MÜ’MİNLER KARDEŞTİR!

Prof. Dr. Mustafa CANLI canli20@hotmail.com

BİR HADİS:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ :

اَلْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ ، لَا يَظْلِمُهُ ، وَلَا يُسْلِمُهُ ،
مَنْ كَانَ ف۪ي حَاجَةِ أَخ۪يهِ كَانَ اللّٰهُ ف۪ي حَاجَتِه۪ ،
وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللّٰهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ
يَوْمِ الْقِيَامَةِ ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

 

Abdullah bin Ömer –radıyallâhu anhümâ-’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullahsallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

 

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyâmet gününde ayıp ve kusurunu örter (Müslim, Birr, 58)

 

BİR MESAJ:

 

Mü’minler kardeştirler. Öyleyse elinden geldiği kadar kardeşlik hukukuna riâyet etmeye çalış!”

 

 

 

“Birbirinize haset etmeyin! Kin tutmayın! Başkalarının ayıplarını araştırmayın! Konuştuklarını dinlemeyin! Müşteri kızıştırmayın! Ey Allâh’ın kulları! Kardeş olun.”
(Müslim, Birr, 30)

Nûman bin Beşîrradıyallâhu anhümâ-’dan rivâyet edildiğine göre, bir gün Allah Rasûlüsallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz ashâbına şöyle seslendi:

 

Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27)

 

Evet, mü’minler bir vücut gibidirler. Sevgili Peygamberimiz’in ifade buyurdukları gibi; vücudun herhangi bir yerinde ağrı olsa, bütün bir vücut bu ağrıya eşlik eder ve o ağrıyı hisseder. Bugün üzülerek ifade edelim ki, kolumuz kanadımız kırık; bütün vücudumuzdan kanlar akıyor. Zira yeryüzünün hemen her yerinde, müslüman kardeşlerimiz maddî ve mânevî zulüm altında inlemekte…

 

Öyleyse Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in çağrılarına kulak verip, mü’minler olarak kardeş olduğumuzu fark etmemiz, kardeşliğimizi pekiştirmemiz ve kardeşlik hukukuna riâyet etmemiz lüzum etmektedir.

 

Serlevha hadîs-i şerîfimizde sevgili Peygamberimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-; kardeşlik hukukunun bir îcâbı olarak, müslümanın müslümana karşı nasıl davranması gerektiği ile ilgili bazı esaslardan bahsetmiştir. Şimdi geliniz; tek tek bu esaslar üzerinde durarak, müslüman kardeşlerimiz hakkında ne tür vazifelerimizin olduğunu, kardeşlik hukukuna nasıl riâyet etmemiz gerektiğini anlamaya çalışalım. Daha da önemlisi, bunları hayatımıza aktarmaya çalışalım:

 

Müslüman, Müslümanın Kardeşidir!

Sevgili Peygamberimiz, sözlerine bu cümle ile başlıyor. Zira mü’minlerin birbirlerine karşı hak ve hukukun terettüp edeceği ilk esas, kardeşlik hukukudur. Bir mü’min, öyle hissiyât içerisinde olmalıdır ki; dünyadaki bütün müslümanları kardeşi gibi görmeli, onların derdiyle dertlenmeye çalışmalıdır.

 

Bu bakımdan mü’minler olarak en başta şuurunda olmamız gereken husus, kardeş olduğumuzu fark etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak;

 

Mü’minler ancak kardeştirler.” (elHucurât, 49/10) buyurarak, mü’minlerin kardeş olduğu esasını bizlere ilân etmiştir.

 

Kardeşlik duygusu, Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarından bir lütuftur. Zira belki önce düşman olduğumuz biri, Rabbimiz’in lutfuyla îman dairesi içerisinde candan biri olarak karşımıza çıkıverir.

 

Enes –radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre, Nebî sal­lâl­lâhu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuştur:

 

“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi, din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe, gerçek anlamda îmân etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7)

 

Görüldüğü gibi; hadîs-i şerifte, İslâm kardeşliği ile îman arasında bir irtibat kurulmaya çalışılmıştır. Yani kardeşlik hukukuna riâyet etmekte; kendimiz için sevip arzu ettiğimiz şeyleri, mü’min kardeşimiz için de istemek, îmânımızın bir gereği olarak sunulmuştur.

