SAYI 40 HAZİRAN 2008
DEVE Mİ, DOMUZ MU? 9 | DEVE Mİ, DOMUZ MU? 9 |
|
|
| Yazar Dr. Harun ÖĞMÜŞ | |
|
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Manzum Tarihî Tiyatro [Endülüs’te Emevî Hilâfeti çökmüş, her il müstakil bir devlet hâline gelmiştir. Hâdise, 466/1074-488/1095 yılları arasında Endülüs ve Mağrip’te geçmektedir.] DOKUZUNCU SAHNE (Yıl 478/1085) Sahnedekiler: Mûtemid, İbn-i Zeydun, Kumandan Halef bin Necah, Kumandan Muhammed bin Martin, Şehzade Reşid. Şahıslar: MÛTEMİD: Âlim ve sanatkârları seven şair ruhlu cömert bir emir. İşbîliye emiri İBN-İ ZEYDUN: Ebûbekir İbn-i Zeydun. Meşhur Endülüs şairi İbn-i Zeydun’un oğlu. Mûtemid’in ikinci veziri. HALEF BİN NECAH: Mûtemid’in kumandanlarından. MUHAMMED BİN MARTİN: İbn-i Martin, Mûtemid’in kumandanlarından. ŞEHZADE REŞİD: Mûtemid’in oğlu. (Mûtemid, devlet ricâli ve kumandanlarıyla dîvan toplantısında biraz önce ayrılmış olan Katolik Kastilya Kralı Alfonso’nun elçisinin getirdiği mektubu müzakere etmektedir.) MÛTEMİD: (Şaşkın ve tepkili) Şaşmış Alfonso gālibâ hepten; Yurdu teslîm eder miyim ona ben? Bu ne cür’et, nasıl bir istek bu? Bilmiyor bizlerin kim olduğunu! Ey vezirler ve ey kumandanlar! N’idelim? Söyleyin danışmanlar! İBN-İ MARTİN: Hayli küstah bir elçi göndermiş, Sanki, tahrîk için emir vermiş… İBN-İ ZEYDUN: O zaman biz bahâne vermeyelim, Böyle bir demde harbe girmeyelim. HALEF BİN NECAH: Lâkin olmaz mı şânımız lekedâr? Bak gâvurlar nasıl da cür’etkâr! İBN-İ ZEYDUN: Şimdi davranmamak gerek fevrî, Savalım harbe girmeden şerri... ŞEHZÂDE REŞİD: Sonra fırsat bulunca cenk ederiz, Küstah Alfons’a arzı tenk ederiz! HALEF BİN NECAH: Sulhun imkânı var mıdır acabâ? Diyecektir ne versek: «Az bu bana!» Köklü bir çâre bulmamız lâzım! Hem vakār içre kalmamız lâzım! İBN-İ ZEYDUN: Dediğin köklü çâre harp iledir! Harbe girmekse şimdi gāiledir! MÛTEMİD: Görürüm bitmez ihtilâflarınız, Sulh eden var ya, harp eder yarınız, Sulhun artık kapandı devri, fakat; Yalınız harbe girmemiz de sakat! Fas’a başvurmamız gerek nâçâr; Bize Yûsuf1 olur, olur ise yâr. REŞİD: (Resmiyeti bırakarak atılır) Baba! İşgalci dâvet etmek bu! Kurda ısmarlanır mı tâze kuzu? Berberîler girince Endülüs’e, Kapılırlar çeşit çeşit hevese... MÛTEMİD:
Müslümanlar gâvur ellerde kalır hor ve hakir. Bir gücün yurdumu işgāli muhakkaksa eğer Müslüman olsun o güç bâri behey gāfiller! Müslüman hükmünü tercîh ederim kâfire ben, Deve gütmek iyi elbette domuz gütmekten!2 (Bu söz üzerine itirazcılar ümitsiz ve üzgün bir şekilde başlarını yere eğerler. Mûtemid devam eder.) Aldı Alfonso dün Tuleytula’yı, Sardı el-an güzel Seraksita’yı, Böyle, elden tüm Endülüs gidecek, Bize mahşerde Hak gazap edecek! Toplanıp tez vakitte tüm ümerâ, Bir heyet gönderirsek Afrika’ya; Koşar imdâda canla Bin Taşfîn, Kurtulur ülkemiz ve dîn-i mübîn! Ümerânın tamâmı Kurtuba’da Olacaktır. Haber salın yurda! Çoğu zâten bu fikre mâildir, Buna kim karşı gelse gāfildir! (Kararını vermiş olmanın rahatlığı içinde keyifle ekler) Bulun artık da bir çalımlı hitap, Yazın Alfons’a bir şerefli cevap!3 (Ara) (Devam edecek.) 1 Yusuf bin Taşfîn: Kuzey Afrika’da Murâbıt İmparatorluğu’nun kurucusu dindar bir hükümdar. 2 Mûtemid’e ait olan bu sözün, aslı mensur olup:
şeklindedir. Vezni: feilâtün / feilâtün / feilâtün / feilün (fâilâtün) (fa’lün) 3 Vezni: feilâtün / mefâilün / feilün (fâilâtün) (fa’lün)
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Bu garip yurda Yusuf gelmese Alfonso gelir,