Güzel İnsanın MADDÎ SORUMLULUKLARI

YAZAR : Sami GÖKSÜN

sami_goksun-yuzakidergisi-mayis2015

 

Güzel insan cömert olacak, asla cimri olmayacaktır. Bu noktada dengeyi iyi muhafaza etmelidir.

Yani ne cimrilik yapmalıyız, ne de israf ederek gösteriş tüketimine gitmeliyiz.

Bu mevzuda Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Ancak kibirlenmeyin ve israf etmeyin.

Şüphesiz Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister.” (Buhârî, Libâs, 1; İbn-i Mâce, Libâs, 23)

Şu hâlde insan; eğer Cenâb-ı Hak kendisine nimetler ve maddî imkânlar vermişse, gelirini güzel insan olma vasıflarını ortaya koyacak şekilde kullanmalıdır.

Bu konuda İmâm-ı Gazâlî Hazretleri üç türlü yol göstermektedir:

“Birincisi, zarurî ihtiyaç maddelerimizi karşılayacak olan üretim sahalarına yönlendirmektir. İslâm’ın beş önemli zarurî hayat unsuru vardır. Bunlar; «Îman, hayat, sıhhat, üretmek ve servet»tir. Bu zarurî ihtiyaçları karşılayabilmek için üretimde bulunmak;

İkincisi, hayatı kolaylaştırıcı ihtiyaçları karşılamak için üretimde bulunmak;

Üçüncüsü ise, hayatı güzelleştirici ihtiyaçları karşılayıcı yönde üretimde bulunmak lâzımdır.”

Bu sıralamaya uygulama noktasında çok dikkat edilmelidir. Bugün çekilen sıkıntıların temelinde bu sıralamaya dikkat etmeyerek yapılan yanlış ve israfa yönelik tutum ve davranışlarımız yatmaktadır.

Bir yanda milyonlarca insan; dünya üzerinde zarurî ihtiyaçlarını, gıdasını karşılayamazken; bir kısım insanlar ise, üçüncü kademenin en uç noktasına gidip israf üzere bir hayat sürmektedir. Bu durum böyle devam edecek olursa; uçurum daha da büyüyecek, sefâlet daha da artacak demektir. İşte bunlara dikkat edecek güzel insanlara bu gün itibarıyla daha çok ihtiyaç vardır. Bunu becerebildiğimiz zaman, güzel insanların sayıları bir hayli artacaktır. Bu güzel davranış da; insanlara, hem dünya huzurunu hem de âhiret mutluluğunu kazandıracaktır.

Güzel insan olmanın en önemli unsurlarından birisi de, meşrû kazancın temeli helâl olmak kaydı ile emek ve teşebbüs gücüdür. Meşrû alanlarda çalışmalı ve meşrû üretimler yapmalıyız. Kolay ve haram kazançların peşinde zamanımızı hebâ etmemeliyiz. Böyle davranışlar insanın güzel olmasına mâni olur.

Bir misal verecek olursak;

Müslüman talih oyunları gibi, kolay ve haram kazanç yollarına gitmemelidir.

Allâh’ın haram kıldığı her şeyden ama en çok da sömürü aracı olan kolay kazanılan fâiz belâsından kesinlikle uzaklaşmalıdır. Bugün, dünyanın içinde bulunduğu bütün musibetlerin içinde fâiz vardır.

Bugün insanlık, fâiz denilen belâyla Allâh’a ve Peygamber’ine harp açmış durumdadır. Bu yüzden de bütün teknolojik gelişmelere rağmen huzuru bulamamaktadır. Eğer güzel insan olmak istiyorsak, bu yoldan kendimizi çekmeye çalışmalıyız.

Bir de müslüman insan takvâ ile yaşamak istediğinde; bırakalım haramı mekruhu, şüphelilerden bile uzaklaşmalıyız.

Güzel insan olmanın yine önemli olanlarından biri de; Allâh’ın bize lutfettiği nimetlerin teşekkürü mahiyetinde, o nimetlerden infak etmektir. Elde ettiğimiz bu nimetler; hem bizim ihtiyacımızı karşılıyor, hem de fazlasıyla ihtiyaç sahiplerine infak edilerek onların gönülleri hoş edilip vazifemizi yapmış oluyoruz. Bu güzellik de etrafımıza faydalı olmamıza vesile olmaktadır. İnfakta cömert olanlar aslında fazlalık nimetleri ebedîleştirmektedirler.

İşte içtimâî mükellefiyetler de burada başlar. Bunların bir kısmı diğer bir kısım varlıklı insanlara mecburîdir ki buna, İslâm’ın beş farzından biri olan zekât denir.

Bu, fakirin zengin üzerindeki hakkıdır. Zekât verenler aslında ihsanda bulunuyor değiller, üzerlerindeki borçlarını ödüyorlar demektir. Bu anlayışa bugün daha çok ihtiyaç vardır. Eğer dünyada zengin müslümanlar; bu noktadaki vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş olsalar, İslâm âleminin bugünkü yok ve yoksul hâli ortadan kalkardı.

İşte zenginlerimiz bu vazifeyi hakkı ile yerine getirdikçe; etrafındaki halkalar genişler, toplumda dengeler sağlanmaya başlar.

Böylece sosyal adâlet dediğimiz güzellik başlar.

İhtiyaç sahibi şükran duygularıyla duâ eder, zengin de coşup daha çok zekât verme yoluna gider. Böylelikle toplumda huzur ve güven meydana gelir.

Bir de bu güzel insan olma faaliyetine; sadaka veyahut hayır denilen amel-i sâlih de eklenecek olursa; «Nûrun âlâ nûr» olur ve bu sefer insanlar arasında muhabbet husule gelir.

Güzel insan olmanın yine en önemli olanlarından biri de; ihtiyaç sahibi olması sebebiyle borç almak zorunda kalan insanları, tefecilerin ve fâiz bankalarının kıskacına düşürmeden onlara borç vermektir. İslâmiyet’te güzel insan, borç vermeyi bir gelir elde etmek için yapmamalıdır. Borç sadece ve sadece Allah rızâsı için verilir. Onun adına güzel borç mânâsında; «Karz-ı hasen» denir.

Bu mevzuda Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“Yâ Rabbim! Günah işlemekten ve borçlanmaktan Sana sığınırım.” buyurmuştur.

Onun için güzel insan mecbur kalmadıkça borçlanmayacaktır. Ama diğer bir güzel insan da kendisinden borç istenirse onu geri çevirmeyecektir. Borcu olan insan da borcunu zamanında ödeyecektir. Olur ya borçlu borcunu zamanında ödeyemedi ise, alacaklı onu mâkul bir zamana erteleyecektir. Yine ödeyemedi ise, alıcı tekrar erteleyecektir. Borçlunun borcunu ödemesi imkânsız hâle gelmiş ise, bu sefer de alacaklı ona hibe edecektir. Bu ise güzel insanın güzel bir tarzıdır ve zekâttan daha kıymetlidir.

Güzel insan olmak için daha birçok hasletler mevcuttur. Yeter ki insan güzel olmak için niyetlensin. İşte bütün bunları öğrenir ve hayatımıza geçirebilirsek; hem dünyada, hem de âhirette Allah -celle celâlühû-’nun huzûruna yüz akı ile çıkma imkânı buluruz.

Cenâb-ı Hak; bizleri canıyla, malıyla ve bütün lutfettiği imkânlarıyla, fedâkâr bir şekilde gayretli olan, bunları Hakk’ın rızasına uygun bir şekilde infak edip cennetle müjdelenen ve büyük mükâfâta ulaşan bahtiyar kullarından eyleye…

Âmîn…