 

Onun için yeryüzündeki bütün müslümanları kardeş olarak görmek, onların derdiyle dertlenmeye çalışmak, îmânımızın bir îcâbıdır. Bu mânâda; bugün zulüm altında olan müslüman kardeşlerimizin -hususiyetle Gazze’de bulunan kardeşlerimizin- çektiği sıkıntıları gözümüzün önüne getirerek; «Ne yapabilirim»in derdine düşmemiz gerekmektedir. Aynı kıbleye yönelmiş mü’minler olarak, en azından yapabileceklerimizi yapmaya çalışmalıyız. Evet; elimize silâhı alıp kardeşlerimizin yardımına koşma imkânımız yok, ama en azından en büyük silâh olan duâmızla onların yanında olduğumuzu hissettirebiliriz. Temel ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında; elimizi taşın altına koyup, aynî ve nakdî yardımlarda bulunabiliriz.

 

Müslüman, Müslüman Kardeşine Zulmetmez!

 

Kardeşlik hukukunun bir îcâbı olarak; müslüman, müslüman kardeşine zulmetmez. Zulüm kavramı; haksızlık etmek, adâletsizlik etmek gibi mânâlara gelmektedir.

 

En önce şunu belirtmek gerekir ki; müslümanın zulümle işi olmaz. Müslüman, zulmün her türlüsünden uzak durur. O; bırakınız insanı, can taşıyan varlıkları, cansız varlıklara bile zulmetmez. Meselâ; kapıyı açarken ve kapatırken bile, nâzikçe açar ve kapatır; «Nasıl olsa can taşımıyor!» diye sert ve kaba davranmaz.

 

Yüce dînimizde, zulmün her türlüsü haramdır. Zulüm deyince; bazılarının zihnine, sadece işkence yapmak, haksızlık yapmak gibi hususlar gelebilir. Hakikatte gıybet de bir zulümdür. Müslüman, orada olmayan kardeşinin arkasından konuşmaz. Zira bu da bir zulümdür, bir haksızlıktır. Müslüman, müslüman kardeşine zulmetmez ve Kur’ân’ın, ölü etini yemeye benzettiği gıybet günahını işlememeye özen gösterir.

 

Meselâ yine hak yemek de bir zulümdür. Mahşer günü Cenâb-ı Hak, kendine yapılan haksızlıkları affedebiliyor ama kul hakkını affetmiyor;

 

Git kimin hakkını yedinse ondan helâllik dile! diyor.

 

Müslüman, Müslüman Kardeşini Düşmana Teslim Etmez!

Müslüman; müslüman kardeşini düşmana teslim etmez, onu ele vermez, onu kendi hâline bırakmaz. Müslüman; şahsî menfaati veya nefsânî arzu ve istekleri uğruna müslüman kardeşini ele vermez, kardeşini fedâ etmez.

 

Müslüman; müslüman kardeşine karşı, onun zarar göreceği bir söz söylemez veya davranış içerisine girmez. Çünkü bir hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

 

“Müslüman; diğer müslümanların, dilinden ve elinden sâlim olduğu (zarar görmediği) kimsedir.

Mü’min de insanların, canları ve malları hususunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12)

 

Bu bakımdan müslüman, müslüman kardeşine sahip çıkar. Onun haklarını korur. Kendi milletinden olsun olmasın, ister akrabası olsun olmasın hiç fark etmez; eğer karşısında küffâra karşı bir müslüman kardeşi varsa, ona sahip çıkar, onu tercih eder.

 

Müslüman, Müslüman Kardeşinin İhtiyacını Giderir!

