KIYÂMETİ KOP(AR)AN ŞAİRLERİMİZ

YAZAR : İlyas KAYAOKAY okaykaya_1991@mynet.com

Bir nâle eyledim ki kopardım kıyâmeti!
(Osman Nevres)

Kıyâmet, lügat mânâsı ile; “Âlemin sona ermesi ve yeniden dirilmek…” demektir. Kıyâmet, İslâm’ın temel îman esaslarından biridir. Kıyâmet ile ilgili pek çok şey söylenip yazılmıştır. Hiç şüphesiz doğrusunu yüce Allah’tan başkası bilemez.

Kıyâmet senaristlerinin başını hiç şüphesiz Mayalılar çekmektedir. Maya Takvimi’ne göre 21 Aralık 2012 sözde kıyâmet günüdür. Mayalılar sayesinde, «maya»sı bozuk olanlar, bu fırsatı kaçırmayıp menfaatlerine âlet ettiler. Film, reklâm, turizm sektörleri sözde kıyâmetleri kopmadan sermayelerini koparmasını bildiler.

Her devirde insanlar ve bilhassa karamsar şairler, devrânın kötüye gittiğini söyler ve yazarlar. Bugünden baktığımızda dervişlerle dolu bir devir olarak gördüğümüz 13’üncü asırda Yûnus Emre;

Müsülmânlar zamâne yatlu oldı
Helâl yinmez harâm kıymetlü oldı

Okınan Kur’ân’a kulak tutulmaz
Şeytânlar semirdi kuvvetlü oldı

Harâm ile hamîr tutdı cihânı
Fesâd işler iden hürmetlü oldı

derken; tarihimizin en şanlı, muzaffer devrinde yaşamış Fuzûlî de;

Kıyâmet ibtidâsı fitne-i âhirzamandır bu!
diye yakınmakta…

Onları böyle söyleten, kıyâmetin ipuçları diyebileceğimiz alâmetlerin zuhur etmesi… Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hadislerinde kıyâmet alâmetlerini serdetmiş. Bunlar günahların ve ahlâksızlığın artması, fitne-fesadın çoğalması vb. olumsuzluklardır. Tâlî şöyle nazmeder bu hadislerden birini:

İlim çekilse göklere,
Cehâlet inse köklere,
Şarap mubâh olur ise,
Zinâ şuyû bulur ise;
Bilin bütün bu hâleti:
Kıyâmetin alâmeti!

Bu alâmetleri devirlerinde görenler «Âhirzamanda yaşıyoruz!» uyarısı yapmışlar.
Fitne ve fesat tek başına dünyanın harap olmasına sebeptir. Halil Nûrî uyarır:

Eğer böyle giderse çok kıyâmetler kopar billâh!

Bazı insanlar kıyâmete inanmazlar.

“Kıyâmet muhakkak gelecektir; onda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu (buna) inanmazlar.” (el-Mü’min, 59)

Kıyâmete inananların ve inanmayanların arasında bir grup daha vardır ki bunları anlamak oldukça müşküldür. Son günlerde okuduğumuz bazı haberler bize; «Yok artık!» dedirten cinstendir. Amerika’da ve Rusya’da bazı insanlar, sözde kıyâmetten saklanmak için yeraltına yerleşim yerleri yapmışlardır. Güya kıyâmet buralara uğramayacaktır(!) Rezmî yaşasaydı ve böyle haberleri mecmûalarda okumuş olsaydı şüphesiz;

Kopunca başına cânın kıyâmet,
Nerede eylesün kendini pinhân?

“Başına kıyâmet kopunca, kendisini nereye gizleyebilir ki bu can?” şeklindeki beytini tebessümle terennüm edecekti.

Aslında kıyâmet inancı; insanın dünya hayatını dengeli, doğru ve yararlı bir şekilde yaşamasına yardımcı olur. Çünkü kıyâmet demek; hesap vermek demektir, amellerin tek tek tartılması, değerlendirilmesi demektir. Lâmekânî Hüseyin Efendi’den dinleyelim:

Ne denlü olsa a‘mâl u ibâdet
Kamusı tartılır rûz-ı kıyâmet

Kıyâmetin müşahhas bazı alâmetleri de vardır. Bu alâmetler gerçekleşmeden kıyâmet kopmayacaktır. Şairlerimiz, İslâm kültürü içindeki her bilgiyi edebiyata taşırlar. Teşbih, istiâre, telmih ve benzeri sanatlarla bu bilgileri yeniden üretirler.

Bunlardan biri kıyâmetin Cuma günü kopacağı bilgisidir. Celâlzâde Salih Efendi;

Eyledi uşşâka dilber arz-ı kāmet Cum‘a gün,
Halk-ı âlem üzre san koptu kıyâmet, Cum‘a gün…

“Sevgili, âşıklara Cuma günü arz-ı endam etti. Sanki Cuma günü yaratılmışların üzerine kıyâmet koptu.” diyerek buna telmih yapmıştır. Ne tesadüftür ki gündemi bir hayli meşgul eden 21 Aralık 2012 de Cuma gününe denk gelerek bizleri tebessüm ettirmiştir.

Meşhur edebiyatçı Nihad Sami BANARLI’nın dedesi olan şair Emin Hilmî de kasîdesinde Sultan Abdülaziz’in batı seferinden gelişine şöyle bir yakıştırmada bulunur:

Görenler garbda envâr-ı şark-ı şevket ü şânın
Yanaştı mağribe demiş idiler neyyir-i tâbân

Bu takdirce yanaştı vakt-i sâat dense câizdir,
Ki döndün garbdan mânend-i hurşîd-i fürûğ-efşân

Alâmât-ı kıyâmetten biri de çünki mervîdir;
Tulû eyler hilâf-ı âde mağribden güneş ol ân…

“Kıyâmet alâmetlerinden biri de rivâyet olunur şudur: Güneş olağanüstü bir şekilde batıdan doğar.”

Hasan Ziyâî de İsa adlı dostunu kaybetmenin acısıyla yazdığı mersiyede; kıyâmetin başka bir alâmetini, Hazret-i İsa’nın yeryüzüne inişini şiirinde kullanır:

Gelse ger Îsâ kıyâmet kopa derlerdi, benim
Başıma koptu kıyâmet gidicek Îsâ hemân…

Ayıntaplı Aynî’nin de velînimetinin vefatı üzerine yaşanan hüzün ve perişanlığı, onu ve gidişinin neticesini Mehdî’ye benzeterek açıklaması da böyledir:

Gitti ol Mehdî-i vakt ammâ benim hâlim tebâh,
Âlemin koptu kıyâmet başına bî iştibâh!..

“O, zamanın Mehdî’si gitti ama benim hâlim kötü. Şüphesiz dünyanın başına kıyâmet koptu.”

Zira, Peygamber Efendimiz’in zürriyetinden Mehdî -aleyhisselâm- gelecek, Hazret-i İsa ile beraber müslümanlara bir «Altın Çağ» yaşatacaklardır.

Şu sıralar, yiğitlerle dünyayı kurtarmak yerine TV programlarında müenneslerle; «inşâallah mâşâallah»lar eşliğinde, «âlem»i kotaranların mehdîlikle bir alâkası yoktur elbette.

Şurası bir gerçektir ki hem tarih olarak, hem de bu alâmetlerin zuhuru açısından kıyâmete biz, dünkü ediplerimizden çok daha yakınız. Günümüzde öyle olaylara şahit oluyoruz ki Taşlıcalı Yahya gibi sormadan edemiyoruz:

Nedir bu kibr ü gurûr u nedir bu zevk u sürûr?!.
Kişiye rûz-ı kıyâmette yok mu yoksa suâl?!.

İşte hâlimiz o kadar kötüdür ki bazen 18. asra kadar gidip Osmanzâde Tâib’in duygularına ortak oluruz:

Şimdi urulsa sûr-ı kıyâmet kim istemez?

Bütün alâmetler gerçekleşince artık İsrâfil, görevini ifâ edecek ve Sûr’u üfleyerek sonsuz hayatın kapısını çalacaktır.

O hâlde Yûnus gibi o günün yaşanacağını hatırlayıp ibâdetlerimizi yaptıktan sonra oturup gözlerimizden yaşlar gelinceye kadar düşünelim:

Anıp kıyâmet gününü,
Ağlaşalım ol gün için…
Ol gün melâmet günüdür,
Ağlaşalım ol gün için…

Kıyâmet günü geldiğinde Âsaf gibi, ümidimiz şefaattir:

Âsaf taleb eylerim şefâ‘at,
Peygamber’den dem-i kıyâmet…

Peygamberimiz’den şefaat istemeye yüzümüzün olması için de Nisârî’nin tavsiyesine uyalım:

Rûz-i cezâda ister isen zevk, âkıbet
Elden koma Nisâri sakın Mustafâ yolun…

“Mahşer günü sonunun güzel olmasını istiyorsan ey Nisârî, sakın Peygamber’in yolundan şaşma!..”