RÂYETE MEYLEDERİZ -8-
Harun ÖĞMÜŞ harunogmus@gmail.com

İki yıldır tarihin en vahşî saldırılarına göğüs geren Hamas ve diğer direnişçilerle, medenî (!) dünyanın gözü önünde iğrenç bir soykırıma tâbî tutulan Gazze’nin asil insanlarına…
SEKİZİNCİ SAHNE (geçen sayıdan devam)
ŞAHISLAR:
Ferhat Paşa (ö. 1004/1595): Özdemiroğlu Osman Paşa’dan hem önce hem de sonra şark serdârı ve nihayet sadrâzam. Koca Sinan Paşa’nın rakibi olup onun tarafından azlettirilerek îdam edilmiştir.
Gāzî Giray (961-2/1554-1016/1607): Osmanlılara gönülden bağlı Kırım hanı. Onlarla birlikte birçok savaşa girmiş bir cengâver olup; aynı zamanda şair, münşî, mûsıkîşinas ve hattat bir hükümdardır.
Peçevî/Peçûyî İbrahim Efendi (982/1574-1059/1649): Nemçelilerle yapılan savaşlara katılıp, birçok hâdiseye bizzat şâhit olmuş Osmanlı tarihçisi. Memleketi olan Macaristan sınırları içerisindeki Peçuy şehrinde, Gāzî Giray’ın Osmanlılara yardım etmek üzere gelip hududu beklemek için kaldığı 1602-3 kışında onunla görüşüp dostluk etmiştir.
İKİ ADAM:
Ehl ü iyâlimiz kâfire esir olunduğundan başka meclislerinde avretlerimize ve kızlarımıza kadeh sundururlar. Nâmus ve gayret-i İslâm nerede?
FERHAT PAŞA:
Ya siz onların avretlerini ve kızlarını esir ettiğiniz hoşça mıydı?
(Lokal ışık sönüp sedirlerinde karşılıklı oturan Gāzî Giray ve Peçevî İbrahim Efendi’nin olduğu yer yeniden aydınlanır)
PEÇEVÎ:
Bu onun küfrü için oldu delil,
Göçtü ukbâya bu töhmetle sefîl!
GĀZÎ GİRAY:
Şaşmam ondan bunu duysam, ancak,
Sebep aslında rekābet olacak!
PEÇEVÎ:
Şüphesiz öyle Han’ım, her şey ayan:
Pâdişah olduğu dem Mehmed Han,
Cenge çıkmıştı Sinan Rumeli’ne,
Aldı Hünkâr’ı bu Ferhat eline,
Nasıl ettiyse, yapıp sanki sihir,
Mührü aldırdı Sinan’dan denilir!
Üstelik sürdü hemen Malkara’ya,
Tâ nüfûz etmeye artık Saray’a!
GĀZÎ GİRAY:
Budur îdâmı için işte sebep!
Katlin infâzı nasıl olmuş acep?
PEÇEVÎ:
Bu, Bakırköy’de iken tek o zaman,
Bir yahûdiyle tanışmış, Saloman!
Ona vermiş bu, güzel bir hançer;
Demiş: “Al-git bunu, Dâmâd’a değer!”
Sadr-ı âzam o zaman orda değil;
Yine serhatte, bu Dâmat’sa vekil!
O güzel hançeri almış Dâmat;
“Hür”, demiş, “gayri tamâmen Ferhat!”
Ama aslında tuzak kurmuş ona,
Çünkü Dâmat da yakınmış Sinan’a.
Sonra almış yeniden bir ferman,
Bu sefer katline dâir ferman!
Âkıbet gāfil alıp Ferhâd’ı,
Yollamış üstüne bir cellâdı!
GĀZÎ GİRAY:
Vüzerâ böyle rekābette iken
Ne haberler geliyor serhadden?
PEÇEVÎ:
Sorma hiç!
GĀZÎ GİRAY:
Bir de biriktirmişler!
Saç babam, saç; bu ne altın ve güher!
PEÇEVÎ:
Gayri atsak ya bu devşirmeleri!
GĀZÎ GİRAY:
Görme onlarda hemen her şerri!
Geldik onlarla fetihten bu yana!
Kontrol gevşedi, ondan bu gınâ!
Kim şu fetvâyı yazan, sen onu de!
PEÇEVÎ:
Sinan’ın yandaşı Bostanzâde!
Buna almış tam otuz bin altın!
GĀZÎ GİRAY:
Tüh, alınmış mı demek din de satın?
Şiştim artık Peçevî ben hayli,
Söyleyim bâri şu bir tek gazeli:
Gāfil olman dostlar irdi yine âhirzaman,
Döndi aksine her işler kalmadı emn ü emân.
Memleket-İslâm içinde şâh-ı âdil dinilen,
Bir nice zâlimlerin destine virmişdür ‘ınan.
Mes’ele güçtür diyü virmez murâdınca cevâb,
Müfti müsteftîden almadukça tâ kim armağan.
Kādıaskerler virürler mansıbın a’lâların,
Şunlara kim cehli zâhir ola vakt-i imtihan.
