KAPAK | DOSYA

ImageHaziran, Temmuz ve Ağustos; sıcak yaz ayları...

Bizim çocukluğumuzda, doğup büyüdüğümüz yörede yılın en çetin aylarıydı bu aylar. Çetin ama rahat geçirilecek kış aylarına yönelik bıcırdak beklentilerin, yumuşak tüylü sevdaların, uzun gölgeli umutların rûhumuzda rahvan atlarla nal dövdükleri aylardı bu aylar... Kanlarımızın bir alev gibi deverân ettiği damarlarımızda, birer kar kurdu gibi bıcırdayan o beklentiler, gönlümüzün koltuk altını gıdıklayan o yumuşak tüylü sevdalar, beynimizi tavasında eriten kor gibi güneşe engel olan o uzun gölgeli umutlarımız olmayaydı; can mı dayanırdı o yangın gibi yazlara?..

 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Sönmeli hevesler, azgın duygular,
Ateşin Halil’de söndüğü gibi...
Sabır azık olsun, dönsün sofrada,
Dervişin semâda döndüğü gibi...

Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header7.jpg
Estirdiği Duygularla, MART MELTEMİ Yazdır E-posta
Yazar Sadettin KAPLAN   

ImageMart, tohumun çatladığı, havanın kış ile bahar arasında ip atladığı bir aydır. Çoğu zaman kapıdan baktırsa da, ara-sıra ılık meltemleriyle umutları kabuğunda kımıldatır. Nedense bahara kanatlanır duygular. İnsanın içi bir hoş olur...

Mart meltemi alır götürür düşünceleri. Kimi zaman geçmiş günlerin yâdıyla yaşartır gözleri, kimi zaman gelecek umuduyla çarpar yürekler... Kabına sığmayan umutlar, toprağa atılmış tohumlar gibi çatlayıverir apansız.

Duygu yüklüdür kümülüs bulutları. Yağan yağmurda ıslanma arzusu çeler düşünceleri. Güneş bir açar, bir kaybolur pamuk yığını bulutların arkasında. Bulutların üstüne uzanmak, oradan el sallamak çocukluk yıllarına... Delice duygular işte...

Mart ayında daha çok aranır şiir sanki. Durup dururken şarkı söylemek, şiir okumak ya da yazmak isteği uyanır. Bazen ağlamak ister insan sebepsiz yere...

Anmak... Hâtıraların beşiğinde sallayarak büyütmek geçmiş zamanı ve zamanı bir yerlerinden yakalamak... Zaman... Durmadan, duraklamadan akıp giden görünmez bir ırmak...

Ve toprak... Toprağa düşen tohumun filizlenmesi, kendinde çoğalması...

Ve insan... İnsan da tohum gibi besbelli. Toprağa düşünce büyümekte, çoğalmakta... Hele kutsî bir gaye uğruna düşmüşse toprağa... İşte o zaman bayraklaşır insan ve bayrak, onun mânevî huzurunda saygıyla eğilir...

18 MART 1915...

Bu toprak uğruna toprağa düşen yiğitlerin türküsü var Mart meltemlerinde... Ömürlerinin baharında, böylesi bir bahar ayında toprağa düşen binlerce genci hatırlıyor, yâd ediyor ve o yanık türküyle yanıyoruz:

Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni...

Çanakkale şehidlerinin ağzından, belki bir ana, belki yavuklu tarafından yakılmış bir ağıt bu. Ölmeden mezara konmak... Şehidler zaten ölü değiller ki...

Çanakkale içinde aynalı çarşı,
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Ooof gençliğim eyvah!..

Çarşılar değişiyor, aynalara yansıyan çehreler değişiyor ama dünya kurulalı beri savaşlar değişmiyor. Gidenler hep gençliğine doyamadan gidiyor, acının en zağlısı yetim çocukların içini kavuruyor...

18 Mart 1915... Çanakkale Deniz Zaferi’nin 90. yıldönümünde «Çanakkale Geçilmez!» diyerek Müttefik Haçlı Donanması’nı Boğaz’ın sularına çakan yiğitleri, «Bedr’in aslanları kadar şanlı» şehidleri rahmet, minnet ve ibretle anıyoruz. Bugün bağrımıza esen hür Mart meltemlerini, o mübarek şehidlerin göğüslerinde ve alınlarında açan kan güllerine borçluyuz.

