ANA SAYFA arrow MİZAH arrow GÜLME KOMŞU FIKRALARINA... DÜŞÜN!
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





GÜLME KOMŞU FIKRALARINA... DÜŞÜN! Yazdır E-posta
Yazar Hamza CAN   
Image

Nasreddin Hoca fıkralarının çoğu hoca ile komşuları arasında geçer.

Hoca, cimri komşularının baş belâsıdır. Onları cömertliğe alıştırmak için balıkları konuşturur, davet edilmediği sofralara hanımını kovalarmış gibi dalar, tepsilerin dolu tarafını hanımının kulağını çekiyormuş gibi önüne çevirir.

İÇİM YANIYOR!

Nasreddin Hoca’yı çok cimri komşularından birisi yemeğe çağırır. Sofraya otururlar. Fakat iki kişinin karnını doyuracağı sofraya toplam dört adet zeytin, iki haşlanmış yumurta, bir tutam tuz, iki dilim ekmek ve birer bardak su gelir. Nasıl olduysa yemeğin üstüne bir kaşık bal da ikram etmeyi düşünen ev sahibi, bal çanağını sofranın altına koymuştur.


Bunu gören Hoca, çanağı sofraya koyduğu gibi başlar ekmeksiz kaşıklamaya...

Balın gittiğini görünce, cimri komşunun canı çıkacak gibi olur. Ne desin?

“–Hocam” der, “ekmeksiz yersen için kıyılır.”

Hoca aldırış etmeyip balı yemeye devam ederken seslenir;

“–Kimin içinin kıyıldığı belli.”

Anlayışsızlık, kabalık ve cimrilik gibi hâllere Hoca mutlaka bir karşılık verir.

Bir gün Hoca böyle anlayışsız bir adamla yolculuk eder. Yolcular, azık karıştırırlar, ekmek bölüşürler. Yol hâlinde, kardeşlik daha bir pekişmelidir. Onlar da ortak bir kâse  yoğurt temin etmiş, yiyeceklerdir.

Kaba adam, kaşığıyla yoğurdu  ikiye böler, heybesinden çıkarttığı şekeri kendi tarafına döker.

Kabalığın, görmemişliğin dik âlâsı... Hoca da hemen heybesinden sirke şişesini çıkarır, tam kâseye dökecekken, adam elini tutar:

“–Ne yapıyorsun hoca! Mahvedeceksin yoğurdumuzu!”

“–Niye efendi, sen kendi tarafına şeker dökersin de, ben kendi tarafıma sirke dökemez miyim?”

Muhabbete limon sıkan dostun, yoğurduna sirke döker Hoca!..

GİZLİSİ MÜBAH DA
AÇIĞI MI AYIP!

Bir kıtlık zamanıdır. Herkes kilerlerine doldurduğu gıdaları tüketmekte, kimse yoksulu düşünmemektedir. Hoca bir ders vermek ister, alır eline ekmeği, çarşının ortasında yemeye başlar.

Hemen başlar ayıplamalar:

“–Hoca efendi, herkesin gözü önünde böyle ekmek yemek ayıp değil mi? Hem de kıtlık zamanı!”

Hoca yapıştırır:

“–Komşular açken duvarların ardında gizli gizli tıkınmak ayıp değil de, bir tek açıkta yapılanı mı ayıp? Komşular! Komşunuz açken tok yatmanız, ya her zaman, her yerde ayıptır, ya da hiç ayıp değildir.”

ONU ALLAH DOYURUR DA

Hoca bir köye Ramazan için geçici imamlığa gider. Fakat bahtına, köy halkı pek cimridir. Hoca ne yer, ne içer soran yok! Ne iftara çağıran var, ne sahurluk getiren...

Hoca çıkar kürsüye Hazret-i İsa’yı anlatmaya başlar:

“Hazret-i İsa, dördüncü kat semâya yükseltildi. Dördüncü kat semâda, nüzûl edeceği zamana kadar bekleyecek...” derken bir köylü sorar:

“–Hoca efendi, Hazret-i İsa, dördüncü kat semâda ne yer, ne içer?”

Hocanın âsâbı bozulmuştur!

“–Be cemaat! Hazret-i İsa, Allâh’ın misafiri... Rabbimiz onu neyle doyurursa doyurur. Kaç gündür köyünüzde misafirinizim. Şu hoca ne yer, ne içer diye sorsanıza!”

Komşu komşunun külüne muhtaçtır ya, komşular birbirlerinden yiyecek, içecek, kap-kacak vs. isterler, alırlar. Emanet vermek bir iyiliktir ve iyiliğin karşılığı âhirette beklenir. Dünyevî kazanç ve kayıplar, pek önemli değildir. Kazan öldü fıkrası bunu anlatır bize...

