KAPAK | DOSYA
Image“Lâkin benim dinî ve millî terbiyem üzerinde daha şiddetle müessir olan annemdir. Annem çok Müslüman bir kadındı. Muhammediyye okur, bana Kur’ân öğretirdi.
    
Muhammediyye’den bizzat Yazıcızâde Mehmed Efendi’nin hazin bir makamla söylediğini zannettiğim bir ilâhiyi çok severdim:
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
İki şehir adı sordular benden.     
Biri Mekke biri Medine dedim.     
Güzel koku aldık dediler senden.     
Aynayı bir çevir kendine dedim.
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header11.jpg
Allah Toplumumuzu Onlardan Korusun! Yazdır E-posta
Yazar Hadi ÖNAL   

ImageDENSİZLER!

Densizler! Kimlere mi diyorum? Üzerine alınanlara, yarası olanlara, gocunanlara... Kendini denli hissedip de; «En iyisini ben bilirim, benim doğrularım en doğru!» diyerek her işe burnunu sokanlara... Haddini bilmeyenlere... Bir şeyler söylemeden yahut yapmadan önce doğru mu yapıyorum, yanlış mı yapıyorum, bu yaptıklarımın sonucu ne olur diye hesaplamayanlara... Uygunsuz, yersiz, isabetsiz, yakışıksız konuşanlara; düşüncesiz davrananlara...

Densizlik hastalık mıdır? Gerçi şimdi; «Hastalıktır hattâ irsî özelliklere sahip mikrobik bir hastalıktır.» diyenleriniz olacak; ama ben gayet rahatlıkla söyleyebilirim ki densizlik ferdî boyutu ile bedenî bir hastalık değildir. Ancak mikrobik olup olmaması konusunda kesin bir fikre sahip değilim. Benim bildiğim cahillik kadar olmazsa da densizlik, üzerinde durulması gereken psikolojik ve sosyal vâkıadır.

Ne demiş atalar: “Densize borçlanma bekler bekler; gelir ya düğünde ya da bayramda borcunu ister.”

Karacaoğlan’ın canı çok yanmış olacak ki densizlerden, bakın o ne demiş densizlere:

Yoldaş olma yolun bilmez yolsuza
Komşu olma sözün bilmez densize
Meyil verme edepsize arsıza
Akıbet ırzına halel getirir.

Unutulmayan, anlatıldığında da insanların yüzlerinde tebessüm bırakan bu olgunun tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Yakışıksız, yersiz, düşüncesiz davranan; kendini bilmeyen, ölçüyü kaçıran, patavatsız, saygısız insanlar dün vardı, bugün de var; yarın da var olacaktır.

Densizlikle derinlik arasında bir ilgi var mıdır? Yok canım daha neler! Densizliğin ilmî tabanı yok ki derinliği de olsun. Çoğu zaman söylenen ve yaşanan zaman diliminin bu yüzeyde kalan söz ve fiil bozukluğunun en önemli özelliği zıpçıktılığıdır.

İsterseniz gelin bunu Osmanlı tarihine uzanarak müşahhaslaştıralım.

Malûm Osmanlı’da densize «münasebetsiz» denilirdi. İşte saray görevlilerinden Mehmet Efendi’ye neden «münasebetsiz» lâkabının takıldığını merak eden Padişah II. Mahmud, onu huzura alır; konuşturmaya çalışır. Mehmed Efendi ezilip-sıkılmasına rağmen padişahın sorduğu sorulara gayet mantıklı cevaplar verir. Padişah kendi kendine bu adamın neresi münasebetsiz deyip de Mehmed Efendi’yi gönderecekken Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın ayaklandığı haberi padişaha ulaşır. II. Mahmud beklemediği bu haberle sarsılır. «Ne yapmam gerekir, nasıl edeyim de bu isyanı bastırayım?» diye derin düşüncelere dalar.

ImageMehmed Efendi’yi de oracıkta unutuverir. İşte tam bu sırada padişahın huzurunda iki büklüm duran Mehmed Efendi:

“Padişahım, pederiniz merhum zurna çalmayı biliyor muydu?” der.

