KAPAK | DOSYA
Image

Eğitim-öğretim, tebliğ; her zaman söz ile dile gelir.

Konuşmak, beyan kabiliyeti, fasâhat, belâgat, hitabet... Eğitimcinin en mühim vasıtasıdır.

Peygamberlerin en başta gelen usulleri; sohbetti, hatırlatmaktı, tebliğ etmekti, okumaktı, öğretmekti.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Zuhûr eder biri bir gün deyip de bekleme hiç,
«Bugün, bu can!» diyerek ey yiğit, şu gerçeği iç;
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





MODERN YALNIZLIK Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN aytutkun@gmail.com   

Image

Malî durumuna göre güzel sitelerde veya rezidanslarda yaşamak büyük şehirlerdeki modern insanın tercihi oluyor artık. Görünen o ki; modern çağın pisliklerinden, gürültülerinden, olumsuzluklarından uzak olmak, korunmak ve rahat etmek için böyle bir tercihte bulunuluyor. Sitelerin etrafına örülen yüksek duvarlar, kapılarına konulan bekçiler; güvenliği sağlamakla birlikte, içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye olan iletişimi ve münasebeti de kesiyor. Çağımızda her şehirlinin hayalini kurduğu bu sistemin, sıradan bir apartman hayatından daha tehlikeli olan yanı; ona sahip olan ya da sahip olmak için uğraşanların, her geçen gün daha çok maddî imkâna kavuşması, fakat daha çok yalnızlaşması oluyor!


Çok çalışan, çok üreten, çok kazanan insanların çok kazanmayla alâkalı hayat tarzları; gerçekte bir ihtiyaç olan sıcak ilişkiler geliştirmenin önünde başlıbaşına bir engel teşkil ediyor. Anne-babalar işte, çocuklar kreşte, yaşlılar huzurevinde... Çok kazanıp, çok harcayan kapitalist sistemin insanları; ev, ülke ve dünya ekonomisini canlı tutuyor!.. Hiç kimsenin çoluk çocukla, yaşlılarla, komşularla, ihtiyaç sahipleriyle ilgilenerek kaybedecek zamanı yok! Modern insan çalışmalı, çok çalışmalı, çok kazanmalı, başarmalı ve mutlu olmalı!..

Öyle ya batıdan ihraç ettiğimiz “kişisel gelişim” metodları, pedagoji eğitimleri insana bunu öğretiyor. Çünkü batı menşeli ilim; hiçbir zaman «insan» için var olmamış, hep kapitalist düzenin işlemesi için var olmuştur. Okumak için dershânelere, başarmak için seminerlere, çocuk yetiştirmek için psikolojiye, bunları başaramadığımızda bozulan psikolojimizi düzeltmek için psikologlara ve psikiyatristlere ihtiyaç duyar hâle getiriliyoruz.

Başından kalkamadığımız televizyonlarımız da bize çok sıkıldığımızda eşimizle, dostumuzla, komşumuzla emr bi’l-mâruf nehy ani’l-münker bâbından derdimizi paylaşmayı değil de devâsâ AVM’lerde alışveriş yaparak kendimizi rahatlatmayı telkin ediyor. Neden? Kapitalist sistemin ekmeği yağ istiyor da ondan!

Böylelikle yalnızlaşmak, kalabalıklar içinde yalnız olmak, samimî sıcak dostluklar kuramamak; günümüz insanının en önemli meselesi hâline geliyor! Modern toplumun yalnız insanlarında; kalp krizlerinin, kanserin, depresyonun, obsesyonun, uyku problemlerinin, hipertansiyonun, psikosomatik bozuklukların ve alzheimerın ortaya çıkma ihtimali yükseliyor.

Antalya’da düzenlenen Akademik Geriatri 2011 Kongresi’nde başkan Prof. Dr. Servet ARIOĞUL; yalnız olan insanlarda alzheimer riskinin, yalnız olmayanlara göre daha fazla olduğunu söylemiştir... İntiharın ve psikolojik problemlerin en çok yaşandığı toplumlardan biri olan Amerika’daki bir araştırmaya göre 1980’li yıllarda her Amerikalı’nın ortalama en az 2-3 arkadaşı varken bu rakam son yıllarda bire düşmüştür...