İnsan cömert olmalı, komşusundan bir şey esirgememeli fakat bunu istismar etmek, istemeye, yüzsuyu dökmeye alışmak da hoş değildir. Hocayı cimri gibi gösteren fıkralarda aslında, Hoca komşularına bunu öğretmeye çalışmaktadır. Bundan dolayı, Hoca ipe un serer, ahırda anırtısıyla kendisini belli eden eşek hakkında «Yok!» çeker... Sirkeyi esirger:

KIRK YIL KALIR MIYDI?

Komşusu hocanın kapısına gelir; “Kırk yıllık sirke var mı?” diye sorar.

Hoca;

“–Var ama vermem!” der.

“–Aşk olsun hoca, niçin vermiyorsun. Hastamız var, kırk yıllık sirke lâzım...”

“–Yahu komşu! Her isteyene versem, kırk yıl kalır mıydı?”

Hoca, komşuluğun kırk yıllık hatırını bilmeyen biri değildir.

Hoca, adı üstünde hocadır. İnsanları din ve âhiret konusunda düşünmeye sevk eder. Derdi tebliğdir, bunu latif, latifeli bir mizahla, nükteli esprili bir şekilde yapması, üslûbunun güzelliğindendir...

BİNDİĞİNİZ DAL...

Nasreddin Hoca, köy meydanındaki koca çınar ağacının üzerine çıkar, elindeki testere ile bindiği dalı kesmeye başlar.

Görenler;

“–Aman Hocam, bindiğin dalı kesiyorsun, düşeceksin!” diye bağırırlar.

Hoca bir yandan kesmeye devam eder, bir yandan seslenir:

“–Bu dalı kesenin yere düşeceğini hepiniz aklettiniz de, ben size yıllardır âhiretin dalı olan dünyanızı keserseniz cehenneme düşersiniz diyorum, neden hâlâ aklını çalıştırmıyorsunuz!..”

Fakat şu tatlı üslûba rağmen; “Sen bu işlere karışma hoca!” lakırdısını da işitir.

GEL SÖZÜNÜ DİNLEYELİM

Hocanın köyünde; zengin, kaba-saba bir adam yaşamaktadır. Etrafı sağlam taş duvarlarla çevrili, içinde çok çeşitli meyve ağaçları olan büyük bir bahçe içinde, üç katlı kocaman bir evi olan bu adam ancak cumadan cumaya namaz kılar. Pek de kibirlidir. Süslü ve pahalı elbiseler giyer, gururla dolaşır. Hoca, vaazında, bu adamın işine gelmeyen meselelere temas ederse;

“–Hoca, sen âhiret işlerine bak! Sen dünya işlerinden anlamazsın!..” der bilgiçlik taslar.

Bir gün bu zenginin evinde yangın çıkar. O sırada cemaat öğle namazından çıkmaktadır.  Adam camiye doğru koşup, Nasreddin Hoca’ya ve cemaate hitaben;

“–Aman Hocam yetişin! Evimden alevler çıkıyor. Şu yangını söndürelim.” diye feryat eder.

Hoca sakin ve aldırışsız bir sesle cevap verir:

Image

“–Komşu! Biz âhiret işlerine bakıyoruz. O yangın bizim asla karışmamamızı istediğin bir dünya işidir. Hem meraklanma. Ev birkaç saat içinde kül olur ve yangın da söner. Âhirette, ateşten bir evde ebediyyen yaşamaktan korkmayan; senin gibi cesur, yiğit, zengin, akıllı bir adamın böyle ufak bir yangın için telâş etmesi de pek anlamsız!”

Eee, hoca; “Sizin ev yanıyor hoca!” diyenlere bile;

“Biz hanımla iş bölümü yaptık, iç işlerine o bakıyor!” diyen bir insan...

ALO! SESİM GELİYOR MU?

Bir gün Hoca çıkmış minareye, ezan okuyor. Bakmış karşı taraftaki komşular, lâk lâk ediyorlar. Ne ezana hürmetleri var, ne namaz hazırlığı... Hoca başlamış sesini yükseltmeye... Değişen bir şey yok. Bakmış olmayacak, inmiş minareden, komşularının evine doğru hem koşuyor, hem ezan okuyor. Komşular hiç görmedikleri bu manzara karşısında şaşırmışlar;

“–Ne yapıyorsun hoca?” diye seslenmişler.

Hoca, ezana ara verip, cevap yetiştirmiş:

“–Sesimin nereye kadar ulaştığını merak ettim de; arkasından koşuyorum!”

Sağ olasın Nasreddin Hoca, sesin asırlar öncesinden bize kadar geldi. Sadece komşularına değil, torunlarının torunlarına da...  

 
 
Yüzakı Kitapları
Okuma Aşkı
Okuma Aşkı

İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi