O (s.a.s) ’E TALEBE OLMAK

YAZAR : M. Ali EŞMELİ seyri@seyri.com seyri@yuzaki.com

muhammet_ali_esmeli_yuzakidergisi_aralık2015

Batılı bir fikir adamına sormuştum:

‒Niçin İslâm’ı yanlış ve saptırarak tanıtıyorsunuz?

Dedi ki:

‒Buna mecburuz. Tahrif edilmiş bir din ile sapasağlam bir dînin karşısında tutunmamız mümkün değil.

‒Öyleyse işin doğrusunu biliyorsunuz.

‒Bu yüzden reddediyoruz ya. Yoksa bizim yanlış inançlarımız ve inançsızlıklarımızın hiçbir hükmü kalmaz.

Şaşırdım:

‒Çok açık ve cesur bir şekilde hakikati dile getirdiniz. Niye?

‒Siz çünkü zaten biliyorsunuz!

Başka türlü sordum:

‒Peki, müslümanları niye suçlayıp duruyorsunuz? Üstelik terör ile aynı kefeye koyuyorsunuz!

Acı acı baktı:

‒Buna da mecburuz.

‒Niye?

‒Çünkü kendi halkımızın onlara hayran olup da İslâm’ı seçmesini istemiyoruz.

‒Bu yüzden mi ehl-i İslâm’ı kendi halkınıza ve dünyaya terörist olarak tanıtmaya çırpınıyorsunuz! Size ne faydası var?

‒Oldukça âşikâr değil mi? Eğer böyle yapmazsak, kendi halkımız dağılır. Ülkelerimiz dağılır.

Açıkça demek istiyordu ki:

‒Biz İslâm’ı ve müslümanları yalanla ve iftiralarla kötülemeye mecburuz. Eğer doğruları çarpıtmazsak, İslâm’ın karşısında tahrif edilmiş bir din olan Hıristiyanlıkla ve Yahudilikle tutunmamız mümkün olmaz. Eğer en mükemmel özelliklerini bile kötülemezsek, bizdeki çirkinlikler son dîn-i mübînin güzelliği ve mükemmelliği karşısında tutunamaz. Eğer iftira atmazsak, İslâm’ın adâlet anlayışı karşısında bizim zulüm topacını çevirebilmemiz mümkün olmaz.

İşte; durum bu merkezde olduğu için; dünyada İslâm’ın yükselişi karşısında şer odakları, devreye terörle ve vahşetle girdi. Tertemiz ve emsalsiz mübârek İslâm’ı ve ona inanmış pırıl pırıl müslüman yürekleri karalamak için lekeleme ve karalama yolunu seçti. Yığınla çamur tipler hazırladı ve İslâm memleketlerinin bağrına saldı.

Onlar; kendi çorak fabrikalarında ürettikleri bozuk tipleri gizlice ve sinsice îman medeniyetimizin tertemiz bahçesine bir çöp gibi fırlattı ve sonra da;

‒Bakın sizin bahçenizde ne berbat çöpler ve leşler var, diye bağırmaya ve ardından da saldırmaya başladı.

Üstelik; kendilerini zalimliğe karşı savaşan kurtarıcı kimseler olarak tanıttılar ve buna mukabil mazlumları ise en büyük zalimler diye reklâm ettiler. Kendi inançları ve yaşayışları baştan sona terör olan o gaddar kātiller, yalan söylediklerini bile bile İslâm’a iftira inatçısı kesildiler.

Fakat; ne yaparlarsa yapsınlar, ne derlerse desinler, her asırda İslâm; her türlü teröre, gerçekten karşı duran tek inanç sistemi. Onun dışındaki bütün yapılar, insan yetiştirme mutfaklarına bakıldığında görülüyor ki, ya teröristi kendileri yetiştiriyor, ya körüklüyor, ya da bizzat teröristlik yapıyor. Fakat zorba hırsız, ev sahibinden baskın çıkarmış hesabı, kendi suçlarını masumlara ve mazlumlarına sıçratmaya çalışıyorlar. Bir taşla iki kuş:

Hem kendilerinin terörist yönlerini gizlemek, hem de suçu düşman belledikleri İslâm’a ve müslümanlara yapıştırmak.

Ancak; tarih de biliyor, kendileri de: İslâm’ın terörle ithamı hiçbir şekilde mümkün değil. İslâm’ın ve Peygamberi’nin hakkında ellerini vicdanlarına koyduklarında en düşman yabancılar bile nice itiraflarda bulunmaktan kendini alamamışlar. Lafayet’in sözleri hayli meşhur. 1789 Fransız ihtilâlinin fikir babası. Hukuk sistemlerinin tamamını araştırdıktan sonra diyor ki:

“‒Ey Muhammed! Sen adâleti öyle bir tesis ettin ki, gösterdiğin başarı seviyesini bir daha hiç kimse gösteremedi!..”

