor. Birçok rızık kazanma vasıtası var. Bunlardan biri de ticaret. Ticaret, rızık temininde mühim bir vesiledir. Çünkü metâları îmal edenlerden, istihsal edenlerden alıp; ihtiyaç duyanlara ulaştırırlar. Bu da büyük bir hizmettir.
Ticaretin de kendi içinde birtakım kaideleri vardır. Rabbimiz buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticaret olması hâli müstesnâ, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin…”1
Bâtıl alışverişler nelerdir: Hırsızlık, gasp, fâiz, rüşvet, kumar gibi haramlardır.
Bir insanın kafasına silâh dayayıp ikrâh ile zorla, mafya-vârî yollarla malını sattırmak da rızâya uymamış olur. Aklî melekeleri dumûra uğramış, meselâ bunamış bir insanın hâlinden istifade ederek malını almak da helâl olmaz.
Âyette geçen karşılıklı rızâ ifadesini yanlış anlamamak gerekir. Saydığımız bâtıl yollardan; fâiz ve kumar gibilerinde karşılıklı rızâ var gibi görünür. Yani iki taraf yaptığı sözleşmeden râzı ama, Allah râzı değilse, yine o yol bâtıl olur, kazanç haram olur.
PİRAMİT SİSTEMİ
Zamanımızda farklı ticaret türleri geliştiriliyor. Bilhassa Amerika’dan gelen piramit sistemi, çok katlı ağ pazarlama gibi adlarla anılan kapalı ticaret yapıları var. Burada piyasada bulunmayan, sadece sistemin içinde satılan ürünler pazarlanıyor. Sisteme girmek için üyelik gerekiyor ve üyelik ücreti alınıyor. Bu üyeleri, kim üyeliğe kazandırdıysa, o piramit sisteminde onun bir altı oluyor. Piramidin en tepesinde bir kişi var. Onun üye yaptıkları, onların üye yaptıkları aşağıya doğru iniyor. Üye sayısına ve zincirine göre; altın, plâtin, elmas gibi birtakım isimler veriyorlar. Bir ürün satıldığında, herkes o sistemdeki sırasına göre pay alıyor.
Zaten bu sistemler, üründen ziyade sistemin kendisini pazarlıyor:
“–Burada üyelerle sistemini kurar, plâtin olursan; yattığın yerden ayda şu kadar kazanacaksın! Şöyle tatil yapacaksın…” vs. deniliyor.
Ticarette, prim veya komisyon câizdir. Çünkü kişi uğraşıyor, iş bağlıyor, takip ediyor, emek veriyor ve bir pay alıyor.
•Fakat bu kadar uzun bir zincirin bütün üyelerine niçin para ödeniyor?
–Birini üye yaptı diye…
•Üyeler niye para ödüyor?
–Kolay para kazanmak yolunda kendisine sunulan teklife kapıldığı için…
Yani işin içinde bir kolay yoldan para kazanma meselesi var. Kumar kelimesinin Kur’ân’daki adı «meysir»dir, «kolay» kelimesinden türetilmiştir. Zamanımızda insanlar böyle pasif gelirlere özendiriliyor:
“Kripto para al zengin ol; tavan yapacak bir hisseyi ucuzken kapat; çek videoyu at sisteme, izlendikçe gelsin paralar!..”
Kolay yoldan kazanç va‘di, genellikle hüsran ile sona erer. Çünkü:
“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.”2
Bu sistemlerin bazıları doğrudan dolandırıcılıktır, Ponzi diye adlandırılır. Ortada bir şeyin alındığı satıldığı bile yoktur. Varsa da göstermeliktir. Bunlar bir süre sora polisiye bir hâdiseye dönüşür. Zincirin tepesindeki adam, paraları toplar kaçar.
Diğerlerinde ise kapalı devre gerçek bir ürün grubu satılıyor. Fakat bunlarda da şu mahzurlar var:
•Üyelik ücreti, karşılığı olmayan bir paradır.
•Satışta gerçek bir payı olmayan kişilere verilen prim, komisyon tarzı kazançlar şüphelidir.
Bu sistemlerin en büyük mahzuru ise, sosyal hayata vurduğu darbedir. Çünkü bu sistemlerin albenisine kapılan;
“–Ben de altın olayım, silver olayım, yattığım yerden para kazanayım!” diyen kişi; eşini, dostunu, akrabasını, bir zincir kurup sırtlarından para kazanacağı bir kitle olarak görmeye başlar. Samimî olması gereken dostluk ve akrabalıklar, menfaatle kirlenir.
Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medine’ye geldiğinde müslümanlara yeni bir çarşı kurdu ve şöyle buyurdu:
“Burası sizin pazarınızdır; burada eksiltme yapılamaz ve haraç konulamaz.”3
Bir ürünün kapalı devre satışı da ticaretin rûhuna uygun değildir. Çünkü Peygamberimiz; fiyatları sınırlandırmasını, onlara üst matrah koymasını talep edenlere şöyle buyurdu:
“Şüphesiz; fiyatı tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızkı veren Allah’tır. Ben, sizden birinizin mal ve can konusundaki bir haksızlıktan dolayı, hakkını benden ister olduğu hâlde Rabbime kavuşmak istemem.”4
Rasûlullah Efendimiz, devlet reisi sıfatıyla fiyata müdahale etmek istemiyor. Her şeyin tabiî akışında meydana gelmesini istiyor. Bu sebeple; piyasaya, tabiî akışı bozan insânî müdahaleler doğru ve haklı kabul edilmez:
•İhtikâr, temel ihtiyaç maddesi olan bir malı piyasaya arz etmeyip, arzı kısarak müşterileri daha yüksek ücret vermeye zorlamak bu sebeple haramdır.
•Kızıştırma, zorla satış, aldatma yasaklandığı gibi, fiyatta üreticiyi veya şehirliyi kollama gibi müdahalelerin dahî mahzurlu olduğu fıkıh kitaplarında dile getirilmiştir.
Fiyat, tabiî olarak arz ve talep dengesinden doğmalıdır. Meselâ bir fabrika, ürününü, tavsiye edilen fiyat göstererek satışa arz eder; bazı aracı firma kendi kârından ferâgat edip daha ucuza satar; bazı aracı firma daha fazla masraf ve mâliyet koyup daha yüksek satar. Fakat piyasada fiyat, kendi rotasını kendi bulur. Piyasadaki emsâlinin fiyatları vs. de buna tesir eder. Beklediği sürümü görmezse, fabrika da fiyatını gözden geçirir.
Kapalı sistemlerde ise, fiyat herkesin üye olduğu bir yapı tarafından yukarıdan belirleniyor. Bütün üyeler de, koro hâlinde; “Evet biraz pahalı ama çok kaliteli, diğer ürünlerden şöyle iyi, böyle iyi…” demek durumunda. Hâlbuki ürünü pahalandıran, kalitesinden ziyade, koca bir zincire lüks bir hayat yaşatacağı va‘dedilen prim dağıtma usûlü… O ürün normal piyasaya sürülse, bir süre sonra kendi tabiî fiyatını bulurdu. Müşterinin gösterdiği rağbete göre, tabiî olarak şekillenirdi. Ama buna izin verilmediği gibi, üyeler yoluyla gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir propaganda yapılmış oluyor.5
Bu sistemlerin mahzurlarını dile getirdik. Şartlarını iyileştirerek bu tür organizasyonlar kuran kardeşlerin olduğunu duyuyoruz. Bunlar da belirtilen hususlara göre değerlendirilmelidir.
Bir müşteri, üye olmaksızın bu ürünleri alabilir mi?
Evet; üye bir arkadaşına, eşine dostuna; «O üründen benim için al.» diyerek alabilir. Tabiî bu cevap, ürünün kendisinin helâl olması şartına bağlı. Çünkü kendisi haram olan (alkol, hınzır eti, kan, meyte, gayr-i meşrû mamul vb.) nasıl satılırsa satılsın haramdır.
Arz talep dengesinde farklı bir uygulama da şudur:
MÜZAYEDE
Açık arttırma ile satmak veya açık eksiltme ile almak. Bunların ikisi de câiz olan alışveriş türleridir.
Burada birtakım temel prensipler söz konusudur. Bunların başında bir aldatma ve bir aldanma olgusunun bulunmaması şarttır. Şöyle ki; açık arttırma ile bir mal alınırken, orada, o malı almaya tâlip olanların bulunması lâzımdır. Teklif verenlerin de gerçekten ciddî olarak almayı düşündükleri fiyatı söylemek sûretiyle fiyat vermeleri gerekir.
Fiyat kızıştırmak için, almayı düşünmediği hâlde, hattâ o fiyata almayı uygun görmediği hâlde; meselâ kıskançlık için fiyat arttırması, fiyat şişirmesi, bunlar bir müslümanın ticaret ahlâkına sığmayan şeylerdir.
Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Müşteri kızıştırmayınız. Bir kimse kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın…”6
İhalelerde de açık eksiltme yapılır. Yani bir işi en ucuz fiyata yapmayı hangi müteahhit va‘dediyorsa, iş ona verilir.
Fakat bir kişi; işin makul ücretinin daha altında fiyat vererek ihaleye girip diğer normal ücret verenleri eliyor, fakat sonra, siyâsî bağlantılarıyla fiyat yükseltmeye gideceğini biliyor. Bu da câiz olmaz.
Müzayede, daha ziyade, koleksiyoncular gibi husûsî tâlipleri olan nâdir tarihî eserlerin satışında söz konusudur.
Bir de hayır için; geliri vakfa, derneğe verilecek ürün, yetimin yararına satış gibi yerlerde yapılır. Bunlar elbette câizdir. Burada maksat, gerçek alıcıya ve gerçek fiyata ulaşmaktır. Yoksa piyasada bir manipülâsyon yapmak değildir.
Kamu için yapılan açık eksiltme gibi işlerin, gizli kapaklı yapılması da doğru değildir. Eğer kamuoyunu ilgilendiren bir mesele ise, bunun da alenî olarak herkesin ulaşabileceği şeffaflıkta olması lâzım gelir. Buralara katılacak olan kimselere gereksiz kısıtlamalar getirilmesi de bu işin tabiatıyla bağdaşmaz.
Binâenaleyh alım ve satımın olabildiğince hür ve serbest bir şekilde tabiî olarak şekillenmesi gerekir. Bunun haricinde yapılan hileler; işin helâlliğini zedeleyen, sıkıntı doğuran şeyler olur.
Alım satım bahsinde daha ziyade, arz ve talebi etkileyen hususlardaki suallere cevap aradık. Bir de mahiyeti itibarıyla kafayı kurcalayan bir suâle cevap vermeye çalışalım:
MUSHAF TİCARETİ
Mushaf ve meal satışı yapmak câiz midir?
Kur’ân okumak için Mushaf temin etmeye muhtacız. Bu hizmeti bize sunanlar da onu bize ulaştırana kadar kâğıt alımı, matbaa, ciltleme, nakliye ve onun arz edildiği dükkânın giderleri gibi maddî masraflara giriyorlar. Mushaf alan kişi, işte bu masrafları ödemiş oluyor. Hâşâ Kur’ân alıp satmıyor.
Satma kelimesi mushafla veya meal ile beraber kullanıldığında insanın kalbini zedeliyor. Bu sebeple eskiden satış kelimesini kullanmazlar; «Mushafın hediyesi şu kadardır.» diye ifade eder hattâ yazarlardı.
Ticarette hep bir hizmet tarafı bulunur, demiştik. Bu hakikat, böyle sahalarda çok daha ehemmiyet kazanıyor.
İnsanların Kur’ân-ı Kerîm’e, dînî kitaplara rahat ulaşabilmelerine niyet ederek bu işe girişenlerin, sevaplı bir faaliyette bulunduklarını söylemeliyiz.
Zaten bu sahaya, sırf para kazanmak için girenlerden uzak durmalıdır: Çünkü Mushaf üretim ve ulaştırma hizmetinde, abdestli dokunmak ve bütün safhalarda gereken hürmeti göstermek lâzımdır. Meselâ hatalı baskıyı, diğer kâğıtlar gibi buruşturup atamayız. Ciltlerken, taşırken hep bir ihtiram içinde olunmalıdır. Bu sebeple sâir ticaretler gibi değil, daha hassas bir ibâdet vecdiyle bu hizmetlerin yapılması ve idare edilmesi lâzımdır.
Cenâb-ı Hak, cümlemize helâl ve temiz kazançlar nasîb eylesin.
____________________________
1 en-Nisâ, 29.
2 en-Necm, 39.
3 İbn-i Mâce, Ticârât, 40.
4 Ebû Dâvûd, Büyû, 49; Tirmizî, Büyû, 73; İbn-i Mâce, Ticârât, 27.
5 Din İşleri Yüksek Kurulunun şu fetvasında, daha ayrıntılı şartlar dile getirilmiştir: https://kurul.diyanet.gov.tr/Karar-Mutalaa-Cevap/38146/ag-pazarlama-ya-da-cok-katli-pazarlama-uygulamalari
6 Buhârî, Büyû, 64, 70; Müslim, Nikâh, 51-56, Büyû, 11, 12; Nesâî, Büyû, 16.