| KAPAK | DOSYA | ||
|---|---|---|
|
||
| BU SAYIDAN MISRALAR.. | ||||
|---|---|---|---|---|
|
||||
![]() |
| DEVE Mİ, DOMUZ MU? 13 |
|
|
| Yazar Dr. Harun ÖĞMÜŞ | |
Manzum Tarihî Tiyatro ON ÜÇÜNCÜ SAHNE [Endülüs’te Emevî Hilâfeti çökmüş, her il müstakil bir devlet hâline gelmiştir. Hâdise, 466/1074-488/1095 yılları arasında Endülüs ve Mağrip’te geçmektedir. Kuzeydeki Katolik krallıkları tehdit oluşturmaya başlamış, bunun üzerine Kuzey Afrika’daki Murâbıt İmparatorluğu’nun kurucusu Yusuf bin Taşfîn’den yardım istenmiştir.] [Yıl, 483/1090; Merâkeş’te1 Yusuf’un sarayı] Sahnedekiler: Yusuf ve kumandan Seyr bin Ebûbekir. Şahıslar: YUSUF BİN TAŞFÎN: Kuzey Afrika’da Murâbıt İmparatorluğunun kurucusu dindar bir hükümdar. SEYR: Seyr bin Ebûbekir el-Lemtûnî. Yusuf’un kumandanlarından. YUSUF: (Huzuruna giren Seyr’e) Endülüs’ten midir haberler Seyr? Umarım hayrolur olanlar hayr! SEYR: (Mânidar bir gülümsemeyle) Öyle olsaydı keşke hünkârım! Her emirden şu an haberdârım: İttifâk etti hepsi Kastil’le!2 Onların hakkı Mağribî sille! Şimdi zâten sizinledir ulemâ; Hepsi ilhâka verdiler fetvâ! Bekliyorlar hep iktidârınızı, Gösterin artık ihtiyârınızı! YUSUF: (Memnun bir gülümsemeyle) Ne cevap geldi Şark’tan pekiyi? Ulemânın nasıl o yönde reyi? SEYR: Müttefiktir bu işte tüm ulemâ. Hepsi ilhâka verdiler fetvâ! (Elindeki evrakı göstererek) Bunu Tartûşalı’yla Gazzâlî3 Yollamış, işte hepsi imzâlı! Bunu... YUSUF: (Keser) Kâfî, tamam tamam, el-hak! Haklıyız artık eylesek ilhâk. O zaman ordum olsun âmâde! Kastımız adli sağlamak sâde! Saralım evvelâ Tuleytula’yı,4 Hoş olur zapt eder isek kal‘ayı. Edemezsek de kaybımız olmaz! Nâmımız Endülüs’te sarsılmaz! Ebedîleştiren Zelâka5 bizi! Silemez bir şey artık ismimizi! Alırız sonra Malka-Gırnata’yı,6 Arkasından da tüm yarımadayı... Mütevekkil7 savaşçıdır ammâ, Mûtemid’den kavî değil aslā! Bizi zorlarsa Mûtemid zorlar, O da mağlûp olur gider nâçâr! ON DÖRDÜNCÜ SAHNE [Yıl, 484/1091; İşbîliyye, Mağripliler tarafından kuşatılmıştır. Mancınıklardan atılan taş gürültüleri duyulmakta, yağlı paçavraların çıkardığı yangınları söndürmek için koşuşturulmaktadır.] Sahnedekiler: Mûtemid, İbn-i Zeydun, Şehzade Mâlik, Şehzade Reşid, Şehzade Abdülcebbar, Îtimad, iki kız, Seyr, Mağripli ve Endülüslü komutan ve askerler.) Şahıslar: MÛTEMİD: Âlim ve sanatkârları seven şair ruhlu cömert bir emir. İşbîliye emiri. İBN-İ ZEYDUN: Ebûbekir İbn-i Zeydun. Meşhur Endülüs şairi İbn-i Zeydun’un oğlu. Mûtemid’in ikinci veziri. ŞEHZADE MÂLİK: Mûtemid’in oğlu. ŞEHZADE REŞİD: Mûtemid’in oğlu. ŞEHZADE ABDÜLCEBBAR: Mûtemid’in oğlu. ÎTİMAD: Mûtemid’in eşi. İKİ KIZ: Mûtemid’in kızları. SEYR: Seyr bin Ebûbekir el-Lemtûnî. Yusuf’un kumandanlarından. İBN-İ ZEYDUN: Bize Alfonso’dan8 gelen ordu Dün Müdevver’de târumâr oldu Mümkün olmaz direnmemiz burada Düştü Ciyyan, Tarif ve Kurtuba da! Faslılar çok, efendimiz, gerçek Şehri, -uygun görürseniz- versek, Olacakmış güvende âileniz, Edilirmişsiniz misâfir siz. Şimdiden sonra tek