İstatistiklere göre depresyon, intihar ve anti-sosyal kişilik bozukluğu oranları; batı toplumlarında, doğu ve Akdeniz toplumlarına kıyasla açık ara daha yüksektir...

Bu farkı ortaya çıkaran ve doğu toplumlarını koruyan en güçlü faktörün ise; öz kültürleri, insan ve birbirleriyle irtibat merkezli hayat tarzları olduğu düşünülüyor... Aile bağları; eşlik, dostluk, arkadaşlık, komşuluk ilişkileri; doğum, ölüm ve evlilik merasimleri; gelenekler, sosyal alışkanlıklar ve insanî paylaşımlar aracılığıyla kurulan destek ağları, iletişim, dayanışma ve duyarlılık en belirgin ve en değerli koruyucu âmiller olarak görülüyor...

İçinde yaşadığımız toplumla, akrabalarımız, iş arkadaşlarımız, komşularımız ve ailemizle güvenli, yoğun, samimî ve keyifli münasebetler kurmak; sağlığımızı korumanın, geliştirmenin ve normal insanlar olmanın en önemli parçalarından biri olmuştur artık.

Image

Komşu ziyaretleri, aile-akraba görüşmeleri, bayram gezmeleri eskisi gibi önemsenmelidir. Belki biraz daha az çalışarak, belki biraz daha az eğlenerek, belki de biraz daha gayret göstererek «facebookta ve e-mail»lerde bulamadığımız sesin sıcaklığını aramaya eskisinden daha çok ihtiyacımız vardır. Arkadaş listemizde ekli yüzlerce dost, dünyanın bir ucundaki “sanal” oyun arkadaşları yalnızlığımıza çare olamamaktadır. Bağlar ve bağlılıklar azalırken bağımlılıkların arttığı modern çağda, insanlar sıcak ilişkilere ihtiyaç duymaktadır. İnsan; sosyal bir varlıktır, onun yalnız yaşaması mümkün değildir. Bu yalnızlığı; ne internet, ne alışveriş, ne de çok kazanmak doldurabilmektedir.

Bir başka şehirde yaşayan akrabalarımız, aynı fikri paylaştığımız şehrin öbür ucundaki arkadaşlarımız da; büyükşehirlerin insanlarının yalnızlığını gidermeye çoğu zaman çare olamamaktadırlar. Modern çağın meşgul insanlarının da ne kendilerine ne etraflarına yalnızlıklarını unutturacak vakitleri vardır. Batı toplumlarının çok çalışmaktan, çok kazanmaktan, çok harcamaktan, modern çağın tuzaklarına kapılmaktan dolayı düştüğü duruma düşmeden önce kendimize gelmeli, ne yapıp ne edip bizi biz yapan, bizi sosyal ve sağlıklı yapan arkadaş, akraba ve komşuluk ilişkilerine geri dönmeliyiz. Sıkıldıklarında kahvesi içilen, üzüldüklerinde ve sevindiklerinde duyguları paylaşılan, ihtiyaç olduğunda borç istenen, gerektiğinde maddeten ve mânen güvenilen kişilerle komşuluklar kurabilmek; yalnızlığın ilâcı olacak ilk ve önemli başlangıçlardır. Deli gibi çalışma ve kazanma hırsı sebebiyle bize lâzım olan başka dengeleri kaybetmek, hiç hikmetli gözükmemektedir. Modern hayatın örselediği komşuluk ilişkilerine sahip çıkmak, modern yalnızlığın ilk ilâcı gibi gözükmektedir.

