|
Eşkâli kul değil Allah yapısı, Sîmâsı nur yüzlü bir genç-ihtiyar. Alâimisemâ mı ki kapısı? Bu şehre girenler olur bahtiyar!..
Elense çeken bir çift pehlivânın, Kıt’aların bakıştığı tek şehir... Lâlenin, goncanın ve erguvânın, Bu derece yakıştığı tek şehir!.. İstanbul; mühtedî kızı, Bizans’ın; Kaptırmış gönlünü bir Türk erine!.. Ayasofya’yı el kilise sansın; Çeyiz sandığıdır, düğün yerine!.. Fethi, Peygamber-i Zîşan müjdesi, O müjdeye bende, nice fedâî... Enbiyâ, sahâbe, velî beldesi, Yûşâ, Eyüp Sultan, Mahmud Hüdâyî... Bir şehrin taştandır, tüm hâfızası, Onca yâdigârı yüzlerce yılın... Gökten okunmakta; «Mehmed» imzası, Bu şehirde ten ve ruh Osmanlı’nın!.. Efendilik verir, onda ikāmet, Bu şehir âdeta bir kutsî nehir... Baş döndürür, Tâlî, ondaki kāmet, Bozulmayan efsun, sönmeyen sihir!.. Dolaşın âlemi ve kıyaslayın; Bulabilirseniz, atlastan bulun!.. Nasıl ki eşi yok, göklerde ayın; Bir benzeri daha yok İstanbul’un!.. |