Çünkü o, kendinden önce bütünüyle terör ve zulüm çılgınlığı yaşayan bir toplumu irşad ederek sarsılmaz bir kardeşlik, adâlet ve merhamet ile rahmet ekseninde tesis etmeye muvaffak oldu. Yani kâbus gibi bir devr-i cehâleti, güneşler gibi bir asr-ı saâdet eyledi.

Bu minvalde O’nun 23 senelik nebevî hayatı, terör ve zulme karşı mücadeleler içinde geçti. En zalim insanlar bile, O’na talebe olunca en merhametli gönüller hâline geldi. Diri diri kızını gömen Hattaboğlu Ömer de, O’na talebe olunca;

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,
Gelir de adl-i ilâhî, sorar Ömer’den onu!

diye mes’ûliyet ve merhamet içinde titreyen bir yürek oldu.

O gelmeden önce öyle bir câhiliyet dönemi yaşanıyordu ki, her taraf tam bir terör cehennemiydi. O geldi, cennet iklimine dönüştürdü en kuru çölleri de gönülleri de. O, bir karınca yuvasını yanık gördüğünde bile öyle mahzun oldu ki, kesin bir dille ikaz etti:

“Allâh’ın verdiği bir cânı kim yakabilir?”

Sadece merhameti aşıladı. Çünkü gönderiliş hikmeti; «Âlemlere rahmet» olmasıydı…Dolayısıyla;

O’na talebe olanlar da aynı özelliklerin aynası idiler. Allah emri, ısrarla bu istikamette tecelli etti çünkü. Harfiyyen O’na uymak. İşte İslâm bu.

Hâsılı;

Günümüzde terör faaliyetlerini ve âfetini «rahmet olan bir dîne ve peygamberine» yüklemeye kalkışmak sadece iftira, hem de en kötü iftira. Dînî bir kisve altında şenaatler işleyenler de, O’nun, yani Hazret-i Peygamber’in yetiştirdiği güzide talebeler değil, başkalarının yetiştirdiği çirkef öğrenciler.

Dolayısıyla; vahşeti, İslâm kelimesiyle yan yana getirip de sadece adı müslüman, ama kendisi gâvur yetiştirmesi olan proje tipler üzerinden Hazret-i Peygamber’e ve tertemiz mü’minlere suç atmak, terörden daha abes bir mantıktır.

İnsanı rahmetle buluşturan İslâm’ı itham;

«‒Ey güneş! Ne kadar kapkarasın!» demek gibi bir şaşkınlık ve âmâlıktır. Bu şaşkınlıkla maalesef; dünyada;

Ağızları şeytan, dilleri dinsiz, ruhları hırsız, nefisleri vampir milletlerin 200 yıldır İslâm topraklarında döktükleri milyonlarca masum kanın ve aldıkları milyonlarca suçsuz canın ve kirlettikleri milyonlarca masum ve mazlum yüreğin haddi hesabı yok. Müslüman memleketlerden çaldıkları zenginliklerin yine haddi hesabı yok. İki yüzyılın acı gerçeklerine karşı uydurdukları tüm bahanelere bu yüzden milyonlarca yuh ve lânet!

Üstelik; onca katliamlarının, vahşetlerinin ve hırsızlıklarının adını insanlık diye ilân ediyorlar. Mazlum, zayıf, suçsuz ve de güçsüz kitleleri de vahşî olarak gösteriyorlar. Kendi yetiştirdikleri sahtekâr oyuncularına da müslüman kostümü giydirerek vahşet rolü sergiletiyorlar ve hiçbir şeyden habersiz masumlara ise, terörist yaftası vuruyorlar. Sonra katliamdan katliama cirit atıyorlar. Ah şeytanın usta talebeleri!

Ey müslüman!

200 yıldır İslâm topraklarında oynanan bu zâlimâne oyunlara karşı evvel-emirde yapılacak iş, başkalarına talebe değil, sadece Hazret-i Peygamber’e talebe olabilmek.

Çünkü; O’na talebe olabilmek, rahmet hususiyetlerini tahsil! O’na talebe olabilmek, ilmin zirvesini ve ahlâkın en yücesini tahsil. O’na talebe olabilmek, merhamet ve şefkati tahsil. Cömertliği tahsil. Adâleti tahsil. İnsanlığı tahsil.

Kısaca; dünya ve âhirette huzur.

Yâ Rab! Nasîb et! Âmîn!…