Mahallemizde ya da apartmanımızda çok sıkıntılar çekmiş Ayşe Teyze’den dinleyeceğimiz hikâyeler mutlaka vardır. Maddî durumu iyi olmayan Fatmalarla paylaşılacak lokmalar, iyi evlâtlar yetiştirmiş Hüseyin Amca’lardan öğrenilecek püf noktalar, bizim çocukların onların çocuklarından örnek alacağı güzel huylar vardır. Yeni evli, huzursuzluk yaşayan Ali ile Zeynep çiftinin bizden edineceği tecrübeler, kimsesiz Hatice Nine’nin bizden nasipleneceği bir tas çorbayla içinde yeşerteceği umutları da mutlaka vardır.

Ve yanımızda, yanıbaşımızda birkaç adım ötemizde akrabalarımızdan ve arkadaşlarımızdan da daha yakın komşularımız, birbirimize yalnızlık çektirmeyecek en kıymetli varlıklardır! Bir şekilde vakit bulup, gayret gösterip; bu ilişkileri tekrar canlandırmak elzemdir.

 
< Önceki
 
84.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
İKİ MÜHİM İHMAL...

Image

Bu yazı dizisi, hayalî bir roman tekniğiyle değil, cemiyetin içinde yaşadığı hâdiseler ve ulvî hakikatler etrafında oluşan gerçekleri ve meseleleri canlandırma, tasvir, konuşma ve sohbet üslûbu ile kaleme alınmıştır. Bir yanda zulmet ve onun hüsran dolu ahvâli, diğer yanda ezelî ve ebedî nûrun nimet ve bereketli ahvâli. Bu ikisinin arasında zulmetten nûra açılan bir hidâyet penceresi...

İKİ MÜHİM İHMAL...

Orhan; dünya ve âhiretine faydalı, ihlâsla mezcolmuş gerçek ilme, aşk ile sarılmıştı. İlâhiyat Fakültesindeki derslerini, sadece okulda verilenlerle yetinmeden etraflı bir şekilde tahsil ediyordu. Özellikle hâfızlığını da tekrarlıyordu. Geleceğin dünyasında tebliğin zarûrî bir şartı gördüğü İslâmî kültür ve irfânını artırmak için elinden gelen gayreti gösteriyordu.

Bu çerçevede;

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
VASIFLI İNSAN, NASIL YETİŞİR?

Image

Özel bir lisede, İskender PALA’nın «Od» romanını okuyan öğrencilerle sohbet ettik.

Aşkın odu, ciğerimi yaka geldi, yaka gider...
Garip başım; bu sevdayı çeke geldi, çeke gider...

diyen Yûnus’u; şiirli bir dille romanlaştıran İskender PALA’nın eserini çocuklar, dikkatle okumuştu. Duygularını anlatmalarını istedim. Önce konuşmaya çekindiler, sorularla rahatlamalarını sağlamaya çalıştım.

Benim en beğendiğim bölüm:

Taptuk Emre, Yûnus’a sorar:

“–Bu kadar yılda ne kazandın?”

Devamını oku...
 
AİLE ARŞİVİMİZDEN İKİ FOTOĞRAF

Image

1900’lü yılların başı. Yedi düvel, bir posta saldıran yedi sırtlan gibi Osmanlı memleketinden parçalar koparmaya çalışıyor. Ülke, seferberlik hâlinde. Vatanın her köşesinde eli silâh tutanlar anadan, yârdan, yavrudan kopup Kafkaslardan Balkanlara, Afrika’dan Arabistan’a cephelere sevk ediliyorlardı.     

Gidenlerin de, yolcu edenlerin de aklında aynı yakıcı soru vardı:

«Acaba dönmek nasip olacak mıydı? Nasip olsa bile ne zaman, ne hâlde döneceklerdi?»

İşte bu günlerde Konya’nın Elmacı    Köyü’nde; kara yağız, uzun boylu, iri yapılı bir delikanlı yolcu ediliyor. Köyün çıkışında aile fertleri ve köylüleri ile sarmaş dolaş olan asker; gözyaşlarını saklamaya çalışan nişanlısıyla mahcup, kaçamak bakışlar dışında vedâlaşamıyor bile.

Devamını oku...