kazanç; -inanın-, Emniyet bulmasında mal ve canın! Kuşatanlar da Müslüman n’olsa, Şehri versek de harp son bulsa! MÛTEMİD: Bu habis halka Müslüman mı denir? Bütün ef‘âli iftirâ-tezvîr! Çiğnenir şey mi -Hak için- nâmûs? Beni nerdeyse ettiler deyyûs! Sözde rüşvette almayıp hızımı, Tutmuş Alfons’a vermişim kızımı! Bunu hakkımda uyduran alçak, Böyle deyyusça davranır ancak! İmdi! Yoktur bugün emir-tebaa! Dileyen eylesin benimle gazâ! Oğlumuz Feth’i ettilerse şehîd; Ediyor harp Ebûbekir ve Yezîd! İşte almaktayız haberlerini, Koruyorlar her an şehirlerini. Diğer evlâtlarım da böyle yapar, İşte Mâlik, buyur Reşid, Cebbar! (Muhasara aylarca sürer. Ayların geçmesi sahnenin birkaç kez karartılıp aydınlatılmasıyla verilir. Sahne aydınlanınca telâşlı sesler gelir.) –Bir hasâr aldı sûr! –Amân! –Eyvâh! MÛTEMİD: (Konuşmayı bırakarak) Yetişin sûra, haydi yâ Allah! (Çevresindekilerle birlikte Mûtemid de koşar.) İBN-İ ZEYDUN: (kaygılı) Zırhınız yoktur üstünüzde sizin! MÛTEMİD: (telâşlı) Değiliz kaygısında kendimizin! Yürüyün! Gam değil ne olsa bize! Girmesinler yeter ki şehrimize! (Kılıçlı olan sağ eliyle sahnenin sağ tarafını işaret eder. Sahnenin sağına duman verilir ve o tarafta karışıklık olur. Kılıç ve feryat sesleri duyulur, yere yıkılanlar olur.) MÛTEMİD: (Sağ koltuğunun altını tutarak) –Ah! ABDÜLCEBBAR: –Babam darbe aldı! MÛTEMİD: –Bir sıyrık! Durmayın, işte burcu kurtardık!
MÛTEMİD: (Bitkin) Sapasağlam değil mi şimdi kale? İBN-İ ZEYDUN: –Hiç merâk etmeyin! ABDÜLCEBBAR: –Şu anda hele! (Muhasaranın birkaç gün daha sürdüğü sahnenin birkaç kez karartılıp aydınlatılmasıyla verilir. Sahne aydınlanınca yine telâşlı sesler duyulur.) Faslılar nehre doğru çullanıyor! –O ne? –Rabbim! Donanmamız yanıyor! (Bu arada sahneye telâşlı insan sesleri yanı sıra yanan ateş sesi verilir. Sesleri duyan Mûtemid ayağa kalkmaya davranır.) REŞİD: –Baba! MÛTEMİD: –El ver Reşid hemen, durma! (Ayağa kalkar, sonra sahnenin solunu göstererek) Söndürün nârı durmayın aslâ! (Şehzadeler ve kumandanlar sahnenin soluna doğru koşup kaybolurlar. Mûtemid arkalarından güçlükle yürür. Biraz sonra şehzadeler döner) MÛTEMİD: N’oldu söndürdünüz değil mi? REŞİD: –Hayır! Baba! Yok kimseden şu anda hayır! Kendi derdinde şimdi insanlar! Hem vezir kaçtı, hem kumandanlar! Sabredenler şu bir avuç insan! (Bu arada yine telâşlı sesler duyulur) Faslılar şehre girdi surlardan! MÛTEMİD: Davranın, salmayın sakın saraya! Berberîler ilişmesin oraya! Yoksa pâmâl olur gider eriniz, Bacınız, anneniz ve eşleriniz! (Şehzadeler koşarlar. Mûtemid de güçlükle peşlerinden gider. Yine kılıç sesleri ve feryatlar duyulur. Yine sahneye duman verilir.) MÛTEMİD: (Yere cansız yıkılan oğlunu görür) Mâlik, oğlum! Baban yanındayken Uçacak mıydı can kuşun tenden? Görmeseydim bu hâli keşke ben (Bu arada oğluyla ilgilenmekte olan Mûtemid’in gafletinden faydalanan Mağripli askerler Mûtemid’i ve Şehzade Reşid’i esir alırlar. Geriden gelen askerler ise saraya dalıp yağma yaparlar. Saraydan