Onların diri olarak uyudukları ve sıcacık kanlarıyla suladıkları toprak, toprak değil, şehid tenidir, bayraktır. Şehid naaşına, bayrağa basılmaz.

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
(Necmettin Halil ONAN)

Evet. Bir devrin battığı ve yeni bir devrin başladığı yerdir Çanakkale... Gören gözler, kimi zaman bir çamın arkasından deniz ufkuna bakan bir çift gözle «göz göze» gelebilir. Duyan kulaklar;

Çanakkale içinde üç ağaç selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli

diye inleyen türküyü Kanlı Sırt’taki bir siperden duyabilir. Ve hisseden gönüller, Zığındere mevzilerinden murada ermemiş olanların iç çekişlerini ayırabilirler Mart melteminden...

ImageOnlar şehiddirler. Onlar okunan Fâtihaları işitirler.

Onlar toprağa can, bayrağa kan katanlardır.

Onlar ki, kefensiz yatanlardır...

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı.
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. (M. Âkif)

14 MART 1995

Tıpkı 18 Mart gibi hem göğsümüzü kabartan, hem yüreğimizi çelik bir cendere gibi sıkan bir tarih... 18 Mart denince, 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’yle göğsümüz kabarıyor ama orada toprağa düşen yiğitlerin acısıyla da kavruluyoruz. Ah şu savaşlar olmasaydı. Ah şu ölümler... Ama var...

Türk şiirinin ustalarından Mustafa Necati KARAER, 14 Mart 1995 tarihinde ebediyete göç etti...

Mart meltemi bu tarihte soğuk esecek. Üşütecek gönlümüzün ellerini. Artık elimiz ermiyor Mustafa Necati Ağabey’e...

O, unutulmaz dostluğuyla, bıraktığı eserleriyle yaşayacak hep. Dostları da birer ikişer gidiyor. Belki bir gün gelecek ki, Karaer ile yüz yüze görüşmüş, tanışmış olanlar kalmayacak. Lâkin o, şiirlerindeki yaşama sevincini ve sevgiyi yüreklere serpmeye devam edecektir:

«Boşalır gökyüzünün maviliği, / Çekilir denizlerden su, / Soğur toprak soğur yıldızlar / Tek gerçeği elindedir yaşamanın; / Sev sevebildiğin kadar.»

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
40.jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


İslâm Gülistanından Gül Toplamak İçin

ImageDİKENLERE KATLANMAK

 “–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah birdir ve Sen O’nun Rasûlü’sün. Buna böyle îman ettiğim gibi, Sana da bey’at ediyorum. Başıma ne gelirse gelsin, ölüm pahasına da olsa, bu yoldan dönmem artık...”

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
KEMALPAŞAZADE -I

Image16. yüzyılın ilk dönem ünlü şair, âlim ve devlet adamlarından Kemalpaşazade (öl. 940/1534) henüz sipahi olduğu bir sırada Sultan Bâyezid (1481-1512) ile birlikte bir sefere katıldı. Sefer esnasında dönemin mevkî sahibi kişilerinden olan Halid Paşanın oğlu İbrahim Paşa meclisindeydi. Mecliste büyük komutanlardan Evrenos oğullarından Ahmed Paşa da bulunuyordu. Tam o sırada eski elbiseli, pejmürde hâlde biri çıkageldi ve komutanları aşarak başköşeye oturdu. Kemalpaşazade şaşkınlık içinde olanları anlamaya çalışıyordu. Nice büyük komutanları aşıp başköşeye oturan bu şahıs kimdi ve niçin kimse ona mânî olmamıştı. Merakını yenemedi ve yanındakine eğilerek,

Devamını oku...
 
Bebekler Niçin Rüya Görür?

ImageRÜYALAR

Yeni doğmuş bebekleri uyurken seyrettiniz mi?

Göz bebekleri kıpır kıpır oynar durur. Bazen gülümser, bazen de dudaklarını büzer, ağlamaklı bir şekilde iç çekerler...

Bebekler, yetişkinlerden çok daha fazla uyudukları gibi, çok daha fazla rüya görürler. Bir bebeğin uykusunun yaklaşık yarısı REM uykusu denilen, göz hareketlerinin yoğun olduğu dönemde geçer. Bilim adamları rüyaların büyük çoğunluğunun da bu dönemde görüldüğünü tespit etmişlerdir.

Devamını oku...