KAPAK | DOSYA
Image“Lâkin benim dinî ve millî terbiyem üzerinde daha şiddetle müessir olan annemdir. Annem çok Müslüman bir kadındı. Muhammediyye okur, bana Kur’ân öğretirdi.
    
Muhammediyye’den bizzat Yazıcızâde Mehmed Efendi’nin hazin bir makamla söylediğini zannettiğim bir ilâhiyi çok severdim:
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Evvelden mübarek topraklara gidiş aylarca sürerdi. Aşk kervanları yolda yana yana pişer ve huzûr-i Rasûlullâh’a öyle çıkarlardı. Bizler ise, uçakla çok kısa bir zamanda kendimizi O’nun eşiğinde buluyoruz. Hasretiyle bütün bütün yanamadan, pişemeden... O’nun bizden beklediklerini hazırlayamadan... Bu seneki Ramazân-ı şerifte bu gerçeği derinden hissederek O’nun mübarek eşiğinde ancak itiraf-ı acz edebildim.
   

    
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header30.jpg
İslâm Gülistanından Gül Toplamak İçin Yazdır E-posta
Yazar Âdem SARAÇ   

ImageDİKENLERE KATLANMAK

 “–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah birdir ve Sen O’nun Rasûlü’sün. Buna böyle îman ettiğim gibi, Sana da bey’at ediyorum. Başıma ne gelirse gelsin, ölüm pahasına da olsa, bu yoldan dönmem artık...”

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübarek, nurlu yüzü daha bir aydınlandı.

“–Allah da seni cennet ile mükâfatlandırır ey Bilâl!”

Bu anlamlı cümle, ilk Müslümanlardan Bilâl-i Habeşî Hazretleri’nin kimliği oldu.

Sadece kimlik almakla yetinmedi o. Kimliği ile öyle bir özdeşleşti ki, kısa sürede kendini bile aşacak bir seviyeye geldi.

Mümkün olduğunca her fırsatta Peygamber Efendimiz’in yanına gidiyor, en küçük fırsatları bile değerlendirerek, bilgi dağarcığını doldurduğu gibi, muhabbetine muhabbet katıyordu.

Peygamber medresesinin baş talebelerinden biri olmuştu. En üst makamdan en üst eğitimini alıyor, en yetkili ağızdan en etkili sözleri öğreniyordu.

Âyet âyet renkleniyordu... Sûre sûre şekilleniyordu...

Saçından tırnağına kadar işleyen îman, hayatını yeniden düzenleyen ilim, bütün hareketlerine yansıyan güzel amel ile, bambaşka biri olup çıkmıştı...

O günlerde 29-30 yaşlarında olan Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-, Mekke’nin önde gelenlerinden Ümeyye bin Halef’in kölesiydi. İçinde yaşadıkları şartlar, ailece köle yapmıştı onları. Yani sadece Bilâl değil, anne-babası da bu adamın köleleri idiler.

Bilâl, çalışkanlığı, dürüstlüğü, iş bilirliği ve sesinin güzelliği ile tanınırdı... Bu yüzden diğer kölelerden daha fazla itibar görür, Ümeyye adına uzak diyarlara ticaret kervanları götürüp getirirdi.

İslâm güneşinin doğması ile yeni bir hayata «Merhaba!» diyen Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-, insanın bütün hayatını değiştiren İslâm’dan dolayı, nelerle karşılaşacağını az-çok tahmin ediyordu.

O günlere kadar ciddî bir problem yaşamayan Hazret-i Bilâl, sahibi olan Ümeyye’nin bağıra-çağıra gelmekte olduğunu görünce, içinden «Bismillâh» dedi. Müslüman olduğunu öğrenmişti demek. Bilâl için yeni bir hayat başlıyordu... Yanına gelince öfkeyle bağırdı Ümeyye:

“–Duyduklarım doğru mu ey Bilâl?”

“–Ne duydunuz ki?”

“–Putlarımızı terk ederek, sapıtmışsın!”

“–Hayır, yanlış duymuşsunuz. Allah ve Rasûlü’ne îman ederek doğruya yöneldim ben!”

“–Sus! Sakın bir daha böyle bir şey söyleme! Yoksa parçalarım seni!”

“–Böyle bir şey düşüneceğinize, Allah ve Rasûlü’ne îman edip dünya-âhiret kurtuluşuna yönelmeyi neden düşünmüyorsunuz peki?

“–Sana öyle bir işkence yapacağım ki, bütün âleme ibret olsun! Köle Bilâl! Sen kim oluyorsun da benden izinsiz din değiştiriyorsun ha? Ne kadar tehlikeli bir işe giriştiğinin farkında mısın? Senin yüzünden başımıza yıldırımlar düşecek, tûfanlar inecek! Sapıttın sen!”

“–Hayır! Allah beni dosdoğru yola hidayet buyurdu. Gönül ufkumda İslâm güneşi doğdu. Gönül toprağıma Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazretleri’nin muhabbet damlası düştü. Îman havuzunda, Kur’ân iksiri ile yıkanıp tertemiz oldum ben!”

“–Beyinsiz köle! Efendilerinin tanrılarını bırakıp da, başka tanrılar seçme hürriyetine ne zaman sahip oldun? Sen benim kölemsin be, malımsın benim! İstediğimi yaparım sana! Sen de benim her istediğimi yapmaya, kabul ettiğim dini kabul etmeye mecbursun!”

“–Sizin köleniz olduğum doğrudur. Bunu biliyorum. Beni herhangi bir eşya gibi kullanabilirsiniz. Siz benim yalnız bedenime sahipsiniz. Ama aklıma, vicdanıma, kalbime, içimde gizlediğim şeylere asla sahip olamazsınız. Sevmek veya sevmemek, inanmak veya inanmamak benim içimdedir. Vicdanıma perçin vurmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Beni hiç kimse Allah ve Rasûlü’nden çeviremez.”

“–Kendine gel nankör köle, kendine gel. Aklını başına topla! Yoksa canını alırım senin. Peygamberim dediğin zâtın bozduğu o kötü rûhunu, vücudundan çıkarırım!”

“–Allâh’ın Rasûlü rûhumu bozmadı. Hakikat nurlarını gönlüme doldurdu O.”

“–Benim emirlerime karşı gelip bu sapıklığa devam edecek misin?”

“–Allah ve Rasûlü’ne tâbî oldum ben.”

“–Kendine gel! Yoksa putlarımız hakkı için, bu yeni dini terk edinceye kadar, en çetin acıları çektireceğim sana!”

“–Bu mukaddes dini bıraktırmak için beni parça parça etseniz, bin canım olsa da her gün birini alsanız, vallâhi ben bu dini asla terk etmem! Gönlümde öyle bir Sultan taht kurdu ki, ben candan da tenden de vazgeçtim artık.”

“–O zaman hak ettiğini buldun. Al öyle ise...”

“–Ehad Ehad! Bir’dir (Allah) Bir’dir!”

“–Bu kudreti nereden alıyorsun sen?”

“–Allah ve Rasûlü’nden tabiî ki!”

“–Sus! Pis köle seni! Al bakalım, al!”

Image“–Size isyan ettiğimi söyleyerek beni dövüyorsunuz. Ama siz apaçık bir şekilde Allah ve Rasûlü’ne isyan ediyorsunuz. Yarın siz de cezanızı çekeceksiniz!”

“–Sus pis köle seni! Ey belâlara, musibetlere ve tûfanlara uğrayasıca, sus! Delirtecek misin beni? Bakalım ne kadar dayanacaksın bu işkencelere?”

“–Yaradanıma rûhumu teslim edinceye kadar! Ben artık İslâm gülistanından gül topluyorum. Dikenlerin acısına elbette ki katlanacağım.”

Kötü kötü bağıran Ümeyye kâfiri, bir yandan da fena hâlde şiddet uyguluyordu...

Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-, Peygamberler Sultanı’nın mukaddes elinden ölümsüzlük iksiri içmişti. Ölümü aştığı için, ölümden korkmuyordu artık...

Peygamber sevgisi ile dopdolu olmuştu çünkü...

-Sallâllâhu aleyhi ve sellem...-

 

 

 
< Önceki
 
45..jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


İSTİKRARLI MÜSLÜMANLAR
ImageMekke’nin sayılı tüccarlarından biri olan Affan, yine bir ticarî sefer için gittiği Şam’da vefat edince, ticaret arkadaşları onun mallarını da beraberlerinde getirip oğlu Hazret-i Osman’a teslim etmişlerdi. Böylece babasından kalan miras ile çok zengin olan Hazret-i Osman, babasının mesleğini sürdürmüş ve o da sayılı tüccarlar arasına girmişti...
    
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Tarihimize, Kültürümüze, İnancımıza DAHA NE KADAR YABANCILAŞACAĞIZ!
ImageBir grup fareyi almışlar ve önlerine hemen öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlk fare yemiş ve ölmüş. İkinci fare yemiş ve ölmüş. Bunu gören diğerleri ise, canlarını çeken cazip yiyeceklere artık ağzını sürmemiş. En aç olanı bile yemez olmuş.
    
Fakat başka bir grup fareyi almışlar ve önlerine bir hafta sonra öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlki yemiş ölmemiş, ikincisi yemiş ölmemiş. Bir şey olmadığını görünce hepsi yemiş. Bir hafta sonra da farelerin tamamı ölmüş.
Devamını oku...
 
Çocuk Eğitiminde «ÖDÜL» MÜ?!.

ImageYetmişli, seksenli yıllarda çocuk olanlara hitap edecek bu yazım. Zira benim de çocukluğum o yıllara rastlar. Olabildiğince çocuktuk o zamanlar, fakat bir o kadar da sorumluluklarımızın farkındaydık değil mi? Paket taşlı sokaklarda oynadığımız tingolarla, sekseklerle, saklambaçlarla, yakalamaçlarla, ip atlamacalarla çocukluğumuzu doyasıya yaşadık. Babalarımız; «Nasıl kazanacağız?», annelerimiz; «Ne pişireceğiz?» diye düşünseler de, memleket terör belâsıyla, yoklukla yanıp kavrulsa da biz çocukluğumuzu doyasıya yaşadık işte, her şeye inat. Depresyon bilmezdik o zamanlar.

Devamını oku...