kadınların sesleri duyulur): –Âh! –Özel eşyamdan el çekin! Eyvâh! (Biraz sonra askerler tarafından esir alınmış olan ve Îtimad ile iki kızından oluşan saray kadınları sahnenin bir tarafından görünür. Sahnenin diğer tarafından ise Seyr gelir.) SEYR: (Kadınların yanındaki askerlere çıkışarak) Hele bak! El çekin kadınlardan! Bu kadar alçalır mı bir insan? (Sonra Îtimâd’ı hafifçe eğilip selâmlayarak): Affedin onların kusûrunu siz! Veririz hepsinin cezâsını biz! Böyle fırsatçılar her orduda var! ÎTİMAD: (Seyr’e aldırmadan kaygıyla sorar) Hani kızlar Büseyne9, yâ Cebbar? (Telâşla çevresine bakınır. Bu arada Mâlik’in cesedini görüp feryat eder. Kadınlar feryat ederek cesedin yanında toplanır.) SEYR: (Mûtemid’e yaklaşarak): Kutlarım! Çok direndiniz gerçek! Bir gâvur, pes ederdi şimdiye dek! Keşke olsaydınız fakat teslim; Âkıbet olmasaydı böyle elîm! Vâkıâ şehri teslim etmediniz, Size lâkin dokunmayız yine biz. Fas’ta mihmânımızsınız bir ömür, Geminiz işte şurdadır, görünür! Yazınız amma her bir oğlunuza, Etmesinler bizimle gayri nizâ‘ (Mûtemid, Seyr’i tam bir tevekkül içinde dinlemiştir. Bu arada biraz kendine gelen Îtimad, Seyr’in son sözlerini duymuştur.) ÎTİMAD: (Mûtemid’in yanına koşarak yalvaran bir sesle) Ne olur yaz! Var üç kayıp zâten Kalmam onlar da ölse artık ben! (Hıçkırıklara boğulur. Mûtemid çaresizlik içinde Seyr’in uzattığı kâğıda bir şeyler çiziktirip Seyr’e doğru uzatır. Endişeyle atılarak Mûtemid’in uzattığı kâğıdı alır) Yazayım ben de ver, beş-altı satır, Başkadır n’olsa annelikte hatır! Seni dinler mi hiç Yezid? Çok inat! (Kâğıda bir şeyler çiziktirir. Sonra kendinden geçerek feryat eder): Âh! Bir günde gitti üç evlât!10 (Devam edecek.) 1 Murâbıt İmparatorluğunun kurucusu Yusuf bin Taşfîn’in Fas’ta kurduğu ve pâyitaht edindiği şehir. 10 Vezni: feilâtün / mefâilün / feilün
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
![]() |
| Yüzakı Kitapları |
|---|
|
|
|
|||||
| BU SAYIDA EDEBİYAT | |||||
|---|---|---|---|---|---|
|
|||||
|
|||||
Koskoca bir yıl daha geçip gitmek üzere ömrümüzden...






Manzum Tarihî Tiyatro
(Karışıklık yavaş yavaş durur, duman sıyrılır. Mûtemid sağ koltuğunun altını tutarak çöker. Hemen bir cerrah yetişip yarasını sarmaya başlar. O esnada şehzadeler, İbn-i Zeydun ve diğer komutanlar gelip Mûtemid’in yanında yer alırlar.)
Son devir Mevlevîliğinin örnek şahsiyetlerinden biri olan, Üsküdar Mevlevîhânesi son postnişîni âlim, fâzıl insan Ahmed Remzi AKYÜREK (1872-1944), aynı zamanda dîvan edebiyatının güçlü mümessillerinden biridir. Sadece mutasavvıflar ve Mevlevîler tarafından değil, aynı zamanda devrin önde gelen edip ve şairlerince de sevilen, sayılan ve müracaat edilen bir kişidir. Çünkü o, yalnızca içinde yaşadığı toplulukla ve kültürle yetinen birisi değildir. Bunun yanında memleket meselelerine daima ilgi duymuş, kendi mizacına ve üslûbuna uygun şekilde tavrını yansıtmış ve görüşlerini bildirmiştir.
Hac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.