Reddiderler kādılar yüz virmeyüp bu sözlere,
İkiyüzlü gelse yanlarında eylerler mekân.
Hücre akçasın değül, virmez imâret çorbasın,
Müstefîdinden müderris almayınca hakk-ı nân.
Kendüyi allâme-i asram diyü düzer bozar,
İkiyüzlü cübbe almış eğnine her çift bozan.
Şeyh efendi dâvete varmaduğı gün incinür,
Halvetinde görinür gözine karanu cihan.
Sofular nefs atına binüp sipâhîler gibi,
Sarkıdur sorguç yirine ensesinden taylesân.
Yıl başına hep hisâb idüp zekâtına tutar,
Her kaçan kim hâceler itse tasavvurdan ziyan.
Hûb-rûlar bûse virmez âşıka can nakdine,
Koçılur her birisi ağyâra ammâ râyegân.
Şimdi abdallar dahî ârif olupdur şöyle kim,
Bin kez eksüklük ider bir kerre kaynatmaz kazan.
Bir kalender süciye nısfından artuk su katar,
Âdemi kâfir ider meyhâneci hey müslümân.
Ey Gazâyî hâl-i mülden sen şikâyet eyleme,
Ârif isen yüri var sen kendü hâlün gör heman.
(emn ü emân: Emniyet, güven; memleket-İslâm: Aslı «memleket-i İslâm» olup «İslâm ülkesi» demektir; şâh-ı âdil: Adâletli şah, padişah; dest: El; ‘ınân: Dizgin; müsteftî: Fetvâ isteyen; armağan: Bu kelimeyle burada rüşvetin kastedildiği anlaşılıyor; kādıasker: Askerî hâkim; mansıb: Makam-mevkî; a‘lâ: En yüksek, en yüce; cehl: Cehâlet; vakt-i imtihan: İmtihan vakti; müstefîd: İstifâde eden, faydalanan talebe; hakk-ı nân: Ekmek hakkı; allâme-i asr: Zamanın en büyük âlimi; düzer-bozar: Takdim eder, gösterir; çift-bozan: Çiftçiliği bırakıp arazisini terk etmiş rençber; karanu: Karanlık; sipâhî: Süvârî; sorguç: Kavuk ve başlıkların ön tarafındaki kıymetli maden veya tüylerden yapılan süs; taylasan: Sarığın omuza sarkan ucu; her kaçan: Her ne zaman; hâce: Hoca, efendi; hûb-rû: Güzel yüzlü dilber; bûse: Öpücük; koçılur: Sarılıp kucaklanır; ağyâr: Eller; râyegân: Bedâvâ; abdal: Kalender, gezgin derviş; süci: Şarap; nısf: Yarı; artuk: Fazla; hâl-i mül: Şarabın durumu)
PEÇEVÎ:
Çok şükür var iyi örnekler de…
GĀZÎ GİRAY:
Şüphesiz, hem de -şükür- her yerde!
İşte bahsettiğimiz Arslan Bey,
Sonra Osman Paşa…
PEÇEVÎ:
Câfer Paşa, hey!
Çok dilâverdi o Câfer Paşa da,
Öyle mert az bulunur dünyâda!
Eğri’den baskın için gitmiş idi,
Bir ulak saldı “Gâvur fazla” dedi.
Korkusundan bunu söyler sanarak,
“Emri yap sen” dediler, “gayrı bırak!”
Bilakis doğrusu düşman çoktu,
Bizim asker üç alay var yoktu.
Çoğu hem döndü görüp ahvâli,
Kaldı Câfer ve onun emsâli.
Buna rağmen o, hücûm etti hemen;
Geri kalmazdı inan Rüstem’den.
Sanki canlandı o gün Şehnâme,
Onu tasvîr edemez bir hâme!
Eriyip gitti fakat birliği hep,
Böyle cenk etmek için yoktu sebep!
O zaman tuttu emir-ber önünü,
Paşa’nın eyledi tebdil yönünü.
Dizgininden tutarak yalvardı,
“İntihardır bu!” deyip ağlardı…
Döndü Câfer Paşa ancak o zaman,
Yoksa kaybıyla oluşmuştu ziyan!
GĀZÎ GİRAY:
Câfer ismiyle müsemmâ, bilirim!
Tanıdım şarkta, âlâ bilirim!
Dönse mert orduya olmaz ki firar!
Bu husus Tanrı kelâmında da var!
PEÇEVÎ:
Daha vardır ama çok cenk adamı,
Geçmek olmaz Lala Mehmed Paşa’mı.
Nice cenk eyledi Estergon’da,
Peşte, Erdel gibi her bir yanda,
Fî sebîlillah emek verdi inan!
Verecektir de emînim bundan!
Sonra vardır Kadı Hâbillerimiz,
Ona benzer nice cengâverimiz,
Cenge çıktıkça mücâhiddirler,
Sonra âlim ve de âbiddirler!
Hele çok saygıdeğer Sâdeddin,
Ki yakın dostlarınızdandı sizin!
GĀZÎ GİRAY:
Evet, Allāh ede sonsuz rahmet!
Yazışıp eyler idik ünsiyyet!
(8. sahne gelecek sayıda devam edecek…)