 

Müslüman; müslümanın kardeşidir, muhtaç olduğunda onun ihtiyacını giderir. Hazret-i Ömer’den rivâyet edildiğine göre, bir defasında Allah Rasûlüsallâllâhu aleyhi ve sellem-’e;

 

“–Amellerin en fazîletlisi hangisidir?” diye bir sual sorulmuş, O da şöyle cevap vermişti:

 

“–Bir mü’minin kalbine sevinç sokmandır. (Bunun için) açlığını giderirsin, çıplaklığını giydirirsin veya ihtiyacını giderirsin.” (Taberânî, Mu‘cemu’l-evsat, Hadis no: 5081)

 

Sen bugün ihtiyacı olan bir müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirsen; bir başka gün senin muhtaç duruma düştüğün bir anda Allah da senin bir ihtiyacını giderir. Bu bir nevî sünnetullahtır.

 

Bu bakımdan yaşadığımız toplumda şöyle bir etrafımıza bakmalıyız. Bu konuda duyarlı olup; «Açta açıkta olan insan mı var, yetim mi var öksüz mü var?» diye düşünmeliyiz. Varsa ona göre, elimizden gelen yardımı yapmalıyız.

 

Şunu iyi idrâk etmeliyiz ki; müslüman, müslüman kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da o kuluna yardım eder. Nitekim Allah Rasûlüsallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir sözünde şöyle buyurmuştur:

 

“Kul; din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımcısıdır.” (Müslim, Zikir, 37)

 

Allâh’ın yardımına nâil olmak, bir nevî O’nun kullarının ihtiyacını karşılamaktan geçer. Bunu sadece maddî olarak düşünmemek gerek. Mü’min kardeşimize karşı esirgemediğimiz bir tebessüm veya morali bozuk bir kardeşimize moral verme gibi hususlar, bir nevi onun o andaki bir ihtiyacını gidermektir.

 

Müslüman; Müslüman Kardeşi Sıkıntıya Düştüğünde, İmdâdına Yetişir!

 

Dünya hayatında, insanoğlunun başına her türlü işler gelebiliyor. Her şey yolunda gidiyor, derken bir bakıyorsunuz ki durumlar tersine dönüveriyor. Düne kadar zekât verir bir konumdayken, -Allah korusun- zekât alır bir hâle düşüveriyor insan.

 

İşte mü’min; mü’min kardeşi bir sıkıntıya düştüğünde, hemen onun imdadına yetişir, onu yalnız bırakmaz ve onun derdine derman olmaya çalışır. Sıkıntıların atlatılmasında, mü’minler birbirlerinin yardımcısıdırlar. Bu da kardeşlik hukukunun bir îcâbıdır.

 

Unutmayalım ki; bu dünyada mü’min kardeşimizin bir sıkıntısını giderirsek, Cenâb-ı Hak da kıyâmet günü sıkıntılarından bir sıkıntıyı bizden giderir.

 

Müslüman, Müslüman Kardeşinin Ayıbını Örter!

 

Müslüman, müslüman kardeşinin ayıbını örter. Bu, İslâm kardeşliğinin gereği olan bir husustur. Şu kadar var ki; kim bu dünyada bir müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da mahşer gününde o kişinin bir ayıbını örter. Dünyada da ayıbını insanlara ifşâ etmez.

 

Herkesin ayıbı kendine yeter. Bir de başkasının ayıbını yüklenmenin bir mânâsı yoktur.

 

Müslim Hazretleri’nin Sahîh isimli eserinde geçen bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

 

“Birbirinize haset etmeyin! Kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın! Konuştuklarını dinlemeyin! Müşteri kızıştırmayın! Ey Allâh’ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr, 30)

 

Evet; Allâh’ın kulları olarak, sevgili Peygamberimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in;

 

Kardeş olun! çağrısına kulak verip, birbirimize karşı kardeşlik şuurunda olmaya ve kardeşlik hukukuna riâyet etmeye çalışalım.

 

Ne mutlu, bütün mü’minleri kardeş olarak görebilenlere!

 

Rabbimiz; cümlemizi, bütün müslümanları kardeşi olarak gören ve kardeşlik hukukuna riâyet eden kullarından eylesin!

 

Rabbimiz; cümlemizi, müslüman kardeşinin derdiyle dertlenen sâlih kullarından eylesin!

 

Âmîn