KAPAK | DOSYA

Image

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afîf âile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı, asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak...
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.

Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Kimisi gardaştır kimisi bacı,
Bizimle ağlayıp güler komşular...
Sevgidir, dostluktur derdin ilâcı,
Neşeyi, kederi böler komşular...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





KİŞİ, SEVDİĞİ İLE BERABERDİR Yazdır E-posta
Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)   
Sohbet üzreydi Nebî, ashapla,
Yandı Sevban, o güzel mehtapla.

Bir keder doğdu ki kor gönlünde;
Tâ Nebî’nin gözü fark eyledi de,

Sordu âhir: «–Bu ne hâldir Sevban?»
O sahâbî dökerek yaşlar o an,

Dedi: «–Annem ve babam, ben de fedâ,
Yâ Nebî, hasret-i zâtın, bu edâ!

Sana firkatte geçen her bir an,
Bana bambaşka derin bir hicran!

Şimdi dünyâda bu hâldeyse yürek,
Yârın ukbâda ne eyler diyerek,

Düşünüp durmadayım dert ile ben,
Sen nebîlerle berâberce iken,

Bilemem nerde bu Sevban olacak!
Üstelik cennete koymaz ise Hak,

Sen’i görmek şerefinden -mâlûm-,
Kalırım gayri tamâmen mahrum.

Yâ Nebî, işte bu hâl bende cefâ,
Gece-gündüz yakıyor, var mı şifâ?»

«–Çekme hiç gam!» dedi Dînin Senedi,
Şarta dikkat çekerek müjdeledi:

«Kişi şâyet kimi sevmişse, –bugün–,
Dâimâ onla beraberdir –o gün–.»1

Ne büyük müjde bu, âşıklar için,
Ey sevenler, bunu düstûr edinin!

O berâberlik için aşk olacak,
Yüce ahlâk ile içler dolacak!

Gül’e lâyık olacak her şeyimiz,
Dâimâ benzeyecek yüzdeki iz!

Olacak cân evi, ashâbı gibi;
İşte zâhir, ne buyurmuş Rabbi:

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ
 وَالَّذٖ۪ينَ مَعَهُ اَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰیهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا سٖ۪يمَاهُمْ ف۪ٖى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَمَثَلُهُمْ فِى اْلاِنْج۪ٖيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغٖ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً
 وَاَجْرًا عَظ۪ٖيمًا

«O Muhammed ki Rasûlullah’tır!
O’nla birliktekiler, –âgâhtır–;

Karşı kâfirlere şiddetli, çetin,
Merhamet dostu fakat birbirinin.

Sen o ashâbı, rükû hâlinde,
Secde hâlinde görürsün bir de,

Yüce Allah’tan –o seçkin erler–,
Hem lütuf hem de rızâ isterler.

Yüzlerinden okunur hâlde izi,
Öz alâmetleridir secde izi.

Var bu, Tevrât ile İncil’de de, hak:
İşte onlar, filizinden çıkarak,

Güçlenip gövdesi üstünde duran,
Bir ekin benzeri, eyler hayran,

Hoşlanır ekmiş olanlar, kol kol,
Yüce Allah da çoğaltıp bol bol,

Hem verir onlara kuvvetli edâ,
Çatlatır kâfiri, hep böyle Hudâ.

İçlerinden, yüce Allah ki yine,
İnanıp sâlih amel işleyene;

Bir büyük ecri ve hem mağfireti
Lutfedip söz vererek va’detti...»2

Ne azizdir bu mükâfâta eren,
Yücelir, gönlünü Mahmûd’a veren!..

1 Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165.
2 el-Fetih, 29.

Vezni: feilâtün / feilâtün / feilün
          (fâilâtün)                  (fa’lün)
 
Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
Bir Saâdet Ölçüsü HAYATA BAKIŞ TARZI
Image

Bir nesne; farklı açılardan ve farklı yerlerden bakıldığında, duruma göre, farklı ölçü ve şekillerde algılanabilir. Bu izâfiyet; mefhumlar için de geçerlidir. Nitekim insanın rûhî keyfiyeti, idrak, zekâ, muhâkeme, müktesebât... gibi zihnî değerleri çerçevesinde; bir mesele hakkındaki kanâati de farklı tarzlarda tezâhür edebilir. İnsanlıkla beraber başlayan, nefsâniyet ve ihtiraslarla körüklenen fikrî ayrılıklar; amansız mücadelelere de sebebiyet verir. Cemiyetler; boş ve kısır ihtilâflar girdabında, buhranlarla can çekişir. İçtimâî hayatı ifsad eden bu fenalıklar; daha Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın oğulları zamanında başlamıştır. İhtiraslarına esir olan Kābil, akl-ı selîmi temsil eden Hâbil’i öldürerek ilk cinayeti işlemiştir.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
KOMŞU HAKKI ve TEBLİĞ...

Image

Yurt dışında bir vatandaşımız denk getirir, bir daire satın alır. Standardı belli olduğu için alış veriş öncesi içine girmemiştir. Tabiî anahtar eline geçtiği gün heyecanlıdır, hemen oraya yönelir.

Daire, güzel bir semttedir. Binanın önü ferah. Girişi rahat.

Yeni ev sahibi sıfatıyla bizimkinin memnuniyeti yüzüne de diline de yansımıştır. Yanındakilerle beraber neşeli neşeli binaya girer. Satın aldığı dairenin önüne bir hamlede ulaşır.

“–Güle güle oturmak nasîb olsun!” temennileri arasında anahtarları cebinden çıkarır. Uzun zamandır ilk defa anahtar görmüş olan kapalı kapıyı; «bismillâh» deyip açar.

Kapı, epey vakit açılmamış olduğundan dolayı, yata yata dizleri kireçlenmiş hasta gibi biraz tutukluk yapar. Fakat nihayet hatırını soran birinin çıkması üzerine, hoş geldiniz dercesine kendince keyifli sesler çıkartır. Duyduğu sevinci daha içten göstermek için de; haftalarca, aylarca, belki yıllarca birike birike üst köşesinde katman oluşturmuş tozları, gelenlerin başına sanki inci serpiyormuşçasına cömert bir şekilde yağdırır.

Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...