İşte böyle! Densizlik, parası ile değil ya! O hâlde ben öyle büyük bir densizlik yapayım ki, benim densizliğim diğer bütün densizlikleri gölgede bıraksın, diyen insanlardan toplumları arındırmak elbette mümkün değildir. Toplumlarda densizliği ile dikkat çekmek, gündemde kalmak isteyenler olacaktır. Densizliği kendine meslek edinerek bu yolla para kazananlar olduğu gibi. Hiç kimse kalkıp da densizliğin komedi dünyasına kazandırdıklarını inkâr edemez. Söyleyeni gülünçleştiren bu arızî durum ferdî boyutta kaldığı sürece zararsızdır. Ancak, bir toplumda bu türden insanlar çoğalırsa hele de yaptıkları densizliklere toplumun aklı başında olan fertleri gülüp geçeceği yerde alkış tutmaya, yapanı övmeye, yapılan densizlikleri savunmaya başlarsa; kısaca densizlik tavan yaparsa işte o zaman o toplum için felâket zilleri çalmaya başlar. Densizliğin cehaletle birleşerek devleşmesi hele hele de kurum hâline gelmesi affedilmeyecek büyüklükte belâları beraberinde getirir. İşte o zaman gülüp geçilmesi gereken bu ârızî durum canavarlaşır toplumu felâketten felâkete sürükler. Böylesi bir durumla karşılaşan toplumun âkıbeti için pek de hayır düşünülemez.

Allah, Türk toplumunu densizlerden ve densizliklerinden korusun.

 

 

 

 
Sonraki >
 
45..jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


Karanlıklar ve Şimşekler Ortasında BİR YAĞMUR MİSALİ
ImageŞimdi size şiddetli yağmurun yağdığı bir ortam ve o yağmura tutulanların hâllerini kelimelerle resmetmeye çalışacağım.
    
Gerçi metropol şehir hayatı bizi tabiattan kopardı. Köyde-kırdaki bir insanın tabiatla iç içe yaşadığı o zengin tabiî hayattan bizde eser kalmadı. Hâlbuki tabiattan kopuk olmadığımız zamanlarda güneşin doğuşu insana ayrı bir güzellik, bulutun hareketi ayrı bir âhenk ve estetik hissettir, yağmurun yağışı ayrı bir heyecan verirdi. Gecenin karanlıkları ayrı bir sükûnette ve derinlikte, gündüzün aydınlığı apayrı bir netlikte ve canlılıkta olurdu.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Tarihimize, Kültürümüze, İnancımıza DAHA NE KADAR YABANCILAŞACAĞIZ!
ImageBir grup fareyi almışlar ve önlerine hemen öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlk fare yemiş ve ölmüş. İkinci fare yemiş ve ölmüş. Bunu gören diğerleri ise, canlarını çeken cazip yiyeceklere artık ağzını sürmemiş. En aç olanı bile yemez olmuş.
    
Fakat başka bir grup fareyi almışlar ve önlerine bir hafta sonra öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlki yemiş ölmemiş, ikincisi yemiş ölmemiş. Bir şey olmadığını görünce hepsi yemiş. Bir hafta sonra da farelerin tamamı ölmüş.
Devamını oku...
 
Anlatabileceğin YAŞADIĞIN KADAR
Imageİnsan; gördüğünü, bildiğini, yaşadığını anlatır. Görmediği, bilmediği, en önemlisi yaşamadığı şeyleri ise gerçek bir şekilde anlatamaz, nazariyatta kalır. Kulaktan dolma malûmatı kuru kuru aktarır.
    
Bu sebeple eğitimci; anlatacağı, öğreteceği hususları tecrübe etmiş olmalıdır. Bu sebeple okullarda nazarî bilgiler öğretilirken, stajlarla da işin pratiği yaptırılır. Bu sebeple iş hayatında, eğitim hayatında bilgi ve görgü artırıcı geziler, fuarlar, sergiler düzenlenir.
Devamını oku...