| KAPAK | DOSYA | ||
|---|---|---|
|
||
| BU SAYIDAN MISRALAR.. | ||||
|---|---|---|---|---|
|
||||
![]() |
| Bir İstanbul Beyefendisi Portresi: NUR YÜZLÜ... |
|
|
| Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ) | |
|
Hilâli var, günü var, âsumânı nur yüzlü, Şu köhne yerde bütün kışların bahar şafağı, Delerse bağrı, zehir gözlü okların çilesi, Zamân olur ki görünmez vücûdu nûrundan, Bağın Halîl’i, çağın en cömerdi ahlâken, Yerin ikinci Ebûbekr’i dense tam yeridir, Elemli ruhlara en tatlı şefkatin kucağı, Kenarda bir fukarâ görse mum misâli erir, Gönül gönül kara gün dostu, tertemiz yüreği, Gurûra uğramamış, düşmemiş kibir çöpüne, Ne gıybetin ne kinin onda görmedim tozunu, Ne incinir ne de -rüzgârı olsun- incitir o, Asıl kerâmeti dünyâda istikāmetidir, Damar damar heyecan yüklü bitmeyen vecdi, Nefes nefes yıkamış, tevbe tevbe kendini o, Işıl ışıl gece gündüz zikirle parlar özü, Bütün amelleri ihlâs içindedir, lekesiz, Hatırlatır yüce Allâh’ı mâverâ çehre, Nebîsinin yüce aşkıyla kalbi inci gibi, Kusurlu nefse dahî öfkelenmeyen deryâ, Verip de gönlünü Rahman-Rahîm isimlerine Şuur nakışlı ömür köşkünün huzur meleği, Yavuz mühürlü kâğıtta, Selim vasıflı kalem, Elif irâdesi kudret nakışlarıyla dolu, Sabır sebât ediyor çevrenin dikenlerine, O denli sırrına vâkıf ki her çeşit kaderin, Ne mal ne pul; gözü yok, gönlü yok bu fânîde, Çeker gönülleri her hâli, sevgi mıknatısı, Sıfâtı çoktur onun, ilki canlı bir Kur’ân, Ne muhterem yaratılmış, sıcak tebessümlü, Yakınlaşınca da eşsiz güzel, devamlı güzel, Sarây-ı nûr-i Hüdâ’dır parıltı huzmeleri, Zulüm veyâ çilelerden havâ karardığı an, O, cân evinde bu Seyrî’ye en yakın cânân, Vezni: mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
![]() |
| Yüzakı Kitapları |
|---|
|
|
|
|||||
| BU SAYIDA EDEBİYAT | |||||
|---|---|---|---|---|---|
|
|||||
|
|||||
Koskoca bir yıl daha geçip gitmek üzere ömrümüzden...







Yâsîn Sûresi’nde bir kasaba halkı ve onların, kendilerini irşad için gelen din tebliğcilerine karşı davranışları misal verilir: Bu kasabaya iki elçi gelir. Halk, gelen elçileri yalanlar. Allah Teâlâ, bu iki elçiyi bir üçüncüsünü göndererek takviye eder. Üç elçi de çağrılarını yeniler, Allâh’a davetçi olduklarını söylerler. Kasaba halkı; onlara peygamberler tarihinde tekrarlanagelen itirazların aynısı ile karşı gelirler:
Akşamın kızıllığı çökmüştü ufka... Dedesinden kalma eski ahşap evinin penceresinden bir müddet güneşin batışını seyretti... «Zaman ne çabuk geçiyor.» diye düşündü... Geçen hangi zamandı acaba?! Bir ömür mü?! Yoksa yapayalnız geçen bir gün daha mı?!
Hac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.