HER YAPRAK BİR DÎVAN

Ömer Sâmi HIDIR samihidir@gmail.com

 

Bir haberde, yeni bir kumaş üretildiği duyuruldu!

 

Bu kumaş güneşe tutulunca oksijen üretiyor ve karbondioksiti de emip içinde kullanıyor, atık ürün oluşmuyor.

 

Ayrıca şeker üretiyor, kendi kendini yeniliyor, bozulmuyor, bakım gerektirmiyor. Kendi kendine güneşe doğru dönüyor vs…

 

Bu haber gerçek olsa, herkes bu ürüne ulaşmak ve istifade etmek isterdi.

 

Bu özelliklere sahip bir ürün olsa, mûcidine onlarca ödül verilir ve ürün çok yüksek fiyatlara satılırdı.

 

Bitkiler ise bundan daha fazla özelliklere sahip olduğu hâlde gözümüz onlara âşinâ olduğu için, onlardaki hususiyetlerden gafil kalırız. Buna «zuhûrunun şiddetinden gāib olmak» deniyor.

 

Biz; onları ilk bakışta, tabiatın süsü olarak görürüz.

 

Hâlbuki her zaman rahmet, bereket ve rızık kaynağıdır yapraklar…

 

Başta beslenmemiz, doğrudan bitki ile irtibatlıdır; bitkiler gıdâ zincirinin ilk halkasıdır, onlar olmasa ot yiyen ve et yiyen hayvanât gıdâsız kalırdı.

 

Ayrıca oksijen de üretilemeyeceği için, çok kısa bir süre içinde hayat sona ererdi.

 

Diğer taraftan karbondioksit bizim için zehirli bir gaz olduğu hâlde, bitkiler için bir ihtiyaçtır.

 

Karadaki bitkilerin fotosentez yoluyla bir yılda emdikleri CO2 miktarına GPP (Gross Primary Production) deniyor. Dünya üzerinde ne kadar üretim yapıldığını ifade ediyor, birimi ise petagram.

 

Meselâ 1 petagram, bir yılda bütün dünyadaki binek araçların ürettiği karbondioksit miktarı. Bunun dışında, sanayiden atmosfere verilen CO2 de var.

 

Araştırmacılar yaptıkları son çalışmalarda GPP’yi 157 petagram olarak hesapladılar.1 Bu bize; bitkilerin bir yılda ne kadar karbondioksit emip, oksijen ürettiğini gösteriyor.

 

Arizona Üniversitesinde bir doktora öğrencisi olan Ben Blonder; yaprakların dünya çapında akıl almaz miktarda karbondioksiti, her yıl emdiklerini belirtmektedir. Blonder’e göre; yaprakların sadece 1 yılda emdikleri karbondioksit miktarı, dünya üzerindeki bütün okyanuslardan daha fazla hacme sahiptir ve sadece insanların atmosfere bıraktığı karbondioksitin 10 katından fazladır.2

 

Canlılar, güneşten gelen enerjiyi doğrudan kullanamaz ve depolayamaz. Kullanabilmek için başka bir enerji türüne dönüştürmesi gerekir. Bu dönüşümü yapan, fotosentez tepkimeleridir.

 

Işık enerjisini yani güneşten gelen enerjiyi, kimyevî bağ enerjisine dönüştürme hâdisesidir fotosentez. Böylece o enerji daha sonra kullanılmak üzere depolanabilir veya taşınabilir.

 

Bitkiler küçücük bir tohum ile başlar yolculuğuna; su, toprak ve güneş ile buluşunca gelişir. Büyümesi için enerji gereklidir, bunu da kendisi üretir.

 

YAPRAKLAR FABRİKADIR;

 

Şeker üretirler. Şeker burada bir enerji kaynağı. Bitki; ihtiyacı kadarını harcar, kalanı depolar. Yani kendisi çok acı olan biber de önce mutlaka şeker üretir.

 

Sanayi tesisi olan şeker fabrikaları, ülkemizde pancar bitkisinin sentezlediği ve kökünde depoladığı şekeri posasından ayırır. Şeker üretme işlemi yapmaz!

 

Şeker, bitkilerin yapraklarında ve yeşil kısımlarında üretilir.

 

Yaprağın iki önemli vazifesi vardır:

 

•Şeker yani glikoz üretmek ve

 

•Solunum yapmak.

 

İNCECİK TABAKADAKİ İNCELİKLER

 

Kâğıt gibi ince bir yaprağın; o kadar hassas bir yapısı vardır ki, hayret içinde kalmamak elde değildir.

 

Yaprakların dik durması için, belli bir kenar kıvrımına sahip olmaları gerekir. Ayrıca «midrib» adı verilen ana damar, yaprağın ortasından geçerek onu bitkiye bağlar. Ayrıca, bu ana damardan çıkıp her yöne yayılan başka damarlar da vardır. Midrib ve bu yan damarlar, yaprağın düz durmasını sağlayan iskelet vazifesi görürler. Su basıncı da yine yaprağın dik durmasına yardımcı olur.

 

Yaprağın göğe ve toprağa bakan yönlerinde, tek sıra koruyucu hücre tabakası bulunur; bu hücreler su kaybı olmaması için, mum benzeri bir madde salgılar. Eğer bitki suyun az olduğu bir iklimde ise; mum daha kalın, sulak bir yerde ise daha ince bir tabaka oluşur.

 

Yine bu tabakada bulunan göz şeklindeki açıklıklar, terlemeyi ve solunumu kontrol eder. Gerekli olduğu zaman gözenekler kapanır ve su hiç boşa gitmemiş olur. Bu kadar ince bir yapıda; bir de açılır kapanır kapılar olması, dehşet bir sanat!

 

Yaprağın kalınlığı 0.1 milimetre ile 0.5 milimetre arasında değişir. Bu kalınlığı, alt ve üst kısım olarak ayırabiliriz. Üst tarafta daha çok fotosentez işlemi yapılırken, toprağa bakan kısımda daha çok iletim boruları bulunur. Su akışı sadece tek yönlü olarak kökten yaprağa doğru iken. Gıdâ maddeleri hem kökten yaprağa hem de yapraktan köke doğru çift yönlü olmaktadır.

 

Bitkiler, güneş ışığından aldıkları enerji ile sudaki (H2O) hidrojen (H) ve oksijeni (O) birbirinden ayırır. Sonra bu oksijenlerin ikisi birleşip O2 şeklinde atmosfere verilir. Yani içimize çektiğimiz oksijen, sudaki oksijendir.

 

Glikoz hâricinde; amino asit, yağ asidi, vitamin, selüloz, nişasta gibi organik gıdâlar bitkilerde sentezlenir. Bunlar bizim için son derece elzemdir. Toprakta yağ olmadığı hâlde, zeytin ağaçlarından tonlarca yağ çıkar. Toprağın bariz bir kokusu olmadığı hâlde, kokulu bitkiler çok güzel kokular yayar. Sayısız şifâ kaynağı ilâcı, bitkiler üretir.

 

Âyet-i kerîmede buyurulur:

 

“O, gökten su indirendir. Biz, her türlü bitkiyi o suyla yetiştiririz.”
(elEn‘âm, 99)

 

1650’lerde şöyle bir gözlem yapılmış:

 

Bir saksı içerisine 100 kilo toprak konuyor, bir söğüt fidanı tartılıp saksıya dikiliyor ve sadece yağmur suyu veriliyor. 5 sene sonra ağacın 74 kilo arttığı ölçülüyor.

 

Toprak sadece 57 gram azalarak hemen hemen aynı kaldığı hâlde, ağaç ciddî bir kütle kazanıyor ve bunu tam olarak âyette geçtiği üzere, sudan beslenerek sağlıyor.

 

YEŞİLİN HİKMETİ

 

Peki her gün gördüğümüz için kanıksadığımız ilâhî bir sanat eseri olan nebâtat, niçin başka bir renk değil de yeşil tonlarındadır.

 

Aksini düşünemeyiz; «Yeşili Sev!» dense ağaç anlaşılır, birbiri yerine kullanılacak kadar iç içedir ama bunun da bir hikmeti var.

 

Fotosentez için bitkilere çok enerji gerekir. Güneş ışığının içerisinde bütün renkler bulunur. Işık tayfı dediğimiz bu aralığın bir tarafı kırmızı ötesi, diğer tarafı ise mor ötesidir. Bu iki uç çok enerji taşıyan renklerdir. Ortada ise daha az enerji taşıyan mavi, yeşil tonları vardır.

 

Malûm cisimler, üzerlerine düşen ışığın bir kısmını emerken bir kısmını yansıtırlar. Biz cisimlerin yansıttıkları ışınları görürüz. Fotosentez yapan bitkiler de çok enerji taşıyan ışınları emip zayıfı yani yeşil ışığı yansıttıkları için bütün bitkiler yeşil tonlarındadır.

 

1774’ten 1900’lere kadar adım adım ilerleyen araştırmalar neticesinde, nihayet fotosentez adımlarının nasıl işlediği çözüldü. Fakat hâlâ anlaşılamayan hususlar var.

 

İnsanların çözmekte âciz kaldığı bu girift kimyevî olayları yapan cihaz ise, gayet sade bir görünüme sahip, yeşil yapraklı bir bitkidir. Gözümüzün önünde vukû bulan bu hâdise, ilâhî bir sanattır.

 

Şeyh Sâdî bu hakikati ne güzel söyler;

 

“Ârif gönüller için, ağaçlardaki bir tek yaprak dahî bir mârifetullah dîvânıdır. Gafiller için ise, bütün ağaçlar, tek bir yaprak bile değildir.”

 

_______________________________________

 

1 https://www.technologynetworks.com/applied-sciences/news/plants-are-absorbing-31-more-carbon-dioxide-than-previously-thought-392349

 

2 https://